Bursa, Kuzeybatı Anadolu'nun en eski doğa ve tarih kentidir. Kuzeyden Yalova ve İzmit, doğudan Bilecik, güneyden Kütahya ve Balıkesir illeriyle çevrilidir. Bursa ve çevresi, çok eski yıllardan bu yana büyük kültürlerin beşiği olmuştur.

Bursa, Kuzeybatı Anadolu'nun en eski doğa ve tarih kentidir. Kuzeyden Yalova ve İzmit, doğudan Bilecik, güneyden Kütahya ve Balıkesir illeriyle çevrilidir. Bursa ve çevresi, çok eski yıllardan bu yana büyük kültürlerin beşiği olmuştur. 

Hitit, Lidya, Frigya, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı kültürleri Bursa’da izlerini bırakmıştır.

Bursa, Asya ile Avrupa arasındaki bir bölgede olması nedeniyle hem Asya, hem de Avrupa kültüründen etkilenmiştir. Nitekim, Orhangazi yakınlarındaki Ilıpınar Höyüğü kazılarından, buradaki yerleşim alanlarının, Asya ile Balkanlar ve Avrupa kültürleri arasında geçişi sağladığı anlaşılmıştır. Bursa, ülkemizde yeşille birlikte anılan tek kenttir. Verimli ovası, yüzyıllarca Bursalıların refah içinde yaşamasını sağlamıştır.

Günümüzde, Bursa’nın yeşili ile bu yeşillik içindeki o ünlü kestane ve şeftalileri, kentsel gelişme ile birlikte yok olma noktasına gelmiştir. Buna karşın asırlardır bir ipek şehri olarak tüm dünyada tanınan Bursa önemli bir sanayi kenti olmuştur. Osmanlı Devletinin kurulduğu bu topraklar, Bursa’yı özgün bir tarih kenti yapmıştır. Bursa, yüzlerce tarihi yapısıyla hâlâ bir tarih kenti olmayı sürdürmektedir. Yeşil Türbesi ve camisi ile Ulucami eşine az rastlanır tarihi eserlerimizin en ünlüleridir.

Bursa, kaplıca kaynakları yönünden de oldukça zengindir. Bu açıdan yüzyıllardır bir şifa kenti olan Bursa’nın kaplıcaları koruma altındadır. Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun temel taşı olan Karagöz ve Hacivat’ıyla, Kılıç-Kalkan oyunuyla ve dağ yöresinin Yörük folkloruyla Bursa, ülkemiz kültüründe önemli bir yer tutmaktadır. Kentimizin hemen üzerinde yükselen Uludağ ise kış turizmi açısından ülkemizin en önemli merkezidir.

Bursa, tarihi içinde dinamikleri sayesinde ünü tüm ülkemize hatta dünyaya yayılan yeni markalar üretmiştir. Gerçek sofralık zeytinin yetiştiği tek il yine Bursa’dır.

Bursa konumu ve ekonomik yapısı ile önemli göç alan bir kenttir. Nüfus yapısı incelendiğinde yaşayanların büyük bir kısmı göçmendir. İlk olarak 1880’li yıllarda Rumeli ve Kafkasya’dan gelen göçmenleri ağırladı Bursa, sonra Balkan göçmenlerini. Kurtuluş Savaşı sonrasında bölgeyi terk etmek zorunda kalan Rum ve Ermenilerin yerine de, Yunanistan göçmenleri Bursa’ya yerleşti. 1951, 1968, 1989 yıllarında Bulgaristan ve eski adıyla Yugoslavya’dan gelen on binlerce göçmeni ağırlayan kent, 1970’li yılların ardından doğu illerimizden gelen göçmenlerin vatanı oldu.

