Yeter ki bil…


Size, çok gezen mi yoksa çok okuyan mı bilir diye sorulduğunda cevabınız ne olurdu acaba? Benim de bu soruya dair bir cevabım var elbette. Ama öncelikle sizlerle birlikte durum tespiti yapmak isterim.



İlk önce çok gezene bakalım…

Mesela çok gezen acaba nereleri gezmiş? Gezmiş ama gezdiği yerlerden aklında ne getirmiş? Gezip de öğrendikleri hayatına ne katmış? Hayatına kattıkları hayatını değiştirmiş mi? Gezmek tüm bunları sağlamışsa harika ama sağlamadıysa tam bir fiyasko. Kısacası gezen boşuna gezmiş. Ayrıca hem zaman hem de para kaybetmiş.

İkinci bölümde ise çok okuyana bakalım…

Mesela çok okuyan ne okuyor acaba? Sabahtan akşama kadar pembe dizi romanları mı yoksa Mevlana’dan Mesnevi‘yi mi? Veya okuduğu kitaplardan ne öğreniyor? Öğrendiklerini kiminle paylaşıyor? Öğrendikleri yaşamını ne kadar değiştiriyor? Değişen yaşamı onu ne kadar bilge yapıyor?

Okumak tüm bunları sağlamışsa bir şeyler değişmiş demektir ki, bu şartlar altında okumak işe yaramıştır. Ama değişmemişse okuyan için de yine hem zaman hem de para kaybı olmuş demektir.

Gelelim üçüncü bölüme yani benim görüşüme…

Okumak da iyidir, gezmek de. Ama kendini bilmek. Ah işte o kendini bilmek yok mu? O hepsinden iyidir. Elbette bunun için cesaret de gerekir. Kısacası zor iştir kendini bilmek. O yüzden birçok insan kendini bilmek yerine başkasını bilmeyi seçer. Kendi yaptıklarını eleştirmek yerine başkasının yaptıklarını eleştirmeyi seçer. Başkasını bilmek kısacası kolay iştir. Ayrıca sadece cüretli olmak yeterlidir.

Dana etiyle kuzu etini ayıramayanların gurme, lodos ile poyrazı ayıramayanların kaptan, nazım kelimesinin anlamını bir şairin adı sanıp şiir olduğunu bilmeyenlerin şair olduğu bir dünyayı ancak bilenler değiştirebilecektir.

İster okuyarak, ister gezerek hatta isterseniz her ikisini de yaparak bilin ama yeter ki önce kendinizi bilin.

Bir sonraki yazıma kadar her zamanki gibi iletişimde kalın, sevgiyle kalın…

Yorum Ekle