Doğanın armağanı “Yedi Göller”


Doğanın armağanı "Yedi Göller"



Doğa her sonbaharda ölüyor ve ilkbaharda tekrar doğuyor. Yaşadığı süre boyunca dünya için çalışan ve tükettiğinden çok üreten canlıların neredeyse tamamı aynı yerde yaşıyorlar. Bizim için çalışan dev fabrikalar ormanlar. Günden güne sayıları azalsa da bize ümit aşılayan yerler hala var.

Yedi göller milli parkı; Bolu ilinin kuzeyinde, Zonguldak ilinin güneyinde, Düzce ilinin doğusunda yer alan bu doğa harikasına Bolu’nun Mengen ilçesinden ulaşmak mümkün.

1965 yılında içinde yaşayan hayvan ve bitkilerin korunması amacıyla “Milli Park” olarak ilan edilmiş. Yaklaşık 1700 hektarlık araziye yayılmış olan bu yaşlı dev içinde onlarca çeşit ağacı ve hayvanı saklıyor. Orman, kayın, meşe, gürgen, kızılçam ve porsuk gibi birçok ağacı bizler için besliyor. Zamanın yüküne dayanamayan ağaçlar gölgelerinin yanı başına yere devriliyor. Milli park olması nedeniyle kimse dokunamıyor onlara, yıkılan ağaçlarsa doğdukları yerde tekrar canlanmak için toprağa karışıyorlar. Bu ağaçların gölgesinde ormanın derinliklerinde birçok hayvan da yaşıyor. Ziyaretçilerden uzak kalmayı tercih eden geyik, karaca, ayı, kurt ve tilki gibi hayvanları göremeseniz de geceleri ormanın sessizliğinde onları duymanız mümkün.

Ormanın kalbinde yeşile mavi katan küçük su birikintilerini, şelaleleri ve muhteşem gölleri gördüğünüzde hikayelerini merak edersiniz. Bu göllerin ne kadar heyelanlar ve depremler sonucunda oluştuğunu bilseniz de efsaneler bazen gerçeklerin üstünü kapatırlar. Her bir gölün eski zamanlar da bu gölgeye yerleşen çiftin hikayelerini taşıdığı söylenmekte.

Göller üç ve dörtlü iki gruptan oluşuyor, dağın üst kısmında dört, hemen alt yamaçlardaysa 3 göl karşılıyor sizleri. Bu göllerin ilki Sazlı göl; gölün yüzeyini kaplayan bitki örtüsü ve etrafındaki sazlardan almış adını. Her bir göl yapısına göre isimlendirilmiş. Dip kaçağıyla sazlı göle bağlı olan İnce göle baktığınızda bunu daha iyi anlıyorsunuz. İnce uzun bir yapıya sahip olan göl Sazlı gölün sularıyla besleniyor. Milli parka geldiğinizde sizleri karşılayan ilk göl olan Sazlı göl tüm güzelliğini sizlere sergiliyor.

Zaman ve doğa tüm göller için koruyucu olamamış tabi ki de, İnce gölden biraz aşağıya doğru yürüdüğünüzde Kuru gölü göreceksiniz, sulu bir göl beklerseniz yanılırsınız. Zamanla suyunu kaybeden gölden şimdilerde geriye sadece göl yatağı ve onu örten bitkiler kalmış. Bu bölgenin en hüzünlü gölü olan Kuru göl size var olmanın ve yok olmanın bir özetini sunacak.

Kuru gölün komşusuyla tüm zerafeti ile sizleri Nazlı göl karşılayacak. Görenler de derin bir sükûnet yaşatan bu narin gölü ve büyük bir özlemle göle kavuşan şelaleyi daha iyi görebilmeniz için ahşap köprüye çıkmanız yeterli.

1950 yıllarda sadece avcılarının bildiği bu eşsiz yerler de milli park olduktan sonra avcılık tamamen yasaklanmış. Sadece belirlenen dönemlerde göllerin bazılarında olta balıkçılığı yapılmakta.

Milli park bölgesi batı Karadeniz iklimine sahip, ilkbaharda üşütecek kadar serin olsa da yazları sıcak sonbaharda ise sizleri ılık bir iklim bekliyor. Kışlarıysa beyaz örtüsüne bürünüyor bu güzellikler. Buranın en güzel göründüğü yer ise tabi ki de sonbahar yeşil turuncuya döndüğünü görmek ağaçların uykuya geçişine şahitlik etmek istiyorsanız doğru yerdesiniz.

Milli parkın üst tarafında ziyaretçilerini sabırsızlıkla bekleyen 4 gölü ziyaret ettikten sonra, yaklaşık 1 kilometre aşağı 3 doğa harikasıyla daha karşılaşıyorsunuz. Kampçıların yerleşim yeri olan bu bölge de büyük, derin ve serin gölleri görebilirsiniz.

Büyük göl milli parkın en büyük gölü, gölün üzerine kurulan iskeleden baktığınız da bunu daha da iyi anlıyorsunuz. Burası aynı zaman da birçok balık çeşidine de ev sahipliği yapmakta. Büyük gölün hemen yanı başında onun kadar büyük olmasa da milli parkın ikinci büyük gölü derin göl bekliyor sizleri. Derin gölün yaklaşık 25 metre deriliğe sahip olduğu biliniyor. Bu gölde de başta alabalık olmak üzere birçok balık çeşidi hayatını sürdürüyor.

Milli parkta bulunan yedi gölünde kendine has özellikleri var Serin gölde her mevsim soğuk olan suyundan almış adını.

Bolu masifi olarak adlandırılan ve 600 milyon yıldan daha eski volkanik kayaçlara sahip olan bu bölge her açıdan muhteşem bir hazine. Volkanik depremler ve heyelanlar vadiyi tıkayarak gölleri oluşturmuş. Göllerin birinci bölgede olanları 770, ikinci bölgede olanları ise denizden 850 metre yükseklikte yüz yıllardır yaşamaktalar.

Buraya ziyaretçiler bireysel olarak veya turlarla geliyorlar. Piknik yapıp yıllardır kendilerine eşsiz pozlar veren doğa harikalarının fotoğraflarını çekiyorlar. Yedi göller hem amatör hem de profesyonel fotoğrafçılar için bulunmaz bir plato.

Ormanın derinliklerinde saklı bir olan ve ancak gördüğünüzde anlayacağınız “Pisagor” ağacı da dünyada nadir göreceğiniz bir başka güzellik. Yıllardır diplerinde büyüyen ağaçların arasından adeta bir melodi fısıldarcasına akan şelaleler ormanın sessizliğine ninni oluyor. Ziyaretçilerin doğa ile olan buluşmasında sıcak bir bardak çay ve taze taze yapılan gözlemede park içinde yapılmış olan küçük işletme den karşılanıyor. Çevre köylülerin büyük bir özlen işlettiği bu mekan onların geçim kaynağı olmuş.

Bu güzelliklere günü birlik doyamayanlar ayrılan kamp alanında çadırlarını kurarak veya karavanlarıyla gecenin sessizliğinde yanan kamp ateşinin etrafında vahşi doğayı dinleme imkanı buluyorlar. Bu bölgeye en yakın otelse 40 kilometre uzakta bulunmakta.

Tertemiz orman havasını solumak, sessizliğin tadını çıkartıp tamamen doğa ile baş başa huzur bulmak isteyenler yaşadıkları birkaç günü asla unutamıyorlar.

Geçmişten miras, geleceğe ise emanet olan bu doğa harikası bölge gölleri, huzuru fısıldayan şelaleleri ve heybetli bir o kadar da hüzünlü ağaçlarıyla sizleri bekliyor.