XIX. yüzyılda Miss Pardoe Bursa’yı şöyle betimlemişti: “Hiç böyle güzel bir kentten geçmemiştim. Sonsuz bir biçimde uzanan ovalar, dev gibi ağaçların eteklerine yayılmışlardı. Güzel çiçek fidanları, tanımsız kokulu otlar, her renk çiçek açmış ağaçlar hep yolumuzun üzerinde sıralanmışlardı. Ortası altın sarısı benekli, leylak rengi laden ağaçları, kokulu kozası ile kar gibi beyaz kına ağaçları, yabani hatmi çiçeği, soluk pembe ve beyaz yapraklı ebegümeci çiçeği, gök mavisi renginde ve kır papatyası büyüklüğünde firuze çiçeği, yolun yanındaki kayalıkların arasından fırlayan ve kötülükle savaşan iyilik gibi, kayalıklarla çelişki içinde, olduğundan iki kat daha güzel gözüken arı kovanı çiçeği, mis gibi kokulu eflatun renkli nişasta çiçeği, yabani güller, hanımeli, rengini ve güzelliğini olduğu gibi koruyan aşk çiçeği ve tanımadığımız daha birçok çiçekler kırları, yolları doldurmuşlardı”.

Aynı yıllarda Von Moltke de şunları yazmıştır: “Osmanlı hükümdarlarının her iki başkentinden hangisinin, eskisinin mi, yoksa yenisinin mi, Bursa'nın mı, İstanbul'un mu yerinin daha güzel olduğunu kestirmek gerçekten çok güçtür. İnsanı büyüleyen şey, orada deniz, burada karadır. Birinde tablo mavilerle ötekinde yeşillerle işlenmiştir”.

Baptistin Poujoulat, “Bursa aslında sanki, 1001 Gece Masalları'ndaki gerçeküstü şehirleri gibi idi” derken, Robert Walsh’un kent ile ilgili ifadesi daha ilginçtir: "Doğa, Bursa'yı sanki Türkler için yaratmış".

Gezginlerin anlattıkları Bursa’nın büyüleyen değerlerini hep birlikte çok iyi anlamalıyız!.

COĞRAFİ KONUM ve ARAZİ YAPISI

Bursa 40 derece doğu meridyeni ve 28-30 derece kuzey paralel daireleri arasında Marmara Denizi’nin güneydoğusunda yer alan toplam il nüfusu 2014 itibarıyla 2.787.539 ile Türkiye'nin 4. büyük kentidir. Bursa ili doğuda Bilecik, Adapazarı, kuzeyde İzmit, Yalova, İstanbul ve Marmara Denizi güneyde Eskişehir, Kütahya batıda  Balıkesir illeriyle çevrilidir.

Denizden yüksekliği 100 metre olan Bursa, genelde ılıman bir iklime sahiptir. Ancak iklim bölgelere göre de değişiklik göstermektedir. Kuzeyde Marmara Denizi’nin yumuşak ve ılık iklimine karşın güneyde Uludağ'ın sert iklimi ile karşılaşılmaktadır. İlin en sıcak ayları temmuz - eylül, en soğuk ayları ise şubat - marttır. 52 yıllık gözlem süresi itibarı ile yıllık ortalama yağış miktarı 706 mm’dir. İlde ortalama nispi nem  %  69  civarındadır. İlin yüzey şekilleri, birbirlerinden eşiklerle ayrılmış çöküntü alanlarıyla, dağlar halindedir.

Bursa Tarihi

Uygarlıklar beşiği Anadolu'nun cennet köşelerinden Bursa ve çevresi, çok eski çağlardan beri yerleşimlere sahne olmuştur. Bölgede eski yerleşim alanlarının yarattığı uygarlıkların İ.Ö. 5200 yıllarına kadar gittiği, Ilıpınar Höyüğü kazılarında ortaya çıkmıştır.

