Arayışlarım ve çıkarımlarım-1


Arayışlarım ve çıkarımlarım-1



Hikayem ve arayışlarım 2003 yılında büyük oğlumu kucağıma almamla başladı benim.

Derken birken iki oldular, 2006 yılında küçük oğlumun da aramıza katılmasıyla arayışlarım, artan sevgi katsayısı ile daha da derinleşmişti.

Ne arıyordum ben?

2002 yılında laboratuvardan çıkan test sonucunda hamile olduğumu öğrendiğimde heyacanımdan, hafif sendelediğimi hatırlıyorum. Yalnızdım. Oradan çıkıp caddede yürürken gözlerim ayakkabılarıma takıldı. Düşünüyordum. Bundan sonra giyeceğim ayakkabılarımın düz tabanlı olması gerekliydi. Herhangi bir sendelemeye, ayak burkulmasına, devrilip düşmeye mahal vermemeliydim. Neticede içimde bir canlı taşıyordum. Bunun sorumluluğuyla hareket etmeli kendime iyi bakmalıydım. Eve geldiğimde ilk iş olarak düz ayakkabılarımı aramıştım. Yani anlayacağınız arayışımın ilk adımı ayakkabı ile başladı. Anladığınız üzere konu o kadar derin yani...

Doğru doktor kimdi acaba aramak lazım...

İnternet bu kadar yaygın değil. İçerik bu kadar güçlü değil. İnternetteki bir bilgi yellow page tadında. Sadece iletişim bilgileri ve haberler var.  Hemen eş, dost, yakın akrