Salda Gölü


Salda Gölü...



Yakın zamanda, gördüğüm bir yazının, etkileyici olan başlığını hatırlıyorum;

Hem Maldivler'i, hem Mars'ı aynı anda görmek istiyorsanız Salda Gölüne gidin! diye.

Başlık çok çarpıcıydı ve paylaşımda da inanılmaz güzel fotoğraflar görünüyordu. Dönüp dönüp tekrar baktığımı hatırlıyorum. Neredeydi bu göl? Ben neden duymamıştım bugüne kadar, neden keşfetmemiştim. Yazıyı su gibi okuduğumu hatırlıyorum.

Bir Antalyalı olan, yıllardır Antalya -Bursa-Eskişehir arasında yolculuk yapan, defalarca Burdur'dan geçen biri olan ben, Salda Gölü'nün Burdur'da olduğunu okuyunca şaşkınlığım bir kat daha artmıştı. Tek sevincim ise az duyulması az bilinmesi demek, az bilinmesi de  Salda Gölünün bozulmamış olması ihtimalini yükseltiyordu.

O zaman ne yapmak gerekiyordu? Tabii ki en yakın zamanda burayı keşfetmek :)

Sonunda gittim, gördüm ve şimdi de yazıyorum:)

Salda Gölü Nerdedir?

Salda Gölü Burdur'un Yeşilova ilçesine bağlı. Yeşilova’ya 5 km, Burdur’a 56 km, Denizli’ye 96 km, Antalya’ya 159 km mesafede... Geleceğiniz istikamete göre navigasyonunuzu açarsanız size en uygun yolu gösterecektir. Eğer Dinar üzerinden gelirseniz Salda Belinden harika bir manzara görüldüğü söyleniyor. Özelikle fotoğraf meraklılarına duyurulur. Biz Yeşilova'dan geçmeyi tercih ettik.

Yeşilova...

Çünkü ,Yeşilova'nın tostçularının meşhur olduğunu duymuştuk. Ufacık bir ilçe, bir kavşak, dört yola sığdırılmış  bir çok küçük esnaf. Bir süper markette bulacağınız bir çok şeyi bir ilçenin merkezinde farklı dükkanlarda bulduğunuzu düşünün. Çocukluğunuzun, eski mahallelerin esnaflarını hatırlayın. İşte hatıralarınızdaki esnafların çoğu burada. Ya dükkanlarının kapılarının önünde oturuyor ya da içerde müşterileriyle ilgileniyor. Kahvenin yaşlı dedeleri, çay bahçelerinin  emeklileri ve çocukları var. En son 90'ların sonunda bıraktığım internet cafeyi bile burada gördüm diyebilirim.

Salda Gölü birinci dereceden sit alanı olduğu için gölün içinde  otel-motel yok, daha çok çadırlarıyla kampçılar var. Onlar da çoğu ihtiyaçlarını Yeşilova'dan karşılıyorlar. Aperatif yemek olarak da en iyi yiyeceklerden biri tost. Adım başı tostçu dükkanı var burada. Çoğu esnaf var olan dükkanını tost dükkanına  dönüştürmüş. Bu kadar ününden mi tost çoğalmış yoksa çok olduğu için mi tostu ünlenmiş orasını çözemedim. Ama  kesin olan şu ki, kıymalı-yumurtalı tostları denemeye değerdi. Yanında ise o yörenin süthanesinden gelen bol tuzlu ayranı Bur-Süt'ü  denememek olmazdı.

Salda Gölü...

Salda Gölü Türkiye'nin ilk, Dünyanın üçüncü, en büyük derin gölü. Ayrıca Türkiye'nin en temiz birinci , dünyanın ise en temiz beşinci gölü. Yüzölçümü 44 metrekare fakat yıllar içerisinde suların yavaş yavaş geriye çekildiği söyleniyor. Gölün derinliği 185 m. Derinlik fazla olduğu için su berrak.Çok şükür ki gölün üzerinde tekne turları yapılmıyor. Tabii en azından şimdilik. Suyu tatlı. Dolayısıyla da her tatlı gölde  olduğu gibi sazan balıklarının ve yılan balıklarının çok olduğu söyleniyor.

Beyaz Adalar...

Kışın suları yazın sıcaklığı karşısında çekilmeye başladıkça ortaya harika görünümlü, irili ufaklı 7 tane beyaz ada çıkıyor. Bu görüntü, gerçekten görülmeye değer. Bembeyaz sahil, turkuaz renkte su ve karşıdan ışıl ışıl parlayan adacıklar. Kışın gelenler şansına küssün artık. Sırf bu görüntü için bile yazın gelmeye değer. Tabii bizim gibi Temmuz ve  öğlen sıcağında gelirseniz kavrulabilme ihtimalinizde yüksek olabilir. Birde beyaz kumsalın güneşten gelen yansımasıyla gözlerinizin kamaşması da yanında artısı. Onun içindir ki, burada güneş gözlükleri, güneş kremi ve şapka çok şart. Normal bir deniz kıyısında güneşlenmekten daha fazla bir etkiye sahip olduğu yadsınamaz bir gerçek.

Şifa Dağıtan Göl; Salda Gölü...

Yıllarca sivilcelerim ile uğraştım durdum. Özelliklede ergenlik döneminde. Kullandığım çoğu kozmetik ürünlerinin içeriği killi yapıdaydı. Çünkü sivilcelerin kurutulmasında kil son derece etkili bir element... Bilseydim o zamanlar Salda Gölünün kil olan yapısını hiç uğraşmaz sürekli buraya gelirdim :)

Buraya gelen ziyaretçilerin çoğu da zaten bunu yapıyor. Gölün şifasından faydalanmak adına önce kil maskesiyle yüzlerini ve vucutlarını ovuyor, bekletiyor, sonrasında ise gölün sularıyla vücutlarını yıkıyorlar.

