Bursa’da eski ramazanlar


Osmanlıdan günümüze geleneksel hale gelen Ramazan topunun o güçlü sesini ses bombalarında bulamasak da, top sesi iftar ve sahur vakitlerini hatırlatmaya devam ediyor…



Birçok kentte olduğu gibi şehrimizde de iftar vaktinin geldiği top atışıyla duyurulurdu. Tophane’deki tarihi saat kulesinin dibindeki eski top, görevli itfaiyeci tarafından önce biraz barut, tapa yerine geçen bez parçaları ile sıkıştırılarak doldurulur ve zaman gelince de ateşlenirdi.  Namludan çıkan bez parçaları paçavralar ağaçların dallarında sallanırdı. Şimdi yerini ses bombasının aldığı bu güzel gelenek çocukluğumuzun ramazanlarına ayrı bir renk katardı.

Kamil Kepecioğlu, Bursa’ya dair hazırladığı “Bursa Kütüğü” adlı eserinde Osmanlı Arşivi’nden elde ettiği belgelere dayanarak top atışı konusunda şu ayrıntılı bilgileri veriyor:

7 Şubat 1845’de Hüdavendigar Meşiriyeti’ne gelen bir emirde:  “Osmanlı memleketinde, sahilde ve kale olmayan mahallelerde, Ramazan ayında iftar ve imsak vakitlerinden maada(başka)bayramlarda ve bazı sevinçlerde ve müşirler ve mutasarrıfların tebeddülatında (görev devir- teslimlerinde), eyalet merkezine duhullerinde(girişlerinde) vesair bahaneler ile atılan top masrafları mahalli emvalinden sarf ve i’ta olunmakta ve bu hal beyhude yere hazineye zararı mucib görünmekte olduğundan, bundan sonra kale olmayan kazalarda Ramazan’ın iftar ve imsakini ilan için yüz dirhem barut doldurularak bir kıta top atılması ve masrafının mahallinden verilmesi emri Bursa’ya gelmiş ise de Hisar’da her sene Ramazan’da iftar ve imsaki ilan için top atmak adet olduğu ve Bursa büyük bir şehir olduğundan yüz dirhem barut kafi gelmeyeceği bu topa en aşağı üç yüz dirhem barut ile patlatılacaktır” bildirilmiştir.

Osmanlıdan günümüze geleneksel hale gelen Ramazan topunun o güçlü sesini ses bombalarında bulamasak da, top sesi  iftar ve sahur vakitlerini hatırlatmaya devam ediyor…

İftariyelik…

İftar saatinde oruç açıldıktan sonra yenilen yiyeceklerin tamamına “iftarlık”, sadece oruç açarken ağıza atılan ilk birkaç yiyeceğe ise “iftariyelik” denir. Eski Bursa’da her mahalle fırını ikindi vakti sonrasında özel hazırlanmış iftariyelikleri yaparlardı. Günümüzde neredeyse yok olmaya yüz tutmuş bu gelenek bin bir rengin yaşandığı ramazana ayrı bir tat katardı. Ramazana özel pidenin, hele ki iftara birkaç dakika kala beklene o pide sırasının keyfi bir başka olur. Ramazan ayına has olarak hazırlanan iftariyelikler kimi zaman bir poğaça kimi zaman kılıç, sürahi şeklinde tatlı mayalı ve sütlü bir hamur işi olarak çocukluğumuzun vazgeçilmez tatlarında. İlk orucunu tutan küçüklerin heyecanla yemek için beklediği iftariyeliklerin tadı bir çoğumuzun hala damağındadır.

Ramazan iftarları sadece aile bireylerinin katıldığı yemek olmakla kalmaz, mümkün olduğunca başkalarının da iftara davet edilmesine özen gösterilirdi. Rahmetli dedem bir çok kez hiç tanımadığı insanları iftar soframızda ağırlamıştır.

Sabrın son rahtesine geldiği ezanının pür dikkat beklendiği iftar sofralarında her zaman ki akşam yemeklerine nazaran büyük bir sükûnet hakim olurdu.  Topun atılmasıyla birlikte ezanlar başlar, herkes içinden iftar duasını yapar ve özellikle hurmayla oruçlar açılırdı. İftariyelikler arasına konan peynirler, rengarenk mis gibi kokan ev reçelleri ile afiyetle yenirdi.

Yemeğin tamamı hemen bir çırpıda yenmez çorbalar bittikten sonra dedem hemen akşam namazının kılınması için gereken çağrıyı yapardı.  Namaz sonrası iftar tamamlanır, arkasında güllaç olmazsa adeta o sofradan eksik kalkılmış sayılırdı.

Herkesin kendi köşesine çekildiği o güzel sedirli büyük sofalı evde kahve kokuları yükselmeye başlardır. Kahvelerin ardında yavaş yavaş teravih için hazırlıklar yapılırdı.

Ramazan’da Bursa Kahvehaneleri

Ramazan’da kahvehaneler teravih öncesi ve sonrası bir hayli kalabalık olurdu. 17.yüzyılda Bursa merkezinde 80 e yakın kahvehane vardı.  Emir Kahvesi, Şerefyar Kahvesi, Serdar Kahvesi, Cin Müezzin Kahvesi  o zamanın en ünlü kahveleri  idi. Yüz yıl öncesinde Bursa da 500 civarında kahvehane mevcuttu.

Kahvehanelerin en meşhuru Ulucami’nin yanındaki Emir Kahvesi idi. Bu süslü ve nakışlı kahvehanenin müdavimleri, müezzin” hayye ale’s-sala” deyince hepsi camiye giderlerdi.

Kahvehaneler, buluşma, dinlenme, sohbet etme, haberdar olma yerleri olduğu kadar da yorgunluk kahvesinin keyifle içildiği güzel mekanlardı. Birçok kahvehanede, tavla- satranç oynanır, şiir ve edebiyat üzerine keyfine doyulmaz sohbetler yapılırken, bir taraftan da kitap okuyanları rahatsız etmemek için üslup ve ses tonuna dikkat edilirdi.

Ramazanlara özel olaraksa her kahve kendi gazelhanını getirtir, tavşan kanı çay ve dibek kahvesi eşliğinde dinleyenler mest olurdu.  Daha büyük ve ünlü kahvehanelerde meddahlar, cambazlar, kuklacılar ramazana özel gösterini büyük bir titizlikle müşterine sunardı.  Ünlü meddahlar, Şerif Çelebi ve Bursalı Süruri, ünlü kuklacı Yaşar, Cambaz Necmi bütün maharetleri ile izleyenlere zevkli saatler geçirtirler bu eğlenceler sahur vaktine kadar büyük ilgi ile takip edilirdi.

Mahallenin gençleri çoğu zaman özellikle yaz ramazanlarında yine kahvehanelerde veya bahçelerinde sahurlarını da toplu olarak yapalar, hep birlikte sabah namazına gidilir, daha sonra herkes işine veya evine gitmek için ayrılırdı.

Gün geçtikçe nerede o eski ramazanlar demekten kendimizi alamıyoruz…