Kadın eli değmeden gelişmeyi sürekli kılmak zor


Türkiye’de 1935’de, kadınların ilk kez parlamentoya girmesi gündeme geldiğinde, bu sıra dışı durum yeni bir devrin ilk topuk sesleri olarak tarihe geçti.



18 farklı meslek dalından gelençiçeği burnunda kadın milletvekilleri, yeni bir heyecan ve teşvikle yemin ederek meclis sıralarına otursa da; düzene doğrudan bir dokunuş yapamadılar. Kadınların siyasete etkisi, belli ve bilindik nedenlerle sınırlandırılmıştı çünkü.

Bu kalın kırmızıçizgiler,  siyasi hayata daha aktif katılımlarını engelliyor, hareket kabiliyetlerini de kısıtlıyordu.

1960’lar da ise, kadınların siyasette boy göstermelerine direkt etki koyan kadın kolları, ilk defa resmi olarak çalışmalarına başladı.

Çünkü kadınların sadece kadınca faaliyetler yapmaları, erkek egementoplum  siyasetinin yıllarca işine gelmişti.

Kadınlara teşkilat içinde biçilen rol; parti içi oy toplamak gerekçesiyle balo, çay, çekiliş gibi para getirici organizasyonların ötesine geçemedi yıllarca.

Kadının siyasete ilgisiz kalmasını etkileyen bir diğer değişken ise,siyasal kültürdü. Siyasal kültür; bireylerin davranışları ve davranış niyetleri olarak incelenen değerler bütünü olarak erkeklercekabul görmüştü.

Bu dar alan siyaseti ile birlikte sivil toplum örgütlerininkadın hakları konusunda daha aktif olmalarının gerekliliğizamanla gün yüzüne çıktı ve idrak edildi.

Kadının toplum içindeki yerine daha geniş bir perspektifle bakılacak olursa; parlamentolardaki kadın milletvekili oranlarının, tüm zamanların en yüksek seviyelerine ulaşmış olduğu gerçeği ile karşılaşılır.

Ancak bu durum yine de yeterli seviyeye ulaşamamıştır.

Tüm dünyada, devlet yönetiminde ve parlamentodaki kadınların sıralamasını gösteren Siyasette Kadın 2020 haritasına göre hâlâ ¾’ü erkekler tarafından işgal edilen meclislerin ülke yönetimlerinde söz sahibi oldukları görülür.

Kadınların temsil hakkı istenilen seviyeye çıkamasa da, bugün kadın örgütlenmeleriyle sağlanan birlik ve güç, kadının sesini daha gür çıkmasını az da olsa başarmıştır.

Son yıllarda özellikle iş yaşamında ve ekonomik aktivitelerde kadınların gözle görülür bir yükseliş trendine girdikleri gerçeği görmezden gelinemez.

Şirket üst yöneticiliğinden patronluğa ulaşan başarı hikâyeleri artık takdir-e şayan yaşam biçimleri olarak alkışlanıyor. 

Bu müthiş dönüşüm, üst yönetimlerin gözünden kaçmayınca kadına özgü üretim hizmet ve tasarımın önü daha bir güvenle açılıyor.

Artık neredeyse her alanda, otomotivden bankacılığa, tekstilden, gıdaya kadar her sektörde bu pembe etkiyi hissetmek mümkün. 

Coğrafi sınırlarımızın dışına taşacak olursak da; yabancı devletlerin bu istihdama karşıdaha bir ilgili oldukları realitesiyle karşılaşıyoruz.

2020 takvimine göre, 20 ülkenin devlet başkanı ve hükümet başkanlarının özellikle ileri ülkelerde kadınlarla şahsiyet bulması siyasete de renk katıyor.

Buna göre, devlet başkanı kadın olan ülkelerin oranı % 6.6 (152 ülkeden 10’u) ve hükümet başkanı kadın olan ülkelerin oranı ise % 6.2’dir. (193 ülkeden 12’si)

Bugün, Avrupa’da devlet ve hükümet başkanlarından yarısından fazlası kadındır. İskandinav ülkelerinin birçoğu ise, kadınlar tarafından yönetilmektedir. Danimarka, Finlandiya, İzlanda, Norveçbu konuda başı çeken ülkeler olarak bilinirler.

Amerika kıtasında da 3 ülkenin hükümet ve devlet başkanları yine kadındır.

16 ülkede ise % 40’tan fazla bakanlık kadınlar tarafından idame ettiriliyor.

