Çok geç olmadan…


Çok geç olmadan…



Kaybetmek!

Elde olanı yitirmektir…

Olmayan kaybolmaz, zaten yoktur.

Neleri mi kaybeder insan?

Sevgilisini, aşkını, eşini, annesini, babasını, parasını, malını mülkünü, makamını, edebini en kötüsü de insanlığını vs.

Acı olan aslında maddi kayıplar değil ki; gün gelir mutlaka öyle ya da böyle yeri doldurulur. Ama manevi kayıp çok can yakar, çünkü yeri doldurulamaz.

Şu bir gerçek ki değer vermezsen, kıymet bilmezsen, bir bakarsın gün gelmiş; uçtu uçtu oluvermiş, gitmiş.

İşte o an anlarsın acısını…

Alışana kadar insanın içini deli gibi acıtır. Alıştığını düşündüğünde bile; her aklına geldiğinde içinin burkulmasına sebep olur.

İçin titrer, ellerin nemlenir, boğazına bir yumruk oturur kalır.

İşte çaresizlik burada devreye girmiştir artık. Çiğdem Talu’nun söylediği gibi “İşte öyle bir şey”dir acı olan.

Yani sevdiklerinin yeri çok zor doldurulur.

Küpen kaybolur yenisini alırsın, eşyan kaybolur yenisini alırsın vs.

Ama bazı kayıpları anlatmak için kelimeler, cümleler, hatta satırlar yetmez. İnsanı hayallere gömer gider.

Hayattayken değer vermek gerekir…

Kaybettikten sonra pişmanlık faydasızdır, keşkeler her zaman yetersizdir.

Üzmeyin, kırmayın, kıymet bilin hayatta…

Geri dönüşü olmayan ayrılıklar var.

Somerhalder ne kadar da güzel söylemiş: “Sahip olduklarının değerini bilmelisin, çünkü kaybettiğinde çok geç olabilir.”

Sevgiyle kalın…