YİNE KARAKTER ZAMANI!


Son dönemlerde teknik direktörlerin ağzında bir “karakter” lafıdır gidiyor. Tabii yaptıkları diğer bütün değerlendirmeler gibi karakter kavramını da skora göre kullanıyorlar.



Kazanılan maçlarda oyuncularının sahaya çok iyi karakter koyduğunu söylüyorlar, kaybedilen maçlarda ise oyuncularının sahaya karakterlerini yeterince yansıtamadıklarından yakınıyorlar...

Artık nasıl bir şeyse bu sahaya karakter koymak ya da koyamamak!..

Bakıyorum da; Mustafa Er’de modaya uymuş. Son Ümraniye galibiyetinin ardından öğrencilerine yönelik yaptığı konuşmada ‘Oyuncu grubumuz kazanmamız gereken maçta gerçek bir karakter ortaya koydu’ sözleriyle sonucu değerlendiriyor.

Hocalar oyunu ağırlıklı olarak hırs, arzu, istek, coşku kavramlarıyla açıklıyorlar ya. İşte, her defasında bunları tek tek saymamak için “karakter” kelimesi ile meramlarını kestirmeden anlatıyorlar gibi...

 “Karakter”in, bu kavramların hepsini kapsadığını düşünüyorlar belli ki. Onlara göre karakter demek; hırslı, istekli, arzulu, coşkulu oynamak demek…

Evet, karakter diyerek kendilerince takımı galibiyete taşıyan oyuncularının kişiliklerindeki iyi/olumlu özellikleri vurgulamayı amaçlıyorlar. Bunu, ortaya çıkan skora göre dile getirmeleri ise oldukça tuhaf...

Berabere biten Bursa’daki son Gençlerbirliği maçında Mustafa Hoca’nın öğrencileri ne yani sahaya karakter koymadılar mı?

Skor, oyuncuların karakterini göstermez. Diğer bir deyişle karakter, skordan bağımsız bir olgudur. Skora göre var olmaz ya da yok olmaz. Skorla ilintilendirilemez, ölçülemez.

Kazanan takımın oyuncuları için “Sahaya karakter koydular” lafı nasıl ki hiçbir şey ifade etmiyorsa, kaybeden takımın oyuncuları için söylenen “Sahaya karakter koyamadılar” lafı da aynı şekilde hiçbir şey ifade etmez. Kazanan takımın oyuncularının karakterli, kaybeden takımın oyuncularının ise karaktersiz oynadıklarını iddia etmek, tam bir saçmalık…

Her şey bir yana, karakter kavramı, fazileti temsil eden doğruluk, dürüstlük, alçak gönüllülük gibi ahlaki niteliklerle donandığı ölçüde anlam kazanır. Aksi takdirde boş konuşmaların öznesi olmaktan öte bir değer taşımaz...

Etkilemek ya da baskı altına almak için her pozisyonda hakemin başına üşüşüp itiraz eden, hakemi yanıltarak haksız penaltı kazanmaya ya da rakibine kart göstermeye çalışan, takımı skor avantajı yakaladığında sakatlık numarasıyla zaman çalan oyuncuların karakterli davranış sergilediği söylenebilir mi?

Biz de Mustafa Er’in üstüne basa basa söylediği bu kavrama Bursaspor’un acil ihtiyaç duyduğu mantığıyla bir kereliğine yola çıkarsak; ‘karakter’ denilen nesne her nasıl bir şeyse;  ‘Aman sevgili hocam ne olur; Bandırma maçında öğrencilerini sahaya bir kere daha karakter koymaları için lütfen uyar...”

 

 

Yorum Ekle