Bugün Türkiye ekonomisi satın alma gücüne göre dünyanın 16. büyük ekonomisi olmasıyla övünürken; yükselişteki bu ivmeye kadınların katkısının ne olduğu konusunda daha belirleyici bir AR-GE planımızın olması gerekir.

Rekabet gücünün yarışabilir seviyeye gelmesi ve uzun soluklu olması önemli bir kriterdir.

2021 itibariyle Türkiye'nin nüfusu 83 milyon 614 000. Bir önceki yıla göre 459 bin 365 kişi artarak 83 milyon 614 bin 362 kişiye ulaşmış. Erkek nüfus 41 milyon 915 bin 985 kişi olurken, kadın nüfus 41 milyon 698 bin 377 kişi oldu. Diğer bir ifadeyle toplam nüfusun %50,1’ini erkekler, %49,9’unu ise kadınlar oluşturuyor.Yani neredeyse kadınlar ile erkeklerin nüfus oranları son sayımda eşitlenmiş vaziyette.

İşte yine de bütün bu verilereve yükselişe rağmenkadınların cemiyet hayatına ve ekonomiye katılımı en düşük olan ülkeler arasında olmamız gerçekten elem verici.

Türkiye’de her anlam da hayatın içinde yer alan kadınların oranı Avrupa’nın 1/3’ü.Kadın istihdamı Avrupa’da %60’ların üstüne çıkarken bizde ise, %30’lara ulaşamadı.

Kentleşme verileriyle, kadınların dış yaşama yönelmehızları arasındaki eşit paralellik henüz yakalanabilmiş değil.

Tabi kadınların iş gücüne ve siyasi yaşama katılımlarında da önlerindeki en büyük engel kesinlikle eğitim olarak görülmemeli.

Haksızlıklar, manasız hakir görme içgüdüsü, kültürel farklılıklar ve çocuk bakımı gibi faktörler kadınların özellikle iş yaşamında önüne çıkan güçlüklerden.

Ülke nüfusunun yarısını oluşturan kadınlarımızın ülke geleceğinde etkin rol üstlenememesi o toplumun geleceğinden çalar.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) önceki yıl yayınladığı bir rapora göre, üye ülkelerde kadınların iş gücüne katılım oranının en düşük olduğu ülkenin Türkiye’miz oluşu içimizi burkmuştur.

OECD’de kadınların iş hayatına katılımlarının en az olduğu ülkeler arasında Türkiye’yi, %43 ile Meksika, %44,7 ile komşumuz Yunanistan izlemekte.

Aynı araştırma da kadınların iş gücüne katılım oranının en fazla olduğu ülke ise %78,7 ile İzlanda liderliği kaptırmazken, bu ülkeyi %70 ile İsveç, %67,2 ile Estonya, %67,1 ile Norveç izliyor.

İleri ülkelerdeki başarılı kadınlar kendi savaşlarını kendileri seçseler de, sonuçta kendilerini destekleyen kadrolardan güç alıyorlar.

Hayat yoğun ve birbiriyle çakışan bir sürü aktivite ile başa çıkılmak zorunda.

Her şeye yetişmek ve evet demek çok zor. Hayır diyebilmek ve seçtiklerine odaklanabilmek ise, sadece başarılı kadınların sahip olduğu bir özellik.

Başarılı kadınlar iyi birer takım oyuncusudurlar aynı zamanda.

Deneyimlerini ve değerlendirmelerini ilham vererek genç nesillere aktarırlar, örnek olarak hayata hazırlarlar.

Bugün Dünya Kadınlar Günü olunca bilindik bakış açılarıyla alışılagelmiş kutlamalardan ziyade başka bir bakış açısıyla yazmak geldi içimden.

Dilerim bizde de bazı farkındalıklar daha bir hassasiyetle oluşturulur ve yeni iş sahaları kadınlara özel çalışma şartlarıyla daha bir kadınca desteklenir olur. 

Yoksa; her iki ayağı (kadın ve erkek) yere sağlam basmayan toplumların muasır medeniyetler seviyesine ulaşması,hele günümüz şartlarındaoldukça meşakkatli olacaktır.

Ülke olarak her alanda erkeğin yanına tamamlayıcı bir unsur olarak kadını koymamız gerekliliğinin farkındalığına varalım ve geleceği buna göre kurgulayalım.

Henüz hiçbir şey için geç kalmış sayılmayız.

Böyle düşünüyorum ve tüm hanımlarımızın bu özel gününü can-ı gönülden kutluyorum.

Yorum Ekle