Tıbbi etik kuralların önemi


Sağlıklı bir yaşam, bütün insanların en büyük dileğidir. Ancak, insan hayatında her zaman sağlıklı bir yaşam olmamakta, çeşitli hastalıklar kendini göstermektedir.



 Hastalar, hastalıklarının tıbbi tedavi ve müdahalesi için çeşitli kurum ve kuruluşlar nezdinde görevli ya da bağımsız çalışan doktorlara başvurmaktadır.

Ortaya çıkan sağlık sorunlarının her zaman başarılı bir biçimde olumlu yönde çözüme kavuştuğunu söylemek doğru olmasa gerekir. Dolayısıyla, tedavi ve tıbbi müdahalede bulunan doktorlar ve olası çalıştıkları kurum veya kuruluşlar ile hastalar ya da ilgili kişiler arasında uyuşmazlıklar doğmaktadır. İster alternatif çözüm yolları ister doğrudan mahkemelerde uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulmasında uluslararası sözleşmeler, yasalar, tüzükler, yönetmelikler gibi düzenlemeler düzleminde “tıbbi etik kurallar” da önemli derecede uygulama görmektedir. Hasta ile doktor arasında arasındaki ilişki vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumlu olacağı duraksama konusu olmasa gerekir. Bu sebeple, doktorların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün olanakları kullanmak suretiyle özen borcunu yerine getirmeleri gerekir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutularak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yolu seçmek gerekir. Gerçekten de hasta mesleki bir iş gören doktordan, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen doktor, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 510’ uncu madde hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise, doktor sorumlu tutulamaz. Böylesi bir sonucun alınabilmesi için ayıca, tıbbi etik kurallar çerçevesinde, hastanın aydınlatılmış rızasının alınması ve özellikle olası komplikasyonlar hakkında da bilgilendirilmesi gerekmektedir. Ancak bundan sonra doktor tarafından herhangi bir müdahale, hastanın veya yasal temsilcisinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Hasta veya kanuni temsilcisine, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilmesi gerekir. Salt yapılacak işleme rıza göstermenin yeterli görülemeyeceği duraksama konusu olmasa gerekir. Aydınlatılmış rızada; doktor, hastasını, hastaya durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konuları mutlak olarak yer almalıdır. Doktor tarafından yapılacak aydınlatmanın,  hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olması zorunludur..Bilgilerin, hasta tarafından anlaşılabilecek şekilde açık, sade ve anlaşılır biçimde verilmesi ve ispat yönünden kurulacak sözleşmenin (Bilgilendirme ve Rıza Formu) en az 12 punto yazı ile birden fazla nüsha halinde, rıza iradesi kısmının da elle yazılması koşulu ile düzenlenmesi yerinde olur.

Esenlik ve mutluluk dileklerimizle, saygılarımızı sunarız.

Yorum Ekle