Okumaya doymadığımız yıllarımız olsun


Annemin bana okuduğu masallarla başladı her şey.



Kimi zaman ormanda ninesine giderken kurtla karşılaşan kırmızı başlıklı kız oldum, kimi zamansa çirkin ördek yavrusunun duygularını anlamaya çalıştım ve hatta pamuk prenses olduğum zamanlar bile oldu. Sonra kitaplara ben dokunmaya başladım. Her birinin kendine has bir kokusu vardı sanki. Esrarlı Ada tuz kokardı mesela, denizin tuzu. Kamran’ın Feride’ye getirdiği şekerlemeler kokardı Çalıkuşu kitabı. Sonra Jean Valjean’la karşılaştım Sefiller’de. Bana, iyiliğin insanı ve karakterini değiştirebileceğini, davranışlarımızı değiştirdiğimiz zaman karşımızdaki kişilerin de davranışlarını değiştirebileceğini ve hatta koşulsuz sevgiyi öğretti.
Uçurtma Avcısı girdiğinde hayatıma savaşın ne kadar kötü ve acımasız bir durum olduğunu öğrendim, daha sıkı tutundum değerlerime. Sanırım savaşları ancak daha çok öğrenmeye çalışarak ve sevgiyi yücelterek önleyebilirdik. Frida Kahlo’nun hayatını okudum sonra. Yaşanılan ruhsal ve fiziksel acılar karşısında bir ressamın, toplum gözünde kadın olmanın tüm zorluklarına rağmen sanatını icra edişini ve bunun onu nasıl özgürleştirdiğini, kendini nasıl ifade ettiğini öğrendim. Onunla beraber ben de güçlendim. Kimi zaman üzüldüm, kitaplara sığındım, kimi zamansa merak ettim okudum. Merakımı giderdim, şaşırdım, utandım, heyecanlandım, beni bulmaya çalıştım. Ben de bir serüvendim oysa ki,
okumaya doyamadığım…
Son zamanlarda hastalarımdan duyduğum “kitap okumakta zorlanıyorum, konsantre olamıyorum” sözlerinin üzerine bu yazıyı yazmaya karar verdim. Okuma alışkanlığının kazanılması daha küçük yaşlarda ailede başlarken, ebeveynler bu konuda çocuklarına örnek olur ve çocuğun hangi kitapları okuyabileceğine çocukları ile beraber karar verirler. Evde, okuyan bir ebeveynle karşılaşmak çocuğa ailesi ile paylaşabileceği bir alanın daha varlığını gösterir. Kimi zaman resimlerinden faydalanılan bu kitaplar, çocukla beraber okunduğunda aile içi iletişimi artıracaktır. Çocuk bu yolla hayal dünyasını geliştirecek, zamanla sorup, sorgulamaya başlayacaktır. Kitap okuma alışkanlığı kazanılıp devam ettiğinde önümüze farklı pencereler açılır. Kitaplar etkili bir öğrenme yoludur. Bir kitap bizi, hiç bilmediğimiz yerlere götürüp, hiç bilmediğimiz hayatlar, insanlar tanıtır. Bu nedenle “kitaplar hayatın ta kendisidir”. Bir gün 17. Yüzyıl İngiltere’sindeyken, başka bir gün geleceğe yolculuk ediyoruzdur. Bir doktorun yirmi yıllık bilgi birikiminin özetini okuruz başka bir kitapta. Bu kadar yıllık bilgiyi ve emeği birkaç günde alırız zihnimize. Nasıl ki karnımız acıkır ve yemek yemeğe ihtiyaç duyarız, beynimizin de kitapla beslenmesi gerekir. Besleyemezsek zayıflar ve özünden, gücünden kaybetmeye başlar.
Beynimizin gıdaların dan biri de sanattır. Sanatı ve sanatçıyı öğreniriz kitaplardan. Onların bakış açılarından, kendilerini ifade güçlerinden besleniriz. Değerlerimizin anlamlarını sorgular, fikirlerimizi anlatmayı, kendimizi ve diğer bireyleri eleştirmeyi öğreniriz. Kitaplar insana zihinsel yapısını sorgulatır. Davranışlarımızı ve düşüncelerimizi değerlendirmeyi öğreniriz, hatta onları değiştirmeyi…
Okuduğumuz kitaptaki baş kahramanın yerine koyarız bazen kendimizi. Onunla beraber heyecanlanır, üzülür, umutlanırız. Duygularımızı ayrıt ve ifade etmeyi, yönetmeyi öğreniriz okuyarak. Benliğimizi geliştirir, “ben kimim” sorusuna cevap bulmaya çalışırız.
Son yıllarda görsel uyaranların artışı ile insanların okumakta zorlandığını fark ediyorum. Dikkatlerini toplamakta zorlanıyor, ellerindeki kitabı birkaç sayfa okuduktan sonra bilgisayar, telefon ya da tablet gibi uyaranlara dalıyorlar. Bu konuda dikkatli olmalı ve gelişimimizi sağlayan, bilgiye ulaşmamızı kolaylaştıran bu araçları faydalı yönde kullanmalıyız.
“Önce hayaller ölür, sonra insanlar” der Shakespeare. Okuyalım ki hayallerimiz yaşasın, güçlensin. Okumaya doyamayacağınız bir yıl diliyorum. Sevgiler…