Bursa ve çevresinin en eski yerleşimleri İznik Gölü çevresindedir. Sadece İznik Gölü çevresinde, taş devirlerinde kurulduğu anlaşılan beş önemli höyük bulunmaktadır. İnegöl'de de iki höyük vardır. Yenişehir Babasultan Höyüğü, 150 m çapında, 6 m yüksekliğinde, Demirtaş Höyüğü 90 m çapında, 5 m yüksekliğindedir. M.Kemalpaşa ilçesi Söğütalan bucağına bağlı Dorak köyünde de, 1920'li yıllarda yapılan kaçak kazılarda, İ.Ö.VI. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen iki kral lahdi ile iki hizmetkârının mezarı bulunmuştu. Bu anıt mezarlardan çıkarılan çok sayıda değerli tarihi eser yurt dışına kaçırılmıştır.

Bursa’nın Kuruluşu

Bursa bölgesi, İ.Ö. IV. yüzyılda Bithynia devleti kurulana dek çeşitli kolonilerin ve ülkelerin egemenliğinde yaşamıştı. Bursa ve civarı ile ilgili en eski bilgi, İ.Ö. V. yüzyılda yazılan ünlü Herodot Tarihi'nde yer alır. Ancak bu kaynağa göre o tarihte Bursa ve civarında var olan tek kent Kius/Gemlik'ti. Kius kentinin kuruluşu İ.Ö. XII. yüzyıla kadar çıkar. Apamea/Mudanya kentininse İ.Ö. X. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır. Ulubat Gölü'nün üzerinde bir adada bulunan Apollonia/Gölyazı yerleşim yerinin de İ.Ö. VI. yüzyıldan önce kurulduğu sanılmaktaydı.

İ.Ö. II. yüzyılda M.Kemalpaşa yakınlarındaki Melde Tepesi'nde antik Miletopolis kenti, 356 yılında Orhangazi'de Basilinopolis kenti kurulmuştu. Tüm bu antik kentlerin dışında, bölgede ikinci önemde olan İznik Gölü’nün güneyinde bugünkü Sölöz köyünde Pythopolis, Yenişehir'de Otroia, Orhaneli'de Adriani, Karacabey'de Kremastis, Eşkel'de Daskylium, Çekirge'de Plai, Kurşunlu'da Brillos gibi şehirler vardı. Bölgenin bir diğer, belki en önemli kenti de Nicaea/İznik’tir. İznik, İ.Ö. V. yüzyıldan önce kurulmuş olup, Helikore adını taşıyordu. İ.Ö. 316 yılında işgal edilip Yunan kolonisi olmuştu.

Bursa’nın kent statüsüne yükselip çevresinin surlarla çevrilmesi, Bithiyna kralı I. Prusias (İ.Ö. 232-192) döneminde gerçekleşmişti. Kartaca kralı Hannibal, Roma imparatoru ile yaptığı savaşı kaybedince, askerleriyle birlikte I. Prusias'a sığınmıştır. Hannibal’a büyük itibar gösteren 1.Prusias, onun onuruna Bursa kentini kurmuştu. Kente bu nedenle Prusa adı verilmiştir. Bursa’nın İ.Ö. II-III. yüzyılda kurulduğunu kabul edebiliriz.

Son Bithynia kralı IV. Nikomedes, İ.Ö. 74 yılında, kendi isteğiyle krallığını Roma'ya bağladı. Daha sonra uzun yıllar Roma egemenliğinde bulunan Bursa ile ilgili belge ve kaynaklar II. yüzyıldan sonra azalmıştı. Bursa, Önce Romalılar, sonra da Bizanslıların bir ili olarak varlığını sürdürdü. Türklerin Bursa civarına geldikleri tarihe kadar bölgemiz Bithynia adını korumuştu. Hatta, Anadolu Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra kurulan Beylikler de, Anadolu'da yüzyıllardır varlığını sürdüren devletçiklerin sınırlarını korumuştu. Osmanlı Beyliği de, Bursa bölgesinde kurulduğu için, yabancı kaynaklarca Bithynia Beyi veya Krallığı olarak anılmıştı.

