Çocukluğumuzun ayak sesleri!


Fark etmek son birkaç yıl içinde yaşadığım en zor şeydi sanırım…



İçinde bulunduğum kalabalığa rağmen yalnız hissettiğimi fark etmek, insanlara güvenemediğimi fark etmek, boş geçen zamanlardaki huzursuzluğumu fark etmek, her şey yolunda gidiyormuş gibi dışarıdan görünürken umudumu nasıl da kaybettiğimi fark etmek… Tüm bu duygularla alkol alarak başa çıkmaya çalıştığım her gecenin sabahında hiçbir şeyin değişmemiş olduğunu görmekse en acı olanıydı. Ailem ve arkadaşlarım yanımdaydı evet ama bir yerde sorun vardı. Yalnızlık duygusu yakamı bırakmıyordu. Umut etmek istiyordum, her yolu deniyordum ancak vardığım yer hep aynı nokta oluyordu. Bir yıllık ilişkimiz boyunca bana şiddet gösteren sevgilimden zar zor ayrıldıktan sonra başladı tüm farkındalığım.
Elindeki telefonu başıma fırlatırken babamdan korkuyordum sanki. Yedi yaşında bir çocuktum o zamanlar. Babam kolay öfkelenen, bana ve anneme şiddet uygulayan bir adamdı. Kaç defa annemi ondan korumaya çalışırken dayak yediğimi hatırlamıyorum. Ne zaman nasıl öfkeleneceği belli olmaz, dolayısıyla elinden kaçıp kurtulmak mümkün olmazdı. Oysaki daha küçücüktüm. Gücüm yetmezdi ona karşı koymaya. Ondaki bu öfkeye ve saldırganlığa nasıl sebep olabilmiştim anlamaya çalışırken kendimi suçladım. Sevilmeye değer olmadığımı söyledi çocuk aklım. Duygularımsa onay verdi. Şimdi bu duyguların izini süre süre geldiğim yerde pek de mutlu olmadığımı, alkolün beni sadece avuttuğunu biliyorum.

Erken çocukluk çağı deneyimleri ile dünyanın nasıl bir yer olduğuna karar verip, kendimizle ilgili birtakım inançlar ediniriz. Çocukluk çağı travması söz konusu ise, ebeveyn, bakım veren ya da etrafındaki diğer yetişkinler tarafından çocuk; duygusal, fiziksel veya zihinsel gelişimini engelleyecek travmatik deneyime maruz bırakılmıştır. Bu dönemde travmatik yaşam olayları ile karşılaşmak çocuğun dünyaya olan güvenini temelden sarsıp, dünyanın adaletsiz bir yer ve anlamdan yoksun olduğu fikrine kapılmasına neden olabilir. Erken dönemde benimsenilen bu güvensiz bağlanma biçimi çocuğun yaşamının ilerleyen dönemlerinde fiziksel ve ruh sağlığını bozucu sebeplere neden olur.
Fiziksel, duygusal, cinsel istismar ve ihmal çocukluk çağı travmatik yaşantıları arasında yer almaktadır. Tüm dünyada ve ülkemizde maalesef istismar ve ihmal kurbanı olan çocuklar, bu travmatik yaşantıların izlerini yetişkinliğe götürmekte ve hatta yaşamlarını kaybedebilmektedirler. Çocukluk çağı olumsuz yaşam deneyimleri sebebi ile meydana gelebilecek psikiyatrik bozukluklar arasında depresyon, kaygı bozuklukları, disosiyatif bozukluklar, alkol ve madde kullanım bozuklukları, kişilik bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk gibi rahatsızlıklar bulunmaktadır. Yüksek intihar eğilimi, kendine zarar verici davranışlar görülebilmektedir. Travmaya maruz kalan çocuk, travmadan kendini sorumlu tutabilmekte ve suçluluk, değersizlik, kusurluluk, umutsuzluk gibi duygular edinip bu duyguları yetişkinliğine taşıyabilmektedir. Sonucunda ise duygularını tanımakta ve ifade edebilmekte, olumsuz yaşantıların sözel ifadesinde zorlanan bireyler yetişebilmektedir. Ayrıca fibromiyalji, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, kronik akciğer hastalıkları ve merkezi sinir sistemi hastalıkları gibi psikiyatri dışı rahatsızlıklara da sebep olabilmektedir. Sağlıklı bir toplum gelişiminin bireylerin erken yaşam deneyimlerinin ne kadar sağlıklı olduğundan geçtiği aşikardır. Çocukların temel güven, şefkat, sevgi, benlik saygısı gibi güçlü duygulara ihtiyaçları olduğunu ve onların da birey olduklarını fark edelim. İhmal ve istismara uğramış bireylerin en güçlü iyileşme yollarının, çocukluklarında maruz kaldıkları travmatik deneyimleri kendi çocukların yaşatmamaları olacağını ve asıl iyileşmenin bu noktada başlayacağını unutmayalım. İstismar ve ihmalin karşısında duralım.