Kostantiniyye, İslambol, İstanbul…


Çağlar boyunca değişik adlar almış, fetihiyle bir çağı kapatıp yeni bir açmış payitah şehir İstanbul.



Tarihi, doğası ve teknolojisiyle dünyanın güzide şehirlerinden olan İstanbul, manevi mekanlarıyla da ön plana çıkıyor. Ramazan ayı ile birlikte farklı atmosferler denemek isteyenlere de çeşitli fırsatlar sunuyor.  Bir çok manevi ve tarihi eserleri n olduğu İstanbul dan ramazana özel birkaç manevi mekanı sizlere anlatmak istedim. 

SULTANAHMET

Sultanahmet Meydanı’ndaki Sultanahmet Camii mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiği için, yarım kubbeleri ve büyük kubbesinin içi de gene mavi ağırlıklı kalem işleri ile süslendiği için Avrupalılarca, Mavi Camii ( Blue Mosque) olarak adlandırılıyor.

BÜYÜK SELİMİYE CAMİİ

Üsküdar'ın Selimiye semtinde Selimiye Kışlası'nın hemen yanında yer alan Büyük Selimiye Camii,1801-1805 tarihleri arasında Sultan III.Selim tarafından yaptırılmış.Mimarı belli deği.Görkemli bir yapı olan caminin bünyesinde hünkar kasrı,sıbyan mektebi,muvakkidhane,çeşme ve sebil bulunmaktadır.

Eyüp Sultan Camii

Eyüp Sultan Camii, Ramazan ayının en çok ziyaret edilen yerlerinin başında geliyor. Kutsal yönünün yanı sıra İstanbul’un en önemli eserlerinden biri olan bu camiyi 1459 yılında Fatih Sultan Mehmet yaptırmış.1766 yılındaki İstanbul depreminde büyük zarar gören cami 1800’de Sultan III. Selim tarafından yeniden inşa ettirilmiş. Eyüp Sultan Camini bu kadar önemli kılan Ebu Eyyûb El-ensarî nin kabri bu camidedir. Türkçede zaman zaman Eyüp Sultan olarak anılan Sahabe'den biridir. İslam peygamberi Muhammed'i Mekke'den Medine'ye göç ettiği zaman evinde ilk misafir eden sahabidir. Bu sebeple kendisine bu olaydan sonra mihmandar-ı nebevî de dendiği olmuştur. Daha sonra 90'lı yaşlarında İstanbul kuşatması sırasında şehit olmuştur. Vasiyeti üzerine İstanbul surlarının dibine gömüldüğüne dair bir rivayet vardır. Anlatıya göre daha sonra Akşemsettin manevi keşif yoluyla mezarını bulur.

BÜYÜK MECİDİYE CAMİİ (ORTAKÖY CAMİİ)

Boğaz manzarasının en güzel seyredilebildiği noktalardan birinde bulunan Büyük Mecidiye Camii’nin mimarı Nikoğos Balyan. Sultan Abdülmecid tarafından 1853 yılında yaptırılan cami,barok stilinde inşa edilmiş zarif bir yapı olma özelliği taşıyor.

Süleymaniye Camii ve Külliyesi,1550-1557 yılları arasında Mimar Sinan tarafından inşa edildi.Ramazan ayı boyunca İstanbulluların akın ettiği camii Sultanahmet ve Eminönü arasında bulunuyor.

MİHRİMAH SULTAN CAMİİ

Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihramah Sultan tarafından 1548’de Üsküdar Meydanı’nda inşa ettirilen caminin mimarı Mimar Sinan. Camiyle medrese arasında Mihrimah Sultan’ın iki oğlunun ve Sadrazam İbrahim Ethem Paşa’nın türbeleri bulunuyor.
   