Bursa ve civarına önceleri Bithynia denilmekteydi. Uludağ’ın güneyi ile batısı ise Mysia adıyla anılmaktaydı. Bursa bölgesinde yaşayan Bithynia’lılar, Thrak kökenlidir. Asya’dan Avrupa’ya geçen yol üzerinde bulunduğundan, yerli halk dışında başka halklar da buralara yerleşmiştir. Bugün Anadolu’nun en eski halkının Bithynia’lılar olduğu kabul edilebilir.

XII. yüzyılda, Bizanslıların Bursa ve civarına çok sayıda Sırp ve Bulgar’ı iskân ettiği bilinmektedir. Osmanlılar Bursa bölgesine geldiklerinde, Bursa ve çevresinde çok değişik etnik gruplardan olmak üzere, ama tümü Ortodoks Hıristiyanlarını bulmuştu. Bu Hıristiyanların da çoğu Rumca konuşmaktaydı. Rum sözcüğü, Yunanlı olmayıp Romalı, Roma ülkesinde yaşayan anlamına gelmekteydi.

Osmanlı Dönemi

Türkler, bölgeye ilk kez 1071 yılından sonra gelmişlerdi. İznik, 1081-1097 yıllarında Anadolu Selçuklu Devletinin başkentliğini yapmıştı. 1097 yılında ise bölgemiz, Haçlı Savaşları'na sahne oldu. İznik, Haçlıların eline geçti. Bu savaşlar sırasında İstanbul'da Latin Hükümeti kurulunca, Bizans İmparatorluğunun başkenti İznik olmuştu. 1204 yılında Theodor Laskaris'in kurduğu İznik Bizans İmparatorluğu, 1261 yılına kadar varlığını sürdürmüştü.

Abbasiler döneminde Harun Reşit'in orduları Bursa'ya kadar gelmişti. 955 yılında ise Halep'teki Hamedanlılar, Bursa’yı ele geçirip 23 yıl süreyle Bursa'ya egemen olmuşlardı. Alexias Kommenos'un döneminde (1097) düzenlenen bir sefer ile Türkler, tekrar Bursa kentini ele geçirip yağma edip geri çekilmişti.

Latinler, İstanbul'u işgal ettikleri zaman Bizans prensleri, bu yeni düşmanın elinden kurtulmak için Müslüman yöneticilerle bağdaşma yapmakta hiç tereddüt etmemiş, Theodor Laskaris Selçuk Sultanıyla bağdaşma yaparak Bursa'yı ele geçirmişti.

İmparator’un yeri sayılan kale, tüm saldırılara karşı direnerek kurtuluş tarihi olan 1214 yılına kadar Rumların elinde kaldı. Osman Gazi, Tekfurlar Savaşı sonrasında burayı kuşatana kadar Bursa bir Rum kenti olarak varlığını sürdürdü. Osman Gazi’nin komutanlarından Ak Timur ile Balaban Bey, kent ile deniz arasındaki yolu kesmek için iki kale yapmıştı. Ak Timur hamamlar tarafında, yani batıda, Balaban Bey ise, kentin doğusundaki yamaçlarda yaptıkları kulelerle Bursa’yı kuşattılar. Balabancık ve Aktimur kaleleri bugün de kısmen ayaktadır. Osmanlı hanedanını kurmuş olan Osman Bey, başarılarının sonuçlarını görmeden, Bursa surları önünde yapılan savaşın yarattığı karışıklık sırasında yaşamını yitirdi (1324).

Bursa’nın Rum yöneticileri, uzun süren bu kuşatmaya dayanamayıp, 6 Nisan 1326 tarihinde şehri Orhan Bey’e teslim etmişti. Orhan Bey, Bursa’yı aldıktan sonra, birçok cami ve eser yapılması buyruğunu vermişti. Orhan Bey ve Orhan Bey’in mezarları Gümüş nallarla süslenmiş olan ve “Gümüşlü Kubbe/Kümbet” adıyla anılan Tophane’dedir. 

