Sizi bilmem ama...


Kulüplerde, maçlarda alınan neticeler iyi olmayınca, bunların sebepleri aranır, araştırılır... 



Çünkü; futbolun doğasında vardır bu.
Aslında futbolun kendisinde; tutku var, aşk var, aidiyet var, armaya bağlılık var, yardımlaşma var, kulübünle özdeşleşmek var...
En önemlisi de;
Bir şehir var temsil ettiğin!
Mesela Bursaspor, "şampiyon" bir marka!
Şehrinin en değerli sembolü!
1995 yılında İntertoto Kupası'nda o unutulmaz heyecanı yaşayan ve A Milli Takım'a kadar yükselmiş eski bir Bursasporlu futbolcu olarak, o formanın değerini çok iyi biliyorum.
16 Mayıs 2010'da şampiyon olduğumuzda sevinçten ben de oturup ağlamıştım.
Çünkü, benim takımın şampiyon olmuştu.
Şampiyonlar Ligi'nde bizi temsil edecekti.
Çünkü, yeşil-beyaz armaya karşı aidiyet duygum hiç bitmedi.
Üzerinden 23 yıl geçse de, Türkiye'de hep "Bursaspor'un golcüsü Ercüment" olarak tanındım ve anıldım.
Bugün;
Şampiyon olmuş 5 kulüpten birinde oynamak için can atan binlerce genç var bu şehirde ve ülkede...
Artık genç olmasam da, ben bile hâlâ can atıyorum o şanlı formayı giymek için...
BİYEDİÇ'İ ANMA MAÇINDA
Gerçi, birkaç sene önce, İmparator Nejat Biyediç'i anma maçında, tekrar bana nasip oldu o değerli yeşil-beyazlı formayı giymek... Yıllar sonra ne güzel duyguydu.
Hele rahmetli hocam için golü atınca, nasıl da mutlu olmuş ve gurur duymuştum.
Zaten unutulur mu hiç, Nejat Biyediç...
O gün;
Hep birlikte eski arkadaşlar toplandık, geçmişte yaşadıklarımızı hatırlatıp eğlendik.
Nejat Hocamızı, Musisi'yi saygıyla andık.
Merhum Ercüment Şeftalioğlu ve İzzet Hocamızı hatırladık. Onlarla olan anılarımızı tazeledik.
BERABER EĞLENİRDİK
Değerli Bursasporlu futbolcular;
Bugün sizleri bilmem ama, biz hep birlikte bir odaya toplanırdık, oyunlar oynar, fıkralar anlatır, şakalar yapardık.
Yemeğe çıkardık.
Sizler artık cep telefonlarınızla, tabletlerinizle kendi dünyanıza çekiliyorsunuz. 
Sizi bilmem ama, biz hep birlikte aynı dili konuşuyorduk (yabancılar da dahil); çünkü futbolun dili ortaktır.
Gönül dilimiz de ortaktı.
Aramızdaki arkadaşlık bağlarının güçlü olması, bize saha içinde de; başarıya birlikte odaklanma ve yardımlaşma duygusunu beraberinde getiriyordu.
Örneğin, hücuma çıkarken, Baliç ve Musisi ile çok iyi anlaşıyor ve gerektiğinde birbirimizin açıklarını kapatıyorduk.
TİMSAH YÜRÜYÜŞÜ YAPSAK DİYE...
Hatta, gol atsak da Musisi'nin icad ettiği "Timsah yürüyüşü"nü yapsak diye can atıyorduk!..
Kaleci Gançev, Musisi bizden biri gibiydiler.
Şimdi neredeyse her yabancı oyuncunun tercümanı var...
Sizleri bilmem ama, maç kaybettiğimizde bizim ağzımızı bıçak açmazdı, hatta utancımızdan evimizden çıkmazdık.
Şimdilerde bu durumlar değişti  tabii.
Özellikle yabancı oyuncular, bunu profesyonel bir iş gibi gördükleri için sonuçlara pek fazla takılmıyorlar.
Oysa, takım maç kaybettiğinde, koskoca bir şehir, o haftayı moralsiz geçiriyor.
Kapalı Çarşı'da, pazarda esnafın yüzü gülmüyor.
FORMANIN DEĞERİNİ BİLİN
Ayrıca Vakıfköy'den yetişen genç kardeşlerim;
O formanın değerini çok iyi bilin.
Hakkını verebilmek için çok çalışın.
Hatta, Özlüce'de antrenmanlardan sonra ekstra çalışın.
İnanın bana; sonuçta kazanan yine siz olursunuz.
Zira Bursaspor formasının değerini, takımdan ayrılırsanız, işte o zaman daha iyi anlarsınız.
Bunu yaşayan ağabeylerinize sorun bakın, size neler anlatacaklar!
Bursa, tam bir futbol şehri.
Taraftarı, Teksas tribünleri futbolu çok iyi bilir.
Futbolcusunu sevdim mi tam sever, bağrına basar, omzunda taşır!
Ama sildi mi de tam siler!
Onun için, böylesine değerli bir arma altında buluşmuş futbolcular olarak, birbirinizi sevin, saygılı olun.
Gemiyi limana sağ salim yanaştırmak için tüm gücünüzle başarıya konsantre olun.
AKLIM DA KALBİM DE BURSA'DA
Ben İsviçre'de teknik adamlık yapıyor olsam da, hâlâ Bursaspor'un maçlarını takip etmeye çalışıyorum.
Çünkü aklım da, kalbimde hep Bursa'da...
Değerli dostum Serkan, benden yazı istediğinde hemen kalem kağıda sarıldım.
İçimdeki o coşkuyu, anılarımı bir an önce yazıya dökmek istedim, heyecanım tavan yaptı.
O güzel günler gözümüzün önünden bir film şeridi gibi geçti.
Bugün artık sadece "sembolik" olarak zemini kalan Atatürk Stadı'nda yaşadığımız o coşkulu günler aklıma geldi.
Vakıfköy günleri, o unutulmaz İntertoto Kupası maçlarımız!..
Sonra;
"İyi ki İsviçre'den gelip Bursaspor'da oynamışım. İyi ki Bursasporlu Ercüment olmuşum. İyi ki rahmetli Nejat Hocam'la çalışmışım" dedim, kendi kendime...
Çok duygulandım!..
FARK YARATIN...
Sevgili futbolcu kardeşlerim, eğer siz de bu camiada "unutulmaz" olmak istiyorsanız, kendinizden bir iz bırakın.
Fark yaratacak işler yapın!
Yapın ki, siz de yıllar boyunca o güzelliklerinizle hatırlanın.
Öyleyse, haydi değerli kardeşlerim, gösterin kendinizi ve başarılarınızla sevindirin, bu güzel "şampiyon" kenti!..
Size güveniyorum!