BEZM-İ ALEM VALİDE SULTAN CAMİİ (DOLMABAHÇE CAMİİ)

Boğaz manzarasına hakim bir diğer cami Dolmabahçe Camii’nin yapımı Sultan Abdülmecit’in annesi Bezm-i Alem Valide Sultan tarafından başlatılmış. Osmanlı en kudretli sultanlarından olan Bezm-i Alem ( Dünya Meclisi) Valide Sultan’ın ölümü üzerine Sultan Abdülmecit tarafından tamamlanan caminin tasarımı Garabet Balyan’a ait.

HIRKA-İ ŞERİF

Hz. Muhammed’in vefatına yakın Hz. Ömer ile Hz. Ali’ye vermelerini vasiyet ettiği Hırka-i Şerif’ler den biri, Topkapı Sarayı’nda Hırka-i Saadet Dairesi’nde, diğeri Fatih’teki Hırka-i Şerif Camii’nde korunuyor. Hz. Muhammed’in miraca çıkarken üzerinde bulunduğu ve vasiyeti üzerine Hz. Ali ve Hz. Ömer tarafından Veysel Karani'ye verildiği rivayet edilir. Veysel Karani evlenmediği ve evladı da olmadığı için bu hırka, ölümünden sonra kardeşi Şihâbeddîn el-Üveysî’ye geçmiştir. 1500 yıllık bu kutsal emanet, bugün Karani’nin torunları tarafından korunmaktadır.Kutsal emanete sahip olan Üveys ailesi, Irak ve Güneydoğu Anadolu'da ikâmet ettikten sonra burada sık sık meydana gelen çarpışmalar nedeniyle Ziver el-Üveysî zamanında Kuşadası’na göç ederek burada Hacı Lolo mahalline yerleşmişlerdir. Aile uzun müddet ziraatla meşgul olmuş ve aşiret halinde yaşamıştır. Sahip oldukları emanet nedeniyle bu aileye saygı gösterilmiş ve kendilerine "hırka-i şerif şeyhleri" adı verilmiştir. Aile, 1600'lü yılların başlarında Sultan I. Ahmed’in isteği üzerine İstanbul'a gelmiş ve reisleri olan Şükrullah el-Üveysî'nin Fatih civarında kiraladığı evde Hırkâ-i Şerif halkın ziyaretine açılmıştır. Bu evin yetersiz kalması sebebiyle I. Abdülhamid, günümüzde Hırka-i Şerif Camii avlusunda kalan mekana bir oda inşa ettirmiştir ve Hırka-i Şerif, söz konusu odada 1780’den itibaren sergilenmeye başlanmıştır. Ziyaretlerin yoğunlaşması sebebiyle bu oda da yetersiz kalınca, 1811 yılında, zamanın padişahı Sultan Mahmudû Adli tarafından oda yeniden düzenlenmiştir. Daha sonra bu oda da yetersiz kalmış, Sultan Abdülmecid, 1847 yılında Hırka-i Şerif Camii’ni yaptırmıştır. Günümüzde halen Hırka-i Şerif Camii'nde sergilenmektedir ve 1500 yıllık bu kutsal emanetin sorumluluğu, Karani soyundan gelen şahıslara aittir.

İstanbul’un dört bir yanına yayılmış birçok türbe ve kabir bulunmaktadır. Bazılarının kime ve ne zamana ait oldukları bilinmese de, inanan insanlar tarafından sürekli ziyaret ediliyor. Bunlardan biri de Rumelikavağı’nda bulunan Telli Baba türbesidir. Bir rivayete göre ise adı İmam Abdullah Efendi olan Telli Baba, Fatih zamanında orduda tabur imamı iken şehit olmuş. Telli Baba’nın mezarı ise, bundan yaklaşık 80 yıl kadar önce hasta bir kızın rüyasında görmesiyle ortaya çıkarılmış. Bu hasta kız sonrasında iyileşip duyulunca, insanlar tarafından ziyaret edilmeye başlamış. Telli Baba türbesi, daha çok evlenmek isteyen genç kızların ziyaret ettiği ve oraya bırakılmış duvaklardan alınan tellerden alınarak, hayırlı kısmet için dua ettikleri bir yer haline gelmiştir. Günümüzde hala evlenerek türbeyi ziyaret eden ve kısmetleri için dua eden birçok kişi bulunmaktadır.

