Düşüncelerinizin kaçı gerçekçi!


Çalıştığım şirkette ne zaman bir sunum yapmam gerektiğini öğrensem çarpıntım daha o anda başlıyor.



Sonrasında gelen uykusuz geceler ve sunumu yapacağım anla ilgili kaygı dolu sahneler…
Neden ben de diğerleri gibi değilim? Zaten iyi hazırlanmış olduğum çalışmamı sunup, gelecek birkaç soruya cevap vermem bekleniyor. Oysaki ben, daha sunum başlamadan önce herkesin beni değerlendireceğini, en ufak bir hatamda benimle dalga geçeceklerini düşünüyorum. Konuşmaya başladığımda titreyen sesim ve kızaran yüzüm cabası…

Dinleyicilerin hakkımda ne düşündüklerini düşünüyorum. “Kıyafetim düzgün mü acaba ya da sesimin titrediğini anladılar mı?” Yine heyecanlandı diyecekler benim için. Beceriksiz olduğumu düşünecekler hatta. En kötüsü ise, tüm bu yaşananların sonunda artık benim de beceriksiz olduğumu düşünüyor olmam. İşimde yükselebilmek için bu aşamalardan geçmem gerektiğini biliyor olmama rağmen sanırım yapabileceğim en doğru şey başka bir iş aramak. Telefonda konuşmak, sunum yapmak gibi kendimi ifade etmem gereken her durumun ardından kaygılı düşüncelerin altında yorulduğumu hissediyorum. Artık yorulmak yerine bu düşüncelerin olmayacağı bir yol seçmenin rahatlatacağını biliyorum…

Gün içinde pek çok düşüncenin aklımızdan geçtiğini biliyoruz. Peki bunların kaçı gerçekçi düşünceler? Doğuştan gelen mizaç özelliklerimiz, çocukluğumuzda edindiğimiz deneyimler, genetik ve çevresel faktörlerin de etkileriyle yaşam olayları karşısında belirli düşünce kalıplarına sahip oluruz. Düşüncelerimiz, yaşadığımız olaya yüklediğimiz anlam, olayı yorumlayış biçimimizdir. Nasıl düşündüğümüz, nasıl hissettiğimizi ve davrandığımızı belirler. Aynı şekilde nasıl davrandığımız ise düşüncelerimizi ve duygularımızı etkiler. Yani ne düşündüğümüz ve nasıl davrandığımız kendimizle ilgilidir. Düşüncede başlayıp düşüncede biten bu döngüye göre hayatı şekillendiririz. Yaşanılan olay karşısında aklımızdan geçen düşüncelerimiz olumlu ve olumsuz olabileceği gibi bunların oluşmasını sağlayan temel inançlarımızdır. Temel inançlarımız, kendimizle ve dünya ile ilgili birtakım fikirler sunar bize. Örneğin; dünyanın güvenilir bir yer olup olmadığı, zorluklar karşısında ne kadar dayanıklı olduğumuz ya da ne kadar değerli olduğumuzla ilgili bilgiler verir. Eğer altta yatan temel inancınız değersiz olduğunuzu söylüyorsa, depresif döneminizde değersiz olduğunuza dair inancınız tetiklenebilir. Dolayısıyla depresyon hastalığında, yaşam olayları karşısında “değersizim” fikrine çabuk kapılabilirsiniz. Bununla beraber yukarıdaki örnekte olduğu gibi kaygılı düşüncelere sahip olabilirsiniz.

Olumsuz düşünceleri incelerken bu düşüncelerin üzerine düşünebilmek önemlidir. Çünkü bu düşünceler irdelendiğinde çoğunun işlevi olmadığını ve hatta gerçekçi olmadığını görüyoruz. Olay yaşandığı an akla gelen bu düşünceler yüzde yüz doğruymuş gibi gelirken üzerinde düşünüldüğü ve alternatif başka düşüncelerin varlığı gözden geçirildiğinde yüzde yüz doğru olan inancınızın geçerliliğini yitirdiğini görebilirsiniz. Hastalarıma, yaşadıkları bir olay karşısında akıllarından ilk geçen
düşünceyi sorduğumda, çoğu zaman ne hissettiklerini söylerler: “Öfkelendim, kaygılandım ya da heyecanlandım” gibi… Düşünceye ulaşabilmek onu değiştirmek yolunda atılan ilk adımdır. Yaşadığınız olayın farklı bir yorumu olabileceğini düşünün. Bu yolu denerken alternatif düşünebilmek ilk etapta kolay olmayabilir. Yıllardır aynı düşünce hataları ile karşılaşıyor ve çarpıtılmış düşüncelerin etkisinden çıkmakta zorlanıyor olabilirsiniz. Bir anda kendinizi kaygılı düşüncelerin girdabında bulabilirsiniz çünkü düşünce düşünceyi doğuracaktır. Olaylara her zamanki açıklamalar yerine farklı açıklamalar getirmeye çabalamaya devam edin. Çarpık düşünceler yerine gerçekçi düşünceler size daha gerçekçi duygular sunacak ve yaşam kalitenizi artıracaktır. İnsanların ne düşündüklerinin ve nasıl hareket ettiklerinin kendileriyle ilgili olduğunu unutmayın, rahatlayın…

Yorum Ekle