Gürültü kirliliği ve Hukuk


Gürültü kirliliği ve Hukuk



Milyonlarca insanın iç içe yaşadığı bir şehir Bursa. Sadece 24 saatte basit hesapla 150 sünnet, bir 150'de diğer düğün merasimleri yapılıyordur. İlaveten bir o kadar da asker uğurlaması, nişan veya sair 'kutlama'.
Etti mi günlük aşağı yukarı 600 ( altı yüz) kutlama konvoyu.
Ve dahi her bir konvoyun 10 - 20 araba ile şehir içini KORNA sesleriyle inletme özgürlüğü.

Gündüz- ya da gece fark etmemekte.
Ve şehir, şehir değil AÇIK TIMARHANEYE dönüşmekte.
Anneler bebelerini uyutmaya, nine ve dedeler sıcak yaz günlerinde camlarını kapayıp nefes almamaya zorlanmakta.
Devlet-i Ali'nin özellikle trafik - polis gücünün neler yapabildiğini sakın zorlamayın. Bursa özelinde maalesef gözlem o ki hemen, hiçbir şey. Varsa da bir ceza, caydırıcılıktan uzak göstermelik.
Oysa vatandaşların huzur ve sükun hakları başta anayasamızda bulunmakta. Ceza kanununda da gürültü kirliliği, gereksiz kornalara karşı bir yığın ceza hükümleri.
Yürürlükteki pek çok kanun gibi, hukuk bilinmez ve tanınmaz bir toplum devlette kanunları kitaba nakşetmenin tabi fazlaca ehemmiyeti anlamı yok.
Bu görgüsüzce korna ve gürültülerin azıcıkını bir Avrupa veya fark etmez bir başka Çin şehrinde yapanın anadan doğduğuna pişman ederler.
Araca dahi el koyarlar. Ödeyemeyeceğimiz kadar da para cezası. Israr edilirse hapis cezasına kadar uzar hatta.
Çünkü, uygar toplumlarda özgürlüğün sınırı başkasının özgürlüğünde bitmekte.
Toplum hafızalarımıza yerleştirilen bize özgü özgürlük anlayışı algımız ise SALT KENDİ ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ sanırım. Burada yaşanabilir şehir ve çevre hayat için çözmemiz gereken büyük bir sosyal probleme sahibiz.
Yine bir başka önemli mevzu, kontrolsüz ve fütursuzca her köşede patlatılan havai fişekler.
Şehir içi, daracık sıkışık binalar arasında, gece- gündüz BOMBALAR!
Kundaktaki bebeler ağlaşmakta. Kontrol eden, hesap soran beri gelsin? Hoş hesap sorsa ne yazar devletim.
Tayini gereken cezaların nevi ve miktarı caydırıcılıktan oldukça uzak.
Peki yasaklar kim içindir? Kanun çiğneyenler için mi? Fazla uzatmayayım. Bu konu uzar ve başka yerlere de gider.
Biz sadece masumane biçimde gürültü kirliliği yazmak için oturduk masaya.
Oysa henüz sahillerdeki
gazinolardan, aracıklardaki düğün salonlarından, diğer pek çok mekanlardan yayılan hoparlör seslerini işlememiştik.
Sanırım pek çoğumuz Ramazan davulcularının sahur vakti yaydıkları davul seslerinin de ne gelenek, ne de dinde yerinin bulunmadığını bilmez.Araştırın, Ramazan geleneklerimizde çok geçmişte sahur vakti davul sesleri yerine 'sesli namelere' denk geleceksiniz. Name yapan var mı ? neredeyse hiç. Bunun yerine Belediyeler ek gelir elde etmek için ihaleler yapıp paraları bütçeye atar. Bu paraların cezasını çeker şehirliler, kundaktaki bebeler, zavallı hayvanlar da ürküp havlar. Bayrama doğru da her evin kapısı çalınır, belediyeye ödenen paranın karşılığı çıkarılmaya çalışılır. Bu çarka din ve gelenek dayanak yapılmaya çalışılır, öyle yutturulur. Devir 21.yüzyıldır, hemen herkesin cebinde akıllı saat ve alarm olmasının da fazla bir önemi yoktur, o aklı kullanmadıkça.
Malumdur, yazılı bulunmayan dokunulmazlıklar ayrı meseledir. Bazılarımız şöyle karşı tez ileri sürebilir; aman şu Avrupa da pek bir donuk, sessiz ve soğuk canım! Nesi var hani biraz Türk usulü canlı kanlı ve de heyecanlı olmakta! Amma lakin bizim o 'sakin' dediğimiz Avrupa, ortalama insanımızın ortalama birkaç misli yiyip, içip, gezip eğlenmekte. Adam gibi eğlenmekse eğlenmekte sorunu olan sanırım bizleriz.
Sözün özü. Şehirlerimizde sağlık ve huzur içinde sürdürülebilir uygar bir yaşam modeli kurma hayali biraz değil epey ötede. Ne devlet ne Millet bu konuda olması gereken noktadan uzak.
Umarım; yaşama, yaşlıya, çocuğa, topluma değer verenlerden olur, uygar ve sağlıklı bir şehirde yaşama mutluluğuna nail olunur.Uygarlık eşiğini aşmış nice şehirlerdeki gibi. Anayasamız emretmiş olsa da kanunlarımız yasaklamış olsa da hemen her daim çiğnenen bu hakkımızı, gürültü kirliliğinden korunma hakkını da birilerinin anımsamamız dileklerimle.

Yorum Ekle