HZ. YUŞA TEPESİ

Allah ( C.C.)’ın dinini yaymak üzere gönderilmiş olan peygamberlerden biri olan Hz. Yuşa, Yusuf A.S.’ın neslinden gelmektedir. Mısır’da dünyaya gelen Hz. Yuşa’nın babasının adı Nun olup, annesi de Musa A.S.’ın kız kardeşidir. Hz. Yuşa’nın kabrinin bulunduğu yerin anlatılan bir hikayesi de vardır. Yüzyıllar boyu kabrinin yeri bilinmeyen Hz. Yuşa’nın kabrinin bulunduğu yer Hz. Yuşa tepesi olarak adlandırılmaktadır. İşte, Hz. Yuşa tepesinin sırrı; Hz. Yuşa peygamberin kabrinin yerini bulan kişi olarak, İstanbul Beşiktaş’ta kabri bulunan Şeyh Yahya Efendi’nin adı zikredilmektedir. Buna göre; Yavuz Sultan Selim Trabzon’da valilik yaparken, Sultan Süleyman doğmuştur. Sultan Süleyman’ın süt kardeşi olan Yahya Efendi’ye Kanuni hükümdar olunca, Beşiktaş’ta kışlık bir dergah, Anadolu Kavağı Sütlüce’de de yazlık bir dergah hazırlatır. Yahya Efendi, yazlık dergahın da olduğu bir gece, rüyasında bir zat görüyor ve ona diyor ki; “ Ben Yuşa peygamberim ve şu tepede yatıyorum. Gel yerimi bul ve beni ziyaret et.” Yahya Efendi, sabah kalktığında gördüğü rüyayı yorumluyor ve kendi kendine Yuşa peygamberin kabrinin bilinen kaynaklara göre Filistin’de olduğunu söylüyor ve o gün rüyasında söylenen tepeye gitmiyor. İkinci gece de aynı zat tekrar rüyasına giriyor ve diyor ki; “ Niçin gelmedin? Bu sefer yarın gel ve beni ziyaret et.” Diyor. Yahya Efendi bu kez rüyanın etkisinde kalıyor. Denilen yere yine gitmeyen Yahya Efendi’nin üçüncü gece yine aynı zat rüyasına giriyor ve azarlayarak aynı şeyleri tekrarlıyor. Bu defa Yahya Efendi, sabah kalkınca ilk iş olarak müritleriyle birlikte söylenen tepeye gidiyor. Etrafı inceleyen Yahya Efendi, koyunlarını otlatan bir çobana rastlıyor ve ona ne zamandır buralarda çobanlık yaptığını soruyor. 10 senedir buralarda çobanlık yaptığını öğrendikten sonra, bu bölgede olağan dışı bir şey görüp görmediğini soruyor. Çoban da bunun üzerine ona “ üzeri yemyeşil otla kaplı yeri görüyor musun? Koyunlara bu ottan yedirmek için sürekli buraya geliyorum, fakat koyunlar ne hikmetse bu yeşillik alana hiç girmiyor, sağından ve solundan geçerek diğer taraftaki otları yiyorlar, buraya basmıyorlar bile” diyor. Yahya Efendi de bunun üzerine, o yeri tespit ediyor ve işaretliyor. Daha sonra Sultan Süleyman’a intikal ettiriliyor ve o yere Hz. Yuşa için türbe inşa ediliyor. O günden bugüne Hz. Yuşa tepesi ziyaretçilerle dolup taşıyor.

 İstanbul’a mutlaka daha fazla zaman ayırın Osmanlı tarihini hem yaşayın hem de öğrenin, müzeleri, doğal yerleri gezmeyi unutmayın.