Hukuk İngilizcesi kavramı ve yabancı dilde püf noktaları


Hukuk İngilizcesi diye bir kavram var mı? Kısa cevap; Hukuk Türkçesi varsa Hukuk İngilizcesi de vardır.



Teorik ve pratik olarak Hukuk Türkçesi diye bir kavrama denk gelmedim. Daha ziyade hukuk dünyasına kullanılan “celse”, “duruşma”, “replik” gibi çok sayıda halkın genel literatürü dışında kelimeler kullanıldığı malumumuz. Hukuk İngilizcesi de benzer şekilde özgün hukuk terim ve sözcüklerinin yoğun kullanıldığı bir alanı tarif etse gerek. Hukuk dünyası; ekonomi, sağlık, eğitim, güvenlik, sosyal bilimler, fen ve sair pek geniş dünyalarla, iç içedir. Bu yüzden de salt hukukta kullanılan kelimeler bir yana, dil bilim açısından yaşamın diğer alanlarında kullanılan söz ve terminlerden ayrık düşünülememesi gerekir. Ortaokul sıralarında başlayan İngilizce eğitimim üniversitenin son yıllarına kadar devam etmişti.

Pek çok örnekte teyid edildiği üzere ben ve birlikte eğitim aldığımız arkadaşlarımın neredeyse hepsi için geçerli olan maalesef en az on yıl devam eden mecburi İngilizce derslerinde aldığım yol, katetmem gereken yolun yüzde biri bir değildi. Onlarca yıl İngilizce eğitim görüp yes ya da no dışında ifade hatırlamayan milyonlardan sadece biriydim özetle. Ne yazık! Bu acaip durum, eğitim sistemimizin hâlâ kanayan ve tedavisi bulunamayan yarası, sebep ve sonuçları da ortada, tedavisi için Milli Eğitim’ce hiçbir ciddi teşebbüs görülmemiştir. Büyük bir zaman, insan, mekan savurganlığı ve hovardalığıdır. Oysa bize göre nisbeten daha az gelişmiş, yokluk içindeki başka coğrafyalarda çok daha kısa süreli zorunlu eğitimlerle çocuklar birden fazla yabancı dile hakim olabilmektedir. Bunun dil bilimi açısından mantıklı izahatları varsa da eğitim sistemi en büyük etken. İlerleyen süreçte otuzlu yaşlardayken bir ara bir buçuk sene kadar yabancı dil dershanesine devam ettim.

Geçmiş 10 yıllık eğitimde yüzde bir kadar olan ilerleme, dershanede öğrenciliği aşaması ile yüzde on birlere kadar yükselmişti. Sonrası, dil kullanılmayınca malum, yerleşik olmayan bilgiler de uçuşur. Covid, pandemi kapanma vs bu dönemi bir bakıma fırsat bilerek geçtiğimiz sene başında kafaya koydum ve son bir buçuk senede İngilizce seviyemi A1, A2, B1 derken B2 seviyelerine kadar taşıdım. Genel literatüre göre bundan sonraki aşamalar C1 profesyonel, C2 ise ekstra profesyonel –uzmanlık leveli olarak kabul ediliyormuş. Bu süreçten alıp okurlarım için yararlı olabileceğini düşündüğüm paylaşıp aktarmak istediklerim var. Görüntü olsun diye isteksizce veya argo deyimle lay lay lom edasıyla gidilen dershane, okul, dayatmalarıyla değil 10 sene 50 sene de geçse dil öğrenme olayını unutun. Yabancı ülkede daha iyi öğrenilirmiş. Evet ama şart değil. Hiçbir yabancı memlekete gitmeyip dört dili profesyonelce konuşan onca kişiyle denk geldim. Öte yanda ülkemizde on yılını geçirip birkaç kelime Türkçe dışında ilerleme yapmayan antrenör ya da futbolculara ya da yaşadığı yabancı ülkede onlarca yılın ardından üç beş kelimeden fazlasını kapamayan gurbetçilerimize de.

Dil öğrenmenin temelinde enerji, ,istek, zaman ayırma, gönül verme var. Çağımızda akıllı telefonlarda özellikle her seviyede ücretsiz Youtube vasıtasıyla yerli-yabancı dil öğrenme araç ve kanalları, canlı etkileşimler, eğitim programları (app’lar), hatta Facebook, Instagram, WEB kanallarıyla eğitim almak için artık zaman, mekan, imkan gibi hiçbir bahane söz konusu değil. Öte yanda dil, canlı bir kavram. Hiçbir dildeki hiçbir soyut kelimenin diğer dilde % 100 karşılığı yoktur. Bu anlamda belli dildeki özellikle soyut bir anlatımın birebir Türkçe’sinin çevrilmesi imkansızdır, hayatın olağan akışına aykırıdır. Poligotları (Polyglot) araştırın. (Dil öğrenme becerisi yüksek, çok dil bilenler) Stratejilerini görüşlerini alın, kopyalayın. İnanılmaz ilham vericiler. İlk kez ciddi dil öğrenme yolunda olan büyükler kendilerini biraz “hafızası düşük”, “geri” olarak algılayabilirler. Vazgeçmeyin son derecede normal hislerdir. Geri değilsiniz, kelimeler binlerce kez işlenince beyinde yerleşir ve beyin otomatiği devreye girince konuşma anlama yeteneği tekrar sayısı kadar artar. Dilin küçükken örğrenilmesi gereği de bir o kadar yanlış düşünce hatta araştırmalar büyüklerin daha kolay öğrenebildiğini ortaya koymuş.

Bilinenin aksine Türkçemiz yabancıların çoğunluğu için öğrenimi zor dil haline gelmiş. Erezyona uğramaya devam ediyor. Atatürk’ün büyüklüğünü bir kez daha keşfettim, kıymeti anlaşılmayan Türk Dil Tarih Kurumu’nun kuruluşu Cumhuriyetin belki de en büyük eseri. Bir ya da fazla yabancı dil öğrenen, birden fazla insan olma yanında aynı zamanda kendi dilini de keşfederek geliştirir. (kesin bilgi) Dilin yeri ve önemi hakkında kitaplar dolusu yazılabilir. Az gelir. Dil akıldır, düşüncedir, “Hatta belki de ruh dediğimiz şeyin ta kendisidir.” Burada bırakalım. Umarım ilerki sürede yeni sayılabilecek tutkum olan dile dair belki yine yazabilirim.

Yorum Ekle