‘Dünya Ruh Sağlığı Günü’ ve ‘Damgalanma'


“Akıl sağlığı olmadan sağlık veya sürdürülebilir kalkınma olmaz; ruh sağlığı sadece profesyonellere bırakılmayacak kadar önemlidir ve ruh sağlığı herkesin işidir. ”Dünya Sağlık Örgütü Bülten



Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu tarafından 1992 yılından itibaren 10 Ekim, Dünya Ruh Sağlığı Günü olarak belirlenerek kutlanmaya başlandı.

Her yıl farklı bir temayla kutlanan Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün bu yılkı teması'Eşitsizliklerin Olduğu Bir Dünyada Ruh Sağlığı'’dır.

 Ruh sağlığına değer verilen, teşvik edilen ve korunan, ruh sağlığı bozukluklarının önlendiği ve bu bozukluklardan etkilenen bireylerin tüm insan haklarını kullanabildiği ve yüksek kaliteli, kültürel olarak uygun sağlık ve sosyal bakıma erişebildiği bir dünya hedeflemek amaç olmalıdır.

İYİLEŞME TEŞVİK EDİLMELİ

Mümkün olan en yüksek sağlık düzeyine ulaşmak, damgalama ve ayrımcılığa maruz kalmadan topluma ve işe tam olarak katılmak için iyileşmeyi teşvik etmenin zamanı geldide geçti bile.

Bu nedenlerden dolayı bu hafta ki yazımın konusu damgalanma.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2020 yılından sonra insanlık üzerinde en ağır bedellerin ödeneceği hastalıkların ilk sırasında akıl ve ruh sağlığı yani psikiyatrik hastalıklar gelecektir.

 Yine örgütün yayınladığı bir raporda psikiyatrik hastalıkların sadece ruhsal problemler olarak görülmemesi gerektiği, özellikle depresyonun sistematik bir hastalık gibi ele alınması gerektiği belirtilmiştir.

Tedavi edilmemiş depresyon ve kaygı bozukluklarının halen bir numaralı ölüm sebebi olan kalp-damar hastalıkları riskini kat kat arttırdığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

DAMGALANMA KAYGISIYLA BİREYİN HASTALIĞI İNKâRI

Psikiyatrik hastalıkların yarattığı sosyal damgalanmaya “Stigma” denmektedir.

Damgalanma tehlikesi nedeni ile birey rahatsızlığını inkar eder ve profesyonel destek almayı reddeder.

Psikiyatrik destek alınmaması bedensel birçok hastalığın gelişiminde risk faktörü olduğu için diğer tıbbi sorunların artmasına da yol açmaktadır.

Damgalanma, belki de ön görülenin tersine, psikiyatrik rahatsızlıklar için çok önemli bir sorun oluşturur.

Bunda, kişilerin hastalık dönemleri arasında çoğunlukla tam bir iyileşme içinde olmaları ve diğer pek çok hastalıktan farklı olarak, kendi kendilerini de damgalamaları önemli bir rol oynar.

DAMGALANMA YOLLARI VE DAMGALAYANLARIN ORANI

Damgalanma hangi yolları kullanır:

“Suçlama · Utandırma · Yargılama · Küçük düşürme · Dedikodu · Varsayma · Söylenti çıkarma · Dalga geçme”

Ege Üniversitesi. Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan M.Kocadere Alkan ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada Bipolar bozukluğu olan hastaların gözünden damgalanma oranları::

“Hastaların yüzde 57’si damgalanmaktan çekindiği için toplumdan uzaklaşıyor

Uzaklaşma nedeni: damgalanma değil damgalanma endişesi 

Hastaların yüzde 95’i toplumun hastalık hakkında bilgisini yetersiz buluyor ve yüzde 75’i toplumun hastalık hakkında oldukça bilgili olmasını istiyor.

Damgalanma deneyimi hastaların yüzde 28’inin tedavisini aksatmasına neden oluyor...”

“Hastalığınızı kimlerle paylaştınız?”; “Hastalığınızı öğrenince sizden uzaklaştılar mı?” sorularına alınan yanıtlar şöyle:

“Birinci derece akraba: Hastalığı bilen yüzde 90, uzaklaşan yüzde 12.

Yakın akraba: Hastalığı bilen yüzde 60, uzaklaşan yüzde 14.

Yakın arkadaş: Hastalığı bilen yüzde 60, uzaklaşan yüzde 13.

Arkadaş: Hastalığı bilen yüzde 25, uzaklaşan yüzde 13.

İş yakın arkadaş: Hastalığı bilen,yüzde 22 uzaklaşan yüzde 6.

İş arkadaşı: Hastalığı bilen yüzde 22, uzaklaşan yüzde 10.

Komşu: Hastalığı bilen yüzde 25, uzaklaşan yüzde 10.”

ERKEKLER YARDIM ALMAKTAN DAHA ÇOK KAÇINIYOR!

Tahmin edilenin aksine damgalanma korkusu eğitimli ve kentli insanda daha fazladır.

Daha çok başarı odaklı yaşamları eğitim düzeyi yüksek insanları daha riskli hale getirmiştir.

 Günümüzdeki teknolojik bilgi bombardımanında sağlıklı olan ve olmayan bilgiyi ayırt etmenin güçlüğü neticesinde zaten rahatsızlığı inkar etme eğiliminde olan insanlar, psikiyatrik destek almanın gereksiz olduğunu savunan görüşleri seçiyor.

Erkekler yardım almaktan daha çok kaçınmaktadırlar.

Özellikle erkek egemen toplumlarda bu daha da belirgindir.

Psikiyatriye önyargılı yaklaşan ve karşıt akımlar her zaman var olmuştur.

Özellikle psikiyatrik ilaçların, uyuşturacağı, bağımlılık yaratacağı, iyileşme olsa bile bunun geçici olacağı, ilaca mahkûm olmanın bir çaresizlik olduğu inancı, “Her şey kafada biter” mantığını geliştirmekte, psikiyatr ve ilaç tedavilerine öfke ne yazık ki çok yaygın hale geliyor.

Ruh sağlığını geliştirmek, ruh sağlığı bozukluklarını önlemek, bakım sağlamak, iyileşmeyi hızlandırmak, insan haklarını geliştirmek ve ruh sağlığı bozukluğu olan bireyler için ölüm, hastalık ve sakatlık oranlarını azaltmak için acilen “Ruh Sağlığı Yasası”nın çıkması gerekiyor.

 

Yorum Ekle