Orhan Bey’in halefi olan Sultan I. Murat'ın, ovaya egemen bir tepede yaptırdığı saray bugün tümüyle yıkılmıştır. I. Murat'ın oğlu Yıldırım Bayezit ile Germiyan Beyi'nin kızı bu sarayda evlenmişti (1380).

1.Murat'ın oğlu Bayezit, 1389 tarihinde tahta geçtikten sonra Bursa kentine yeni bir yön verdi. 1402 yılındaAnkara Savaşı'ndan sonra BursaTimur'un askerleri tarafından tahrip edildi. Okullar ve camiler altüst edildi.

Bayezit'in ölümünden sonra oğlu Çelebi Mehmet, Tokat'ı terk ederek 1404 yılında Bursa'da tahta geçti. Kardeşi İsa Bey, taraftarlarıyla Bursa önlerine gelerek kapıları açması için halkı tehdit etti. Bu şiddetli savaşta İsa Bey, daha yeni kurulmuş olan bu kenti yakarak çekildi, gitti. Bundan sonra Bursa, Konya Sultanı Karaman Bey'in saldırılarına uğrayarak yağma edildi. Bir başka felaket de 1481 yılında, II. Bayezit döneminde, Şehzade Cem’in, taraftarlarının yardımlarıyla Bursa'yı ele geçirmesi üzerine yaşandı. Zayıf bir ordu, Yenişehir üzerinde Cem'in kuvvetlerini yendi. Bu sırada yeniçeriler Bursa'yı yağma etti. Bursa, bir taraftan imar edilirken diğer taraftan da istila, yangın ve depremler ile büyük felaketler yaşamıştı. Yaşanan bu felaketler, elbette Bursa'nın tarihsel yapıtlarına büyük zarar vermişti.

İlçeler

Nilüfer: Bursa'nın merkez ilçesidir. 1987 yılında Bursa Büyükşehir statüsüne girince, üç merkez ilçeye ayrılmıştı. Çekirge’nin batısındaki bölge Nilüfer olarak anılmıştır.

Yıldırım: Bursa'nın doğusunda merkez ilçesidir. Osmangazi ile Yıldırım ilçeleri arasında sınır Gökdere’dir. 1987 yılında, Bursa Büyükşehir olunca kurulmuş ilçedir.

Osmangazi: Bursa merkez ilçesidir. 1987 yılında, Bursa Büyükşehir olunca kurulmuştur. Yıldırım ve Nilüfer ilçeleri arasında, Bursa'nın en büyük ilçesidir. Gökdere ile Çekirge arasındadır.

Büyükorhan: Bugün ilçe merkezi olan şehrin 1574  yılından sonraki yıllarda kurulduğu bilinmektedir. Adranos kazası hakkında geniş bilgi veren son devir kaynaklarından Hüdavendigar vilayeti salnamelerine baktığımızda Orhan-ı Kebir adına burada rastlamaktayız.

Gemlik: Gemlik, Bursa'nın 32 km kuzeybatısında, Marmara Denizi’nin en sakin ve adını verdiği körfezin kıyısında kurulmuştur. 19,13 derece doğu meridyeni ile 40,12 derece kuzey enlemi üzerinde bulunmaktadır. İlçe yüzölçümü 413 km2’dir.

Gemlik İ.Ö. XII. yüzyılında kurulmuş, Osmanlı İmparatorluğu’nun ikinci hükümdarı Orhan Bey zamanında Türk topraklarına katılmıştır. Padişah I. Murat zamanında deniz kuvvetlerine savaş gemisi yapan tersanelerin bulunduğu bir yer olması nedeni ile, önce Gemilik adını almış, daha sonra bu isim değişikliğe uğrayarak Gemlik haline gelmiştir.

