Enerji için güneş topluyoruz...


Son haftaların en anlamlı manşeti...



Geçen hafta Ekohaber gazetemizin manşetinde bu haberi okuyunca çok heyecanlandım, çok sevindim. Bursa’mızın güçlü mühendislik ve sanayi firmalarının başında bulunan üst düzey yöneticileri, sahipleri, Güneş Enerjisi Sanayicileri Ve Endüstrisi Derneği Başkanı ve DOSAB Yönetim Kurulu Başkanının da aralarında bulunduğu dinamik bir gurup yatırımcı güneş enerjisi üretimine soyunmuşlar, projelendirdikleri ve kurdukları tesislerde ürettikleri enerjiyi kendi üretim sistemleri içinde kullanıyorlar. Gazetemizin iki sayfasını dolduran ve bu etkinliklerini anlattıkları yazılarını heyecanla, defalarca okudum. Nihayet dedim, güneşi kullanarak enerji üretmek ve bu enerjiyi tüketmek ülkemizin de gündemine girdi, bu güçlü firmalarımız ve değerli yöneticileri sayesinde…

Firma yöneticileri kurdukları tesislerin özelliklerini, üretim şekillerini tüm ayrıntılarıyla anlatmışlar, inanıyorum anlatırlarken ülkemizin önüne böylesine değerli bir üretim alanı açmanın gururunu ve sevincini yaşıyorlardı.

Evet, yazdıklarını çok dikkatle okudum ve şunu anladım, yaptıkları bu temiz enerji üretimleriyle para kazanırlarken, doğaya ve insanlığa kazandırdıkları, ölçülere sığmayacak büyüklükteki faydanın, İklim Değişikliğini Frenleme faydasının, pek farkında değillerdi ve benim de gazetemizde bir köşem olduğunun, orada her vesile ile bu konuyu işlediğimden de…

Şimdi bu değerli dostlarıma sesleniyorum, dostlarıma diyorum, zira benim çok önemli bulduğum bir oluşumu Bursa’mıza kazandırdılar, son haftalarda yazdığım iki yazımı, Paris Anlaşmasının Paralelindeki Gelişmeler (1,2)  başlıklı yazılarımı lütfen okuyun.

İsterseniz önce bu iki yazının ana teması olan İklim Değişikliği olgusuna biraz göz atalım;

İnsanlık taa 1950’lerden buyana dünya ikliminde bazı değişiklikler olduğunu, hava sıcaklıklarının artmaya başladığını fark etmeğe başlamış, bilim insanları da yaptıkları araştırmalarla atmosfer sıcaklığındaki bu artışın 2040 yılına kadar 1,5C yükseleceğini tahmin etmişler. Bu sıcaklık artışının nedeninin de, yer küre üzerindeki insan yaşamı sürecinde atmosfere bırakılan CO2 gazının oluşturduğu tabakaların güneş ışınlarının yansımasını etkilemesi olduğunu, anlamışlar. Atmosferdeki bu ısı artışı sonucu, buzulların eriyeceği, deniz sularının yükseleceği, canlı yaşamının zorlaşacağı tezlerini dünya gündemine yerleştirmişler. Zamanla bu doğa felaketinin büyüklüğü ülke yönetimlerinin ve Birleşmiş Milletler gündeminin de ön sıralarına oturmuş, çözümlere yönelik uluslararası kararlar üretilmeye başlanmıştır.

İşte bu kararların en sonuncusu ve en etkin olacağı bilineni, Birleşmiş Milletler üyesi, bizim de dahil olduğumuz 145 ülke tarafından 2015 yılı sonunda imzalanan Paris Anlaşmasıyla netlik kazanmıştır. Anlaşmayı imzalayan ülkeler, 2050 yılına kadar enerji üretimlerinde atmosfere CO2 bırakan, başta kömür olmak üzere benzer yakıtların kullanımını sıfırlayacak, hidroelektrik santrallarını, güneş ve rüzgar enerjisi üretim sistemlerini geliştirerek, enerji ihtiyaçlarını karşılamak için kullanacaklardır.

İşte yukarıda bahsettiğim yazılarımın birincisinde, Batı Afrika’nın küçük ülkelerinin Paris Anlaşması hükümleri doğrultusunda tüm enerji gereksinimlerini, hidroelektrik santrallardan, güneş ve rüzgar enerji sistemlerinden nasıl karşıladıkları anlatılıyor.

İkinci yazımda da, rüzgar enerji sistemlerindeki gelişmeler ve İsveç’in bu alanda attığı iri adımlar inceleniyor. Şu anda İsveç tüm enerji gereksiniminin %54’ünü rüzgar enerji sistemleriyle karşılıyor ve 2040 yılına kadar tamamını bu sistemlerle karşılamayı planlıyor.

Rüzgar değince, sizlere tekrar sesleniyorum değerli dostlarım, sizler ve çevrenizde sizler gibi doğaya saygılı, dinamik yatırımcılar, ülkemizin güneş kadar var olan, güçlü ve yaygın rüzgar enerjisi üretme potansiyelini de önünüze çekin, bu doğa kaynağımızı da faydaya dönüştürün. Ve de gelin Ekohaber gazetemizde yeni bir manşet oluşturun, 

Enerji için rüzgar estirelim...

Yorum Ekle