Sabır da yorulur


Sabır da yorulur



Hayat!

Korkularımız!

Hayattaki en büyük korku ne biliyor musunuz?

Kaybetme korkusu.

Kimi ailesini, kimi çocuğunu, kimi aşkını, kimi maddi varlıklarını, kimi işini vesaire…

Ama insanoğlu yaşadıkça, her ne kadar kabul etmek istemese de, hayatın temelinde kaybetmenin bir gerçeklik olduğunu öğrenir.

En acısı da, maddi kayıplar değil manevi kayıplardır.

Maddi kayıpların yeri bir şekilde doldurulur ama manevi kayıpların yerinin dolması çok zordur…

Ayrılıklar ve kayıpların kor ateşi, akla geldikçe daha bir alevlenir. Hatta zehir gibidir…

İnsanın sevdiklerini, değer verdiklerini ve güvendiklerini kaybettiği anda çok canı yanar…

Öyle bir hayatta yaşıyoruz ki, çok zaman insanlar seni sever gibi görünürken arkandan kuyunu kazar çünkü çıkar ve menfaat… Ve emin olun ki, yine pek çok insan senin de bir gün ayağının tökezlemesini dört gözle bekler.

Aslında bunlar basit canlılardır. Egolarının esiri olmuş, ezik organizmalardır…

Günün birinde işini, gücünü ya da makamını kaybedersen bil ki, bunların hiç birini yanında bulamazsın çünkü onlar için öncelik senin konumundur insanlığın değil.

Şimdi sana ufak bir sır vereyim;  Hayatın bu yalan-dolan ilişkiler içinde eriyip giderken, gerçek dostlarını da kaybetme riski altındasın. Sana gerçekten değer veren, seni gerçekten seven insanları… Çünkü bu yılışık hayat, seni hakiki insanlardan da ister istemez uzaklaştırır.

Yaşamda daha keskin olan bir açmaz da, bu gerçekliğe yeni nesilleri yetiştirmek yani çocuklarımızı hayatın bu realitesine hazırlamak zorunda olduğumuzdur.

Vazgeçmek ve kaybetmenin yaşamın bir parçası olduğunu, bir çocuğa öğretmek her ne kolay olmasa da, bunu onlara aktarmaya mecburuz. Hiç kimsenin vazgeçilmez olmadığını ve yaşamda zaman zaman yenilgilerin de olduğunu bilmeliler.

Bir gün hayatta her şey bitebilir. Sonsuz olan tek şey Yüce Tanrı’mızdır.

Hiç Tanrı’nın neden tüm canlıları erkek ve dişi diye yarattığını düşündün mü? Birbirlerini tamamlasınlar diye olabilir mi?

Özünde birbirlerini tamamlamak üzere tasarlanmış insanlar, niye gün olur da, birbirinden vazgeçer diye kafanı yordun mu hiç?

Aşkın, sevgilin, eşin niçin seni bir daha görmek istemez?

Bir bakmışsın çekip gitmiş(!) Çünkü ilgisiz kalmış belki de umursanmamış…

Olur ya belki de sen hayatın keşmekeşi içinde tercihlerini, gerçekten seni sevenlerden ve hakiki dostluklardan yana değil de yılışık ilişkilerden yana kullanmışsındır. Belki de bu sefer hatalı olan sensindir.

Feda etmek, vazgeçmek kolay değildir ama yorgan için için tutuşmuşsa, bir pire için de yakılır…

Mesele keşke bardağı taşıran o son damlaya hiç kalmasa…

Sana zarar veren ne olursa olsun, yeri ve zamanı gelince vazgeçmek gerekiyorsa hiç düşünmeyeceksin elbette…

Ya sana değer verenin kıymetini bileceksin ya da bedeline katlanacaksın…

William Shakespeare ne güzel söylemiş “asla kimsenin duygularıyla oynama. Oyunu kazanabilirsin ancak onu hayat boyu kaybedersin.”

Büyük aşklar bile birikmiş küçük darbelere dayanamaz. Ve bil ki; sabır da yorulur.

Sizi yürekten seven insanlarla kalın.