Gürsu: Gürsu düz bir ovada yer almış olup 118 km2 alanı kapsar. Deniz seviyesinde yüksekliği 100 metredir. Yörede Marmara Bölgesi iklim özellikleri hüküm sürmektedir. Bilhassa güz aylarında Uludağ'dan gelen hava akımına bağlı olarak şiddetli lodos fırtınası görülür.

Gürsu, Susığırlık adıyla, XV. Yüzyıldan önce kurulmuş eski bir yerleşim yeridir. 1 Mart 1930 yılında Susığırlık Belediyesi adıyla belediye teşkilatı kurulmuş, 1931 yılında Gürsu adını almıştır. Bursa'nın Yıldırım ilçesine bağlı bucak iken, 9 Mayıs 1990 tarih ve 3644 sayılı kanunla ilçe statüsü kazanmış, Ekim 1991 tarihinde kuruluş işlemlerini tamamlayarak ilçe olarak hizmete başlamıştır.

Harmancık: Eski adı Çardı olarak bilinmekte olup tarihi, ilçeden çıkan para ve heykelciklere göre, Bizans ve Roma dönemlerine kadar gitmektedir.

Harmancık, Orhaneli ilçesine bağlı bir bucak iken, 1987 yılında çıkan 3392 sayılı yasa ile ilçe statüsüne kavuşmuş, 1988 Temmuz tarihinde kuruluş işlemlerini tamamlayarak ilçe olarak hizmete başlamıştır.

Harmancık, Bursa'ya 96 km uzaklıkta, Uludağ'ın güneyindeki yüksek yaylalar arasında yer alır. Rakımı 650 m, yüzölçümü ise 365 km2’dir. İlçenin bulunduğu çevrede yükseltisi fazla olmayan dağlar ve tepeler bulunur.

İnegöl: Marmara bölgesinde Bursa iline bağlı ilçe olan İnegöl'ün denizden yüksekliği 335 m olup yüzölçümü  1006 km2’dir. İlçede, Marmara Bölgesi’nde bulunmasına rağmen Akdeniz ikliminin biraz değişikliğe uğramış bir tipi görülür.

İnegöl'de yerleşimin ne zaman başladığı bilinmemekle birlikte şehirde bulunan höyükte yapılan kazılarda  İ.Ö. 3000  yıllarına kadar uzanan kalıntılara rastlanmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar tarafından işgal edilen ilçe 6 Eylül 1922 tarihinde kurtarılmıştır. İnegöl'ün adı, Bizans döneminde taşımış olduğu Angelakoma isminden gelmektedir.

İznik: Güney Marmara Bölgesinde kendi adını verdiği gölün doğusunda kurulmuş ve turistik bir ilçe olan İznik’in bağlı bulunduğu Bursa iline uzaklığı 85 km’dir. Denizden yüksekliği 85 m olup yüzölçümü 753 km2’dir.

İznik ilk önce İ.Ö. VII. yüzyılda Helikore adıyla Traklar tarafından kurulmuştur. İ.Ö. 316’da Makedonya Kralı Büyük İskender’in Kumandanlarından Antigonos tarafından yeniden kurulduğunda ise Antigonia adını almıştır. Daha sonra Lysimakhos İznik’i aldıktan sonra güzel eşi Nikaia’nın adını vermiştir. Hıristiyanlığın ilk amentüsü, 325 yılında İznik’te toplanan ilk konsülde belirlenmiştir. 787 yılında 7. Konsül de İznik’te toplanıp İkona kırıcılar konusu tartışılmıştır. 

Karacabey: Karacabey, Marmara Bölgesinin Güney Marmara bölümünde, Bursa İline bağlı bir ilçedir. Bursa Çanakkale ve Bursa-Balıkesir-İzmir karayollarının kavşak noktasında yer almaktadır. Yüzölçümü 117 km2 olup verimli bir ovası olan ilçeden Susurluk çayı geçer.

