Taraftarlardan alınan futbol


Dünyadaki küreselleşme 2000 yılında köklerini salmaya başlarken dünyanın en fazla tüketiciye sahip eğlencesi futbol bu akımdan fazlasıyla etkilenmekten kendisini alıkoyamadı. Kulüplerin yapısından, oyun anlayışına oradan yan ürünlerin pazarlanmasına kadar



Artık olması gereken seyirci takımı için avaz avaz bağıran seyirci değil sponsorların, takımına  gönül veren zenginlerin, şirketlerin yıllık kiraladıkları geniş ve 1+1 evden farksız bölümler kulüpler açısından önemli bir gelir kaynağı.

Bundan en fazla 30 yıl önce kulüpler kaynaklarını öncelikle stadyumlara gidip  bilet alan seyircilerden ,ikinci olarak televizyonlardan, sonra sponsor ve son olarak o şehrin saygın insanlarından temin ederdi. Bugün ise bilet gelirleri bir spor kulübü için herhangi bir ‘’gelir kalemidir ‘’. Tv geliri,s ponsorlar, hissedarlar ve uluslararası turnuvalardan gelen gelirler kulüpler için vazgeçilmez unsurlar. Dünya üzerindeki şifreli kanalların başarısı sadece meşin yuvarlağa dayanmakta. Seyretmek için para ödemek gerektiği düşüncesi ülkede 90 lı yılların sonunda hiçbir direniş görmeden nasıl kabul gördü , düşündünüz mü hiç ? Cevabı dünya halkları arasında hızla ve bulaşarak ilerleyen ekonomik liberalizmden başkası değil.

Ülkede özellikle son 5 yılda stadyumu halktan boşaltan zihniyet TFF si’nden  ,kulüplerine kadar boş stadlar hiç umurlarında değil, çünkü bilet gelirleri artık onlar için sadece ve sadece aşağıdaki gelir kalemlerinden biri, kulübün tek amacı vardır, gelir elde etmek. Passolig saçmalığı ile seyirciyi yeni koşullara uymak zorunda bırakıyorlar.

Çünkü; kulüpler için kendi taraftarı rahatsız edici tanığa ya da canavara dönüşebilme ihtimali olan bir grup. Ne yapacağı belli olmaz, genleşir, daralır, söver, över. Taraftar kulübün Borsa da yapacağı prim için değil, renkleri için seferber olur. Ama futbolu yönetenler için artık taraftarların mali katkısı dördüncül, beşincil bir gelirdir.

1994 Yılında Newcastle kulübü ,taraftarlarının 500 pound ödemeleri karşılığında 10 yıl boyunca sahip oldukları koltukların onlarda kalacağını açıklar.7232 taraftar bu parayı ödeyerek 10 yıllık hakka sahip olur. Ancak,1999 yılına geldiğinde ekonomik liberalizmden etkilenen kulüp bu yerleri alan taraftarlara o bölgede loca yapacağını ve 1350 pound daha ödemeleri gerektiğini söyler. Ancak, taraftarlardan 12 tanesi 1994 yılında kendilerine yer garanti edildiğini ve yapılan işlemin yasa dışı olduğunu savunarak dava açarlar. Tüm tribün grupları bu taraftarların arkasındadır hatta 1994 te kulüp başkanı olan efsane Kevin Keegan dahi taraftarlara tanıklık eder.

Ancak; dava 2-3 yıl sonunda taraftarların aleyhine sonuçlanır ve mahkeme 200BİN EURO dava masrafının taraftarlardan alınarak kulübe verilmesine karar verir. Kararı açıklarken de kulübün bu masrafı istememesi gerektiğini söyler, ulusal gazeteler bu masrafın taraftarlara yansıtılmasının yanlış olacağı yönünde sayfa sayfa yazar, efsane Keegan canlı yayına çıkar, ancak Newcastle kulübü bu parayı kendi taraftarlarından tahsil etme amacından vazgeçmez. Yardım hesapları açılır İngiltere’de ki diğer taraftarlar bu hesaba para yatırarak yardımcı olmaya çalışırlar.  Bu 7232 taraftar ortak bir açıklama yapar ve 1976 yılından bu yana Newcastle maçlarına geldiklerini bu saatten sonra sadece deplasman maçlarına gideceklerini hayatları boyunca Newcastle taraftarı olduklarını söylerler.

Bu karar futbolun doğasını değiştiren bir karar olarak tarihe geçmiştir. Şirket çıkarları ,her zaman gerçek taraftarlara tercih edilmeye başlanmıştır.

Oyuncular yıldız,taraftarların ise şeytanlaştırılması aynı mantığın ürünü.  Verilmeyen bir ofsayt,isabetsiz bir şut,boşa çıkan bir kaleci kulübün hisse senedini belirleyecekse ki bu böyle buna nasıl spor diyeceğiz. Yöneticiler, maçlardan sonra hisse senetlerinin ne kadar prim yaptığına bakacak. Amaç artık spor eğitimi ya da ahlakı savunmak değil,yatırımları  verimli kılıp karı arttırmak. Amansız kapitalizmin sonucu 15-20 seneye kadar Zenginler baş başa kalacak ama bu mutlak liberalizm kendi kendini yok edecektir. Küreselleşmiş futbol bir emperyalizm biçimidir ve imparatorluklar er ve ya geç çökecektir.

Futbol bunlardan nasıl kurtulur ? Şu an kurtulamaz ,çünkü bu akım sporun her yerine sirayet ediyor ancak uzun vadede Taraftarlar takımlarının kendilerine ait olduğu duygusunu kaybetmemeli ,tek yol bu. Bugün Bursa dendiğinde Uludağ yada kestane şekerinden önce akla gelen Bursaspor ve Texas ise daha bu duygumuzu kaybetmemişiz demektir. Taraftar bunu kaybederse ileride kulübün borsa şirketinden farkı kalmayacak. Bu doğrultuda kulübün şirketleşmesi ve borsaya açılması olasılığı taraftarların takıma bağlılığını bir kaç kat daha arttırması sonucunu doğuracaktır.

 Borsaya açıldığında ise 3 grup yatırımcı var ;

1-)Taraftar ;Sadece kulübe daha fazla para ödemek yada parçası olduğunu göstermek için hisse alır,kar amacı yoktur.

2-)Medya Şirketleri;Ülkemizde borsaya açılan ve her parçasında taraftarı olan İstanbul takımlarının borsadaki zararları ortada iken şehir takımı hissesi mi satın alacak üstelik saha sonuçları konusunda İstanbul takımlarına nazaran istikrarsızlık daha fazla,

3-)İş Yatırımcıları; bunların hisse almak için tek bir sebebi var o da oyundan gelen gelir.Yani maç performansı,iyiysen yanındalar .

Başlangıçta gelecek olan sıcak bir para sonrasında ise bu paranın mantıklı kullanılmaması ihtimalinde borç olarak karşımıza çıkabilir. Akabinde ise özvarlığı bu kadar dar olan,saha içi sonuçları istikrardan uzaklaşan ve en önemlisi ülkeye değil şehire hitap eden takımın, hisse senedi olsa olsa nötr olur.Bu grupta en fazla katkı koyacak olan yine taraftar olacaktır göreceksiniz ,küreselleşen futbol kendini imha ettiğinde kulübümüzün ayakta kalması dileğiyle.(futbol aş)