Hakkaniyet - 25C öyküsü


Hakkaniyet - 25C öyküsü



Bir uçak yolculuğunda ben 25D numaralı koltukta oturuyordum. Biliyorsunuz, insanları ve ilişkilerini gözlemeyi severim. 60 yaşlarında bir kadın, 35 yaşlarında kızı ve 2 yaş dolaylarında görünen torunuyla konuşa konuşa, numaralara baka baka geldiler ve 24A, 24B ve 24C’ye oturdular. Yaşlı kadın pencere kenarında, genç kadın koridorda oturuyordu ve küçük çocuğu ortalarına aldılar. 

Bir süre sonra 21­- 22 yaşlarında, siyah kıvırcık saçları olan genç bir delikanlı geldi ve 24A’da pencere kenarında oturan kadına, “Sizin koltuk numaranız 24A mı?” diye sordu. Kadın kızına baktı, aralarında bir şeyler konuştular. Hepsi ayağa kalktı, koridora çıktılar. Delikanlı çantasını üst kabine yerleştirdikten sonra 24A’ya oturdu. 

Ben görmedim, sanırım bir ara genç kadın öne gitti ve hostesle konuştu. Bir süre sonra hostes geldi ve genç adama, “Burada kalabalık bir aile var, sizden koltuğunuzu değiştirmenizi rica edebilir miyim? Uçak dolu değil, boş koltuklar var. Pencere kenarı veremem, ama bir koridor verebilirim.” 

Delikanlı hiç tereddüt etmeden kabul etti, aileye yardımcı olmak istedi. Hostes, “Anlayışınıza teşekkür ederim,” dedi ve ilave etti, “6D boş, oturabilirsiniz.” 

Sonra yaşlı kadın pencere kenarına oturdu, çocuk ve genç kadın eski yerlerini aldılar. Genç adam ön tarafa gitmek için üst kabinden çantasını alırken hostes önden telaşlı adımlarla geldi ve “Affedersiniz, 6D’nin sahibi geldi,” dedi ve şöyle etrafına bakındı, benim arkamdaki koltuğun boş olduğunu gördü. “26D boş, oraya oturabilirsiniz,” dedi. 

Ardından delikanlı, gayet sakin ve efendi bir şekilde çantasını yeniden üst kabine koydu ve hemen arkamdaki koltuğa oturdu. Hostes, gösterdiği anlayış nedeniyle ona teşekkür etti ve öne doğru gitti. Uçağın kalkış saati yaklaşıyordu; kapıları kapamaya hazırlanıyorlardı ki, biraz kilolu bir adam telaşla geldi ve bir yandan terini silerken bir yandan da 26D’de oturan delikanlıya, “Affedersiniz, doğru koltukta mı oturuyorsunuz, burası sizin yeriniz mi?” diye sordu. Delikanlı adama hayretle, “Sizin yeriniz mi?” diye sordu. Telaşlı adam elindeki bileti gösterdi. Genç adam kalktı, üst kabinden çantasını aldı ve öne doğru yürümeye başladı. Canım sıkıldı tabii. Kapıların kapanması anonsu yapıldıktan hemen sonra hostes önden arkaya gidiyordu, 25C’de oturan 40 yaşlarında, sıradan görünümlü, blucin giymiş, açık renkli saçları olan, gözlüklü bir adam hostese, “Affedersiniz,” dedi. Hostes, durdu ve “Buyurun,” diyerek onu dinledi. Adam, gayet alçak bir sesle, yalnız hostesin duymasına özen göstererek konuşuyordu, ama ben 25D’de oturuyordum, yani onunla aramda sadece koridor vardı ve tam anlamıyla kulak kesilmiştim, o nedenle dediklerini duydum. “Biraz önce yerinden kalkan genç adam orta koltukta oturuyorsa ya da oturduğu yeri beğenmiyorsa, ben kendi koltuğumu vermek istiyorum.” Sesini biraz daha alçalttı ve ilave etti, “Ben yedek listedeydim, biraz bekledikten sonra bana bu koltuğu verdiler; herhalde o pencere kenarını daha önceden almıştı. Benim koltuğum pencere kenarı değil, ama orta koltuktan daha iyidir; eğer tercih ederse ben yerimi o delikanlıya vermek istiyorum,” dedi. 

Hostes, benim anlayamadığım bir şeyler mırıldandı. Adam, “Ha, tamam,” gibi bir şeyler söyledi. Besbelli duyduğu onu tatmin etmişti. Yeniden elindeki kitaba döndü. Çok etkilenmiştim. Adamın gösterişsiz hali, hostesle alçak sesle konuşması, yaptığını gösteriş olsun diye değil, doğru bulduğu için yaptığını gösteriyordu. Böyle bir insan o anda sol tarafımda vardı, yaşıyordu, soluk alıp veriyordu, uzansam dokunacak mesafede idi. Konuşmak istiyordum ama ne diyeceğimi, söze nasıl başlayacağımı bilemiyordum. 

Yol boyunca adamla konuşma fırsatı nasıl bulurum diye içim içimi yedi; hep bir fırsat kolladım. Panait İstrati’nin Arkadaş adlı romanının kahramanı Adrian’ın Mihail’e duyduğu hayranlık ve dost olma isteğini içimde hissettim. Uçak artık inişe hazırlanırken okuduğu kitabın ilginç olup olmadığını sordum. Çok ilginç bulduğunu ve okumamı tavsiye ettiğini söyledi. Kitabın adını yazmak istedim ama inişe geçiş durumunda bu pek mümkün olmadı ve bana, “İnince bir­ iki dakikanız varsa, o zaman vereyim,” dedi. Nihayet istediğim fırsat doğacaktı, çok mutluydum. 

Bavulları beklerken okuduğu kitabın ismini aldım. Teşekkür ettim ve bir soru daha sorma iznimin olup olmadığını sordum. “Tabii, buyurun,” dedi. Yerini niçin vermek istediğini sordum. Neden bahsettiğimi önce anlayamadı. “Genç adama yerinizi vermek istediniz, daha rahatsız bir yere gitmeye gönüllü oldunuz. Niçin?” Hatırladı ve “Ben yedek listeden o koltuğa gelmiştim, o delikanlı rahat yerde oturmayı benden daha çok hak ediyordu,” dedi. Çok etkilendiğimi söyledim. Etkilenecek bir şey göremediğini anlatırcasına, “Genç adam rahat koltukta oturmayı benden daha çok hak ediyordu,” dedi. “Başkasının hakkını yememe, adil olma sizin için önemli bir değer; bunu anlıyorum,” dedim. Ömür boyu unutamayacağım bir şey söyledi. “Bir insanın yaşamında hakkaniyet anlamını kaybederse, zamanla o insanın yaşamındaki her şey anlamını kaybeder.” 

Empati, karşıdakinin gözüyle değerlendirmek, konuşulan olaya ya da soruna onun zemininden bakmak demek. Hakkaniyet duygusunun temelinde empati yatıyor. Uçaktaki adam delikanlının yerine kendini koydu ve durumu o şekilde değerlendirdikten sonra yapılanın hiç de doğru olmadığın görebildi. Uçakta 25C’de oturan adambu değerlere önem veriyordu. 

(Korku Kültürü - Bölüm 8, Sayfa 128 - 144)