Bursa'nın hemen üzerinde, Uludağ yamaçlarında bir mesire yeridir

Bazı kayıtlarda köy olarak da kaydedilmiştir. Sultan I. Murad’ın vakfıdır. Hemen yanında da Hızır-İlyas adlı bir başka yerleşim yeri varmış. XVI. yüzyıl belgelerine göre köyde yaşayanların en önemli geçimi kestane ve ceviz üretimi imiş. Burada Kırklardan olan Abdal Murad’ın tekkesi ile türbesi olduğu için bu ad verilmiştir. Menthon’a göre Bizans döneminde burada Trichalice Manastırı vardı. Yazara göre Abdal Murad, Hıristiyan keşişlerinin yerine geçen ilk Müslüman keşişin adıdır. Çünkü bu yer Türklerin işgalinden sonra uzun yıllar boyunca dervişlerin inziva yeri olarak hizmet vermiş. Lâmi Çelebi, Şehrengiz’inde bu mesireden övgü ile söz eder. Esnaf örgütlerinin, çıraklıktan ustalığa geçiş törenleri de burada yapılmaktaydı. Törenlerde burada kazanlar kaynatılıp yemekler yenirmiş. Evliya Çelebi de bu mesireden övgü ile söz eder. Buradan kentin her tara­fının görüldüğünü belirten Çelebi, göğe yükselmiş çınarlar, salkım söğütler, şimşir ve servi ağaçlarının varlığının mesireyi doyumsuz kıldığını yazmaktadır: “Uludağ'ın eteğinde yüksek bir tepe üzerinde bir vadidir ki, Bursa’nın her tarafı görünür. Çimenlik, ferahlatıcı bir yerdir ki, sanki Allah tarafından toprağa yeşil kadife döşenmiştir. Burada göğe yükselmiş çınarlar, kara ağaçlar, salkım söğütler, ardıç, şimşir ve servi ağaçları vardır ki, gölgesinde on bin insanı barındırır!.. Bazı ağaçlarında yaban asmasından, sağlam ipten salıncakları vardır. Dostlar ve güzeller salınıp birbirlerine salıncak çekerler. Birkaç yerinde kibarların toplandığı peykeler ve Namazgâh sofaları vardır. Mutfaklarında akarsu ile kebap dolapları vardır ki, durmadan ateşte suyun çevirdiği dolaplarda kebap pişer.” Burada Karanfil Dede adlı bir yatır da vardır. Azerbaycan'dan gelerek Bursa'nın fethinde bulunmuş bir kişi imiş. Kendi adını taşıyan düzlükteki tepede gömülüdür. Bernard, 1842 yılında, Abdal Murad’ın kullandığı ağaçtan kılıcının halen tekkede olduğunu yazar. Önceleri buradaki kılıç gerçek imiş. Avrupalı gezginler ise bu kılıcın ünlü aziz Ronald'ın olduğunu yazmışlardır. Sultan I. Ahmet bu kılıcın bir miktarını kestirerek Hazineye vermiştir. Bugün ise mesire ve mahalle yoğun olarak yerleşime uğramış olup, mesire özelliğini tümüyle yitirmiştir. 1840 yılında Bernard bu mesireyi şöyle över: “Abdalmurad mesiresi çok hoştur. Musluklarından billur gibi berrak ve temiz su akan çeşmeleri ve civarında süratle ovaya inerek değirmenleri döndüren küçük derelerin çağıltısı, bu mesirenin güzelliğini artırır. İnsan, gördüğü türlü güzellikler nedeniyle buradan ayrılmak istemez. Doğa o kadar cömert davranmış ki, her tarafı öyle bezemiş ve süslemiş ki, bu güzelliğe insan eliyle bir şey katmaya gerek kalmamıştır.”

Raif Kaplanoğlu