Elalem ne der?


Elalem ne der?



İnsan sosyal bir canlı, toplum denen olgu da zaten bu canlının sosyalleşmesine verilen isimden başka hiçbir şey değil. Tarih boyunca insanlar toplumsallaştığı andan itibaren çeşitli kurallar ve kanunlar ile yönetilmiş. Yazılı ve yazılı olmayan kurallar ile insanların hayatı şekillendirilmiş hatta dizginlenmiş.  Ancak ben yazılı olmayan kural ve kanunların yazılı olanlara kıyasla insanı çok daha fazla etkilediğine ve baskı altında tuttuğuna inanıyorum.

Şunu bilin ki; bu yazısız kurallar tamamıyla dünyadaki en acımasız erk olan “el-alem örgütü”nün ürünüdür. Kalkıştığımız her yenilik el-alem örgütünün korkusu ile geri püskürtülür, kurduğumuz tüm hayaller yine el-alem örgütünün baskısı ile kursağımızda bırakılır.

Bizimki gibi toplumlarda “Aman el-alem ne der… El-alemin diline düşmeyelim… El-alemin ağzı torba değil ki büzelim…” laf-ı güzafları anne ve babaların en büyük kaygısı, korkulu rüyalardır.

Son zamanlarda çevreme şöyle bir bakıyorum da, etrafımda bu sosyal fobiden kendini arındırabilmiş hiç kimseyi neredeyse göremiyorum. Gençlerin tümü gözüme, ürkek ve özgüvensiz görünüyor.

“Acaba bu ürkek hallerin bir sebebi var mı” diye düşünüyorum. Sürekli sorgulanıyor ve yargılanıyor olmalarının, özgüvensiz gençlerle dolu bir ülke olmamızda bir payı olabilir mi? ...

Belki de son günlerde bu mesele üzerine fazlaca kafa yoruyor olmamın sebebi, benim bugüne kadar ailemden başka kimseye hesap verme gibi bir alışkanlığım olmaması, hatta onlarla bile ters düştüğüm zamanlarda kendimi nazikçe aileme ifade ederek büyümüş olmamdır…

Aslına bakarsanız benim kişisel hayatımda “el-alemin diline düşme” kaygısı çoktan tozlu raflardaki yerini aldı diyebilirim. Kimseyi incitmediğim ve insanlara zarar vermediğim sürece “el-alemin ne diyeceği” uzun zamandır umurum bile değil benim. Kimliğimin ve kararlarımının yalnız ve yalnız benim olduğunu yakın çevreme öyle ya da böyle kabul ettirdim.

Ancak bizim toplumumuzdaki insanların büyük çoğunluğunun bu konuda benimle hem fikir olmadığını da elbette biliyorum. İnsanların çoğu şu kısacık ömürlerini başkalarının iki dudakları arasına mahkum edilerek yaşamak zorunda kalıyorlar.

Modern ve metropolleşmiş bir dünyada yaşadığımızı iddia ediyoruz. Köylerden, kasabalardan büyük kentlere göçler, mahalle kültürlerinden rezidanslara geçişler… Ama hepsi sadece görüntüde kalıyor.

İnsanımız değişime direniyor. Belki de dünyadaki diğer emsalleri gibi kentli bir yurttaş olmanın gereklerini yerine getirmek yerine, mahalle baskısı ve köhne alışkanlardan medet ummak insanlara daha kolay geliyor.

Gerekçeyi tam kestiremiyorum ama inanın vaziyeti abartmıyorum, ülkemizdeki en örgütlü topluluk olduğunu düşündüğüm “el-alem güruhu”nun profesyonellik alanıdır “kim ne yapmış, ne demiş, ne almış, nereye gitmiş, ne giymiş, kimlerle görüşmüş, ne zaman evine dönmüş” miş-mış-muş gibi konular. Ve bu mevzularda da son derece uzmandırlar.

Ve görebildiğim kadarıyla; el-alem örgütünün insanların düşüncelerini ve hareketlerini kısıtlamak, özgür iradeyi baskılamak için geliştirdiği araçlar var. Önyargı ve önyargının beslediği dedikodu bunlardan en önemlileri. Tabii sürekli olarak öküzün altındaki buzağıyı bulma heveslerini de unutmamak lazım…

Güldünüz mü hatta yüksek sesle kahkaha mı attınız, yoksa ağladınız mı veya biriyle mi dertleştiniz, ya da diz üstü etek giyip eve geç mi döndünüz… Tüm bunlar asla gözlerinden kaçmaz ve çeteresini çok iyi tutarlar…

Zaman zaman aklımdan geçirmiyor değilim, bu kadar bizi düşündüklerine, hayatımıza müdahil olmaya gayret ettiklerine göre günün birinde çıkıp da “ey el-alem benim şöyle bir derdim var, benim şu kadar borcum var” diye yardım istesem, ne yaparlar?

Neyse çok uzattım. Siz siz olun; el-alemi umursamayın.