Göl suyunda, magnezyum, soda ve kil bulunması nedeniyle, çoğu cilt hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor.

Sahilin renginin beyaz olması da, göl suyundaki magnezyumdan kaynaklanıyor. Öyle ki, göle atılan bir nesnenin etrafında, bir süre sonra beyaz bir kaplama oluştuğu söyleniyor. Zaman içinde o nesne gölün ekolojisinde kayboluyor.  Diyorlar ki, bu da gölün hala manyezit ürettiğinin göstergesidir.

Gölde Yüzmek...

Belirlediğim yerler dışında denizde veya suda yüzme konusunda her zaman tedirginimdir..  Özeliklede ilk defa gelmiş ve görmüşsem benim için oldukça soru işaretleri oluyor. Buraya gelmeden önce Salda Gölünde  yüzme ile ilgili o kadar yazı okumuştum ki her ihtimale karşı çantamda mayom hazır bekliyordu. Gölde bir kaç halk plajı var. Zaten iki tanesinin arasında ortalama 3 km gibi bir mesafe var. Biz tabiat parkı olanı tercih ettik. Arabamızı plajın otoparkına park ettik.  O ana kadar uzaktan gördüğümüz gölle ilk defa yakınlaşıyorduk. O bembeyaz plaj, mavinin  tüm renk tonlarıyla ahenk içinde dans eden göl karşımızda duruyordu. Arabanın kapısını kapatıp nasıl hızlıca sahile ilerlediğimi hatırlamıyorum bile. İnanılmaz çarpıcı bir görüntü karşımızdaydı. Tüm mangal yapan piknikçileri ve kokuları  arkada bırakarak o doğa harikasına doğru yürüdüm. Bembeyaz sahil güneşlenen, yürüyen, yüzen insanlarla doluydu.

Ortalama 35-40 derece sıcaklıkta terliklerimi çıkartıp yürüdüğümde bile ayağımda en ufacak bir yanma belirtisi hiç olmadı. Aynı şeyi deniz kenarında ince bir kumda yapsam ilk işim ayağımı serinletmek adına denize koşmak olurdu. Bu Salda Gölü Plajı için geçerli bir kural değil.

Her ne kadar ben yüzmeyi tercih etmesemde plajlar tıklım tıklım doluydu. Zaten belediye  suya girilebilecek alanlarda plaj oluşumuna izin vermiş. Onun dışındaki yerlerde, ''Suya girmek tehlikelidir '' tabelasını görmek mümkün. Suyun açık mavi olan  kısımlarında yüzülmesi tavsiye ediliyor. İnsanlar gölün içerisinde uzun bir mesafede derine doğru yüzdüklerinde bile suyun ancak beline kadar geldiğini  görebiliyorsunuz. Şunu da belirtmek istiyorum, suyun dibi killi yumuşak bir yapıda. Dolayısıyla karşıdan suyun içinde kaya gibi gördükleriniz aslında bir kil tepecikleri... Dolayısıylada suya ayağınızla bastığınız anda suyun içine gömülüyorsunuz. Bir kum sertliği gibi değil yani... Onun için dikkatli olmak gerekli. Siz siz olun yüzmenize çok güvenmiyorsanız suya girmenizi önermem. Girecekseniz de dikkatli olun derim.

Yukarıda fotoğrafı çekildiğimiz yerlere geldiğimizde, Mars  yüzeyi dedikleri yer herhalde burasıdır diyorsunuz. Muazzam bir görüntü. Beyaz kumsal, arkasında girintili -çıkıntılı, alçaklı yüksekli bol oyuntulu Kayalar...

Hayııırrr! Kaya değil onlar, karşıdan öyle sanıyorsunuz ama değiller, bir tortu gibi, dokunmaya başladığınızda ufalanmaya başlıyorlar. Bastığım yer, kaymaya başlayınca, tuttuğum taş elimde ufalanınca o zaman anladım, fen derslerinde gördüğümüz stromatolik taşlar bu taşlar.  İşte  bu taşların da Mars'ın yüzeyinin farklı yerlerinde olduğu söyleniyor..

Bu iddada bulunan da Salda Gölü’nde dört yıl  araştırma yapan, İskoçya, Glasgow Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mike Russel olmuş. Gölde bulunan magnezyum yüklü beyaz kayaların Mars’ta da bulunduğunu idda etmiş..

Diğer iddası da şu; Mars’ın yani Kızıl Gezegenin içinde  eskiden deniz ya da göl olabileceğini ve burada da güneş enerjisi ile kimyasal moleküllerin birleşmesiyle hayatın başlayabileceği...

Toplanın Marsa gidiyoruz, o vakit gelesiye kadar da alıştırmasını da Salda Gölünde yapıyoruz. :)

Tavsiyeler;

Mutlaka ,gölün kenarını arabanızla dolaşın, yollar kötü ama görülecek çok güzellikler var.

Mutlaka ,çıplak ayak kumsalda yürüyün.

Yüzmeseniz bile ayaklarınızı mutlaka suya sokun.

Beyaz'ın yansıtıcı gücünü unutmayın.

Kil maskesini mutlaka cildinize uygulayın.

Doğanbaba plajında bulunan Pideci Sami'nin tahinli pidesinden mutlaka yiyin.

Mangalsız ve çekirdeksiz gezilerin de olabileceğini unutmayın.