Osmanlılar’ın Lipodyum (Uluabat) Kalesini 1336 yılında alındığını gören Kalemastaya (Kirmastı/M.K.Paşa) ve Mihaliç (Karacabey) Tekfurları armağanlarla gelerek, Orhan Gazi’ye bağlılıklarını bildirdiler. Bölgenin fethinden sonra buralara Türk aileleri yerleşmiş ve “Karaca Ailesi” şehrin yönetimini eline almıştır.

Keles: Keles, Ege Bölgesi’nin İç Batı Anadolu bölümünün kuzeyinde yer alır. İlçe Uludağ-Eğrigöz dağları arasında uzanan geniş platoyu yaran Kocasu çayının bir kolu olan Keles deresinin vadisinde kurulmuştur. Yüzölçümü 640 km2 olup, yüksekliği 1050 m civarındadır.

Keles'in tarihi oldukça eskilere dayanır. Kesin bir tarih vermek mümkün değilse de XII. veya XIII. yüzyıllarda kurulduğu söylenebilir. Süleyman Şah idaresinde Moğol istilasından kaçarak Anadolu'ya göç eden Türk boyları o zamanki Selçuklu İmparatoru I. Alaattin Keykubat'ın izni ile uç beyliği olarak Karacadağ yöresine yerleşmişlerdir. Daha sonra Osmanlı Beyliğinin genişlemesi sonucu Keles ve yöresindeki yaylalar yazlık olarak kullanılmaya başlamıştır. 1860-1915 yılları arasında kadısı, serdarı ve belediyesi olan kasaba, 1931 yılında nahiye ve nihayet 1953 yılında tekrar ilçe olmuştur.

Kestel: Denizden yüksekliği 124 m olan ilçe, ılıman iklim kuşağı içerisinde bulunmaktadır. Yüzölçümü 374 km2’dir.

Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınır kalesi olması nedeni ile Latin dilinde Kalecik anlamına gelen Kastel ismi, kalenin 1306 yılında Osmanlılar tarafından alınması ile Kestel olarak değişmiştir.

Mudanya: Mudanya, Marmara Bölgesinde 28-29 boylam, 40-41 enlemleri arasında bulunmaktadır. Doğusunda Gemlik, batısında Karacabey ilçeleri, güneyinde Bursa, kuzeyinde Gemlik Körfezi yer almaktadır.

Mudanya'nın tarihi İ.Ö. VII. yüzyıla kadar dayanmaktadır. Arkeolojik araştırmalar sonucunda yaklaşık olarak bu yüzyılda İyonlu kolonistlerden Kolofonlular tarafından Mirleia adıyla kurulmuştur. Mirleia zaman zaman işgale uğramış, daha sonraları Makedonya Kralı V. Philip tarafından yıkılarak Apamya adı ile yeniden kurulmuştur. Daha sonra Apamia da işgale uğramış, sonradan imar edilerek Montania adını almıştır.

Mustafakemalpaşa: İlçe sınırları 1.731 km2'dir. Kuzey kesimleri ovalık olan ilçenin doğu kesimi Orhaneli Dağları, güney ve batı kesimi de Çataldağ engebeli kılar. İlçeden geçen en önemli akarsu olan M.Kemalpaşa/Kirmasti Çayı Ulubat Gölü’ne dökülür.

Bursa'nın batısında, merkeze 77 km uzaklıktadır. Denizden 40 metre yüksekliktedir. Kuzeyden Ulubat Gölü, Karacabey ve Nilüfer, doğudan Orhaneli ve Büyükorhan, güneyden ise Balıkesir ile çevrilidir. Antik dönemde, kent yakınlarındaki Melde Bayırı’nda Miletopolis adlı bir kent vardı. Miletopolis İ.Ö. IV. yüzyılda kurulmuştur. Eski adı Kirmasti'dir. Kirmasti adını, Kiri Mastorya veya Kali Mastorya adlı Karacabey'i yöneten bir kadının adından aldığı söylenir. 1336 yılında Orhan Bey tarafından Osmanlıların eline geçmiştir. Uzun süre kaza merkezi olarak varlığını sürdüren M.Kemalpaşa, daha sonra Mihaliç/Karacabey kazasına bağlanmıştır. 1881 yılından sonra Bursa’ya bağlı bir ilçe merkezi olmuştur. 31 Aralık 1922 tarihinde adını Mustafakemalpaşa olarak değiştirmiştir.

Orhaneli: 844 km2  yüzölçümüne sahip bulunan ilçe, Marmara'nın karasal iklim özelliğini taşımaktadır.

İlçe tarihinin Roma İmparatoru Hadrianus'la başladığı sanılmaktadır. 1325 yılında Bizans egemenliğinden Osmanlı egemenliğine geçen ilçenin 1911 yılına kadar Atranos olan adı 1934 yılında TBMM kararı ile Orhaneli olarak değiştirilmiştir. 8 Temmuz 1921 tarihinde Yunanlıların işgaline uğrayan ilçe, 9 Eylül 1922 tarihinde bu işgalden kurtulmuştu.

Orhangazi: Orhangazi ilçesi, Marmara Bölgesi’nin doğusunda, Gemlik Körfezi ile İznik Gölü çevresinde kurulmuştur. Kuzeyinde Yalova ile Karamürsel ilçesi, batısında Gemlik, güneyinde Yenişehir, doğusunda İznik ilçeleri bulunmaktadır.

Ilıpınar Höyük kazılarına göre ülkemizin en eski yerleşim alanlarından biri olan Orhangazi’nin tarihi İ. Ö. 5200 yıllarına dek inmektedir. Roma döneminde Bassilinopolis olarak anılan Orhangazi, II. Osmanlı Padişahı Orhan Bey tarafından 1330’lu yıllarda fethedilmiştir. Orhan Bey, burada kendi adına bir camii ve hamam yaptırarak civarda bulunan Türk aşiretlerini buraya yerleştirmiştir. Pazarköy adını alan bu yerleşim merkezi o sırada İznik'e bağlıydı. XVIII. yüzyılda kaza merkezi olan Pazarköy, 1870 yılında Gemlik’e bağlı bir bucak merkezi olmuştur. 1893 yılında yeniden Bursa’ya  bağlı ilçe merkezi olmuştur. İstiklal Savaşı sırasında Yunan işgaline uğrayan ilçe, tarihinin en karanlık ve talihsiz dönemini yaşamıştır.

Yenişehir: Yenişehir ilçesi kendi ismini taşıyan ovanın doğuya yakın orta kısmında kurulmuştur. Yüzölçümü 772 km2’dir. İlçenin denizden yüksekliği 250 m’dir. İlçenin kuzeyinde Katırlı ve Samanlı dağları vardır. Ova, doğu batı istikametinde uzanan bir elips şeklindedir. En büyük akarsuyu Uludağ’ın doğusundan çıkıp ovanın güneyini takip ederek Osmaneli yakınlarında Sakarya'ya karışan Göksu'dur. Göksu’nun uzunluğu 80 km’dir.

Yenişehir'in bilinen tarihi XIV. yüzyıla kadar uzanır. Osmanlının beylikten devlet haline geçtiği yıllarda Köprühisar ve Yarhisar'ın zaptından sonra Yenişehir Ovası’nı topraklarına katan Osman Bey, gazilerine bu bölgeyi kılıç hakkı olarak vermiştir. 680 yıllık Türk şehri olan Yenişehir 27 Ekim 1920 tarihinde Yunan işgaline uğramış ise, 6 Eylül 1921 tarihinde kurtarılmıştır. Köylerin kuruluşları daha eskidir. Örneğin, Yarhisar köyünün Bizans döneminin tekfur kışlağı olduğu bilinir. Aynı şekilde Akbıyık ve Süleymaniye köylerinde de Bizans döneminden kalma kale harabelerine rastlanmaktadır.

Raif KAPLANOĞLU