Eskiden bu bayraklara tahammülümüz olabilir miydi?


Geçtiğimiz günlerde Bursa’nın en tanınmış ve en sevdiğim Beşevler Muhtarı ve Nilüfer Muhtarlar Derneği Başkanı Erol Yılmazer’le seçim analizi yaptık. Gençtir, çalışkandır, okuyup yazar, basını ve kentin dinamiklerini iyi takip eder. Halkın nabzını iyi tut



Dedi ki:

Dün Bursa Valiliğinde seçim güvenliği toplantısı yaptık. Ne güvenliği dedim. Baksanıza HDP FSM’nin başında, İzmir yoluna cephede kocaman bir seçim bürosu açmış, halk yadırgamıyor. Artık seçim güvenliğini konuşmanın anlamı var mı?”

Haklı.

Seçim sathı mahalline girdiğimizden bu yana HDP’nin basın bürosu tarafından her türlü aktivite ve çalışmalardan kurumumuzun mailine bilgi ve davet yağdığı gibi, önemli ve büyük organizasyonlarda da telefonlarla davet alıyoruz.

Akabinde basına geçilen haber ve fotolara bakıyorum, Bursa basınından bir hayli ilgi var.

Artık onlar mı Bursa basınını akredite etti yoksa biz mi onları daha çözemedik!

Şehir içinde seçim araçları dolaşıyor, parti türküleri çalıyor, ne lastiği patlatılıyor, ne de taşlanıyor.

Yine;

Bu sabahta Merinos AKKM’nin önünden geçtim. Bursa’da bir ilk diyebilirim. Kentin göbeğindeki otoyol durumunda bulunan İzmir, Ankara Caddesi HDP’nin bayraklarıyla donatılmış. Baktım çevrede seçim bürosu mu var diye…

Hayır.

Meğer, bayrak süslemesi yarın ki Merinos ‘da yapılacak Demirtaş mitingi için miş.

Geçtiğimiz hafta Mudanya’da idim. Hani şu gazetelere konu olan belediyeye ait binada MHP’nin hemen yanına HDP’nin de seçim bürosu açması kavgası vardı ya…

Sulh sağlanmış. Hatta aynen 12 Eylül referandumunda olduğu gibi 3 parti birlikte hayır cephesinde birleşince dönemin Başbakanı çıkıp da “Bunlar üçüz kardeş”demişti ya, gerçekten abartmıyorum. Ortaya aynı binada olan CHP’nin bayrakları da eklenince müthiş bir koalisyon çıkmış.

Hatta Demokrat Parti ile Büyük Birlik Partisinin bayrakları da hayır cephesindeki birliktelik gibi yerlerini almış!

                             *****                                     *****

Çok değil, 3 yıl öncesine kadar bu tür görüntüler var mıydı?

Hayır.

Asla .

Ne bayrak asabilirler, ne de bu tür kentin göbeğinde açık hava toplantıları yapabilirlerdi.

Ama şimdi var ve birkaç ufak tefek olaylar dışında fazla tepki yok. Demek ki artık halk kanıksadı.

Alıştı.

Onlar diyerek elbette dışlamak ve ötekileştirmek istemiyorum, beni tanıyanlar çok iyi bilir ki Barış Süreci’ne destek veren birkaç kalemden biriyim. Kaldı ki, o dönem eski ortağım Gazeteci Özlem Buğday Yağmur’la aldığımız tepkileri bir biz bir de Allah bilir.

Üstelik, HDP’nin ve çizgideki partilerin, oluşumların meşru zeminlerde olması taraftarıyım.

O yüzden 2007’de 21 bağımsız adayla girip DTP ‘nin grubunu kurduklarında fazlasıyla önemsemiş ve ileriye dönük olarak umutlanmıştım.

Çünkü silahlı mücadelenin artık sona ereceğine onların da bu vatanın her karış toprağında, aynı bayrak, aynı devlet altında kardeşçe, hak ve adalet içinde yaşayacaklarına inandıklarını sanmıştım.

Süreçte, içlerinde bu inancı taşıyanlar olduğu gibi, meşru zemindeki siyaseti PKK için bir araç olarak görenler de cıktı.

Bu çizgideki oluşumun Kürt vatandaşlarımızın hakkını koruyan ve de seslerini dile getiren tek parti olmadıklarını özellikle belirtmeliyim. Zira HDP kökenindeki partilerin arkasında bu ülkenin Türk ve Kürt evlatlarının kanı ile analarının gözyaşı ve ağıtları var.

                                   ****                                   ****

Türkiye’nin önünü açacak projelere destek vereceklerine olan inancım   bir süre sonra beni maalesef yanılttı. 12 Eylül referandumunda “hayır” cephesinde buluştular. Üstelik bu ülkede yapılacak bir anayasa değişikliğinden en çok mağdur olduklarını ve yarım asırdır devlet baskısı altında ezildiklerini söyleyen bu kardeşlerimiz yararlanacaktı.

Ama gittiler farklı kesimlerle ittifak yaptılar. Ardından Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de aynı cephede kaldılar. Yetmedi, iktidarın barış sürecine destek çıktıkları görüntüsü verip, Kandil’in ve dış güçlerin etkisinde kaldılar, PKK’ya olan desteklerini devam ettirdiler.

Yine de Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde özellikle batı bölgesinde edindiği bir sempati vardı. O ‘da   6-7 Ekim olaylarında halkı sokağa çağırmasıyla ve sokakların ateş çemberine çevrilmesiyle sona erdi. Ve 1 Mayıs günü Taksim’i kıble kabul etmesiyle de kendi dindar seçmenini tepkisini aldı.

Şimdi TV’lere çıkıp türkü söylemesi, ailesiyle mutlu baba pozları vermesi maalesef sempatikliğini geri getirmeye yetmiyor.

Keşke HDP bu ülkenin özgürleşmesi ve demokratikleşmesi yönünde attığı barışçıl projeleri   götürebilse idi. Kandil’in etkisinden kurtulup, söz verildiği üzere silahların bırakılması için mücadele verebilseydi ve bugün bu ülkenin içinde yeni bir otorite kurmaya çalışan paralel yapının kucağına düşmeseydi,

İşte o zaman bölgesel parti hüviyetini çoktan atıp, baraj sorunu yaşamadan seçimlere girerdi…