Pazarda El Yakıyor, Tarlada çürüyor!!!


Geçen haftalarda bir televizyon kanalında pazaryeri röportajı yayınlanıyordu, muhabir hanım bir pazaryerinde dolaşıyor, yükselen sebze, meyve fiyatlarını araştırıyordu ve arada pazarda alış veriş yapanlarla da röportaj yapıyordu.



Torbasında domates olan bir hanıma sordu, kaça aldınız diye, hanım ancak yarım kilo alabildim, çok pahalı, diye cevapladı. Aynı akşam bir başka kanalda bir başka röportaj vardı, bu defa domates yetiştiricisiyle, çiftçi tarlada kalan satamadığı domatesleri gösteriyordu, bunlar burada çürüyecek, diye ağlıyordu…

Bu tür haberleri okudukça ve de dinledikçe, defalarca bu köşede, belki siz okuyucularıma ‘’ööf be’’ dedirttiğim, bir türlü düzeltemediğimiz yanlışımızı, kapatamadığımız açığımızı ve de doğru çözüme götürmede oluşturamadığımız KOOPERATİFLEŞMEMİZİ, anlattım, durdum. Aslında sadece siz okurlarımın değil, bu sorunlarımızı çözecek yetkililerimizin de önüne her vesile ile tekrar tekrar serdim ve sereceğim de, hem de Bursa’mızın incisi, AĞAKÖY KOOPERATİFİNİ, İspanya’daki hayvancılık kooperatiflerini, Hollanda’daki sebze, meyve, çiçek üreticilerinin %95ini çatısı altında toplayan tarım kooperatiflerini örnek göstererek.

Bütün meslek yaşantımı, ülkemizin toprak varlıklarını nehir taşkınlarından koruyan, yaptığı barajlar ve sulama tesisleriyle sulayıp tarımsal verimini daha da artıran değerli projeleri uygulayan Devlet Su İşlerinde geçirdim, işte o yılların beynime doldurduğu ülkemizin değerleri bana bu satırları tekrar tekrar yazdırıyor. Böylesine geliştirilmiş tarım topraklarımız ki, DSİ arşivinde ülkemiz topraklarının tümünün tasnif haritaları var, tarlanızda kaçıncı sınıf toprak bulunduğunu öğrenebilirsiniz, uygun ekim türünü seçebilir ve gübre gereksinimini hesaplayabilirsiniz. İşte topraklarımızın bu vasıflarını ülkemizin dört mevsim iklim koşullarıyla bütünleştirildiğinizde, yine iddia ediyorum ki, Türkiye bugün dünya pazarlarında Hollanda ile yarışan bir ülke olur, eğer onların uyguladığı sistemleri biz de oluşturabilirsek…

Domatesi tarlasında kalıp çürüyen çiftçimize sesleniyorum, gelin beraber yaşadığınız köyünüzde kooperatif kurun ama kendiniz yönetin, aranıza yabancı sokmayın. Yine kooperatifiniz çatısı altında bir de pazarlama şirketi kurun, hepiniz şirketinizin ortağı olun. Tarlalarınızda yetiştirdiğiniz ürünlerinizi kendi şirketinize satın. Şirketiniz sizin ürünlerinizi değerlendirsin, örneğin ürettiğiniz domatesi, diğer sebze ve meyve türlerinizi şirketiniz satın alsın sizden ve aldığı bu ürünlerinizin toptancısı olsun, bölgenizdeki hallerde ürünlerinizi satsın. Hatta bölgenizdeki yoğun olan pazaryerlerinde de perakende tezgahlar açsın. Böylece hem tarlanızda yetiştirdiğiniz ürününüzü, satış zinciri içindeki, paranın büyük bölümünü hiçbir emek sarf etmeden kapan toptancı alıcıyı aradan çıkararak, uygun değerinde kendi şirketinize satacaksınız, hem de ortağı olduğunuz şirketinizin satışlarından elde edeceği kar da hisseniz oranında size dönecek. Ekimde kullanacağınız tohum, fide, gübre, tarım ilacı vb. uygun fiyatla kooperatifiniz toptan alsın, böylece pazara giriş maliyetinizi aşağı çekin. Bu uygulamanın çok güzel örneklerini İspanya ve İtalya’da görebilirsiniz.

Aynı düzen tarladaki buğdaydan fırındaki una uzanan zincirde kurulsa, bugün Türkiye buğday ithal eden değil, buğday ihraç eden ülkeler içinde yer alır. Ve de ekmek kuyruklarından kurtulur, dengeli ekmek fiyatlarıyla yaşamı sürdürür.

Devletimiz de tarım ve hayvancılıkla uğraşan çiftçilerimize parasal destekler verirken, kooperatiflere öncelik tanırsa, onları kooperatifleşmeye teşvik eder. Tabii çiftçimizin eğitimi ve yeni bilgilerle donanımı da verimlerini artıracaktır, eğitimde etkinlik uygulamalı olmaktan geçmektedir, aynı dünyanın bu sektörlerde iri adımlar atan ülkelerde olduğu gibi, çiftçilerimizin çocuklarını, o bölgelerde açılacak UYGULAMALI Tarım ve Hayvancılık Meslek Okullarında eğiterek…

Yorum Ekle