KOMBİNE DRAMI!


Kulüpten yapılan açıklamaya göre Bursaspor’da satışa çıkarılan kombinelerden bir hafta içinde 249 adet satılmış... Yanlış okumadınız yazıyla da söyleyelim; sadece iki yüz kırk dokuz!     



Bu traji-komik bir olay...

İki sonuç çıkar bundan.

Birincisi, Bursaspor taraftarının futbola ayırdığı bütçe tükendi.

İkincisi... Yeşil Beyaz sevdalıları takımdan ümidini kesmiş...

Seyirci yağmurda gidilecek istikameti beğenmeyen, güneşte selektör yapıp kapı açan taksici’ gibi yönetici istemiyor.
Son üç yılda yaşadığı mutsuzluluğun getirisiyle aldatıldığına inanıyor yönetimle birlikte takımını da cezalandırıyor...

Kombine dediğin bu sene için tüm Timsah Arena tribünlerini kapsayan 200TL- 4.200 TL arasında değişen toplu para.

İşin en iç acıtan tarafı ise namı/şanı Türkiye’yi sarıp sarmalayan adına tribün kurulan Teksas bölümünde satılan bilet sayısının 2(İki) olması!

Ne oldu yıllar boyunca ‘Sevenler ayrılmaz/ biz bir plan yaptık/ tüm Teksas cehennemden kombine aldık!’ diye yeri göğü sarsan, tribünde pankart açan o Yeşil Beyaz renklere ölümüne sevdalılara?

Hatırlıyorum da yakın geçmişe kadar dostlar/taraftarlar birbirilerine ‘Kombinen kadar konuş’ diye takılır kombineler bayrak gibi karşılıklı gururla sallanırdı...

Sahi ne oldu o insanlara?

Şüphesiz günümüzün koşullarında geçmişte olduğu gibi kimse tıpış-tıpış satış noktalarına gidip, kuyruğa girip kombine almıyor artık. Kombine satmak için pazarlamaya yükleneceksin, cazip hale getirip teşvik edeceksin...

Gerektiğinde üşenmeyip kişi, kurum, kuruluşların ayağına gideceksin...                                                                                                            Attığında ‘Bursasporluyum’ diye mangalda kül bırakmayanlar sıkıntı mı yaratıyor, deşifre edeceksin...

Malum; Atatürk Stadı’nda 90’lı yılların sonuna doğru tanıştığımız ‘kombine’ kavramı o dönemlerde farklı bir anlayış taşırdı. İstisnalar vardı mutlaka ama genellikle kombinecilere ‘ağır başlı’ ve ‘amatör’ seyirci gözüyle bakılırdı. Tribün jargonunda ‘sosyete’ diye nitelenirdi. Maça 5 dakika kala hatta başladıktan sonra gelir, tezahürata alkışın dışında pek katılmaz, bağırmaya üşenir diye nitelenirdi...

Toplu para verdiği için de doğal olarak en faça yerlere oturur, maç istediği gibi gitmiyorsa yarıda bırakır evine ya da Kültürpark’a gider, kalan bölümü televizyondan izlerdi.

Şimdi dönüp bugüne bakıyorum da; o sosyete taraftarı özleyeceğimizi, hatta onlara muhtaç olacağımızı kim düşünebilirdi ki?

 

 

 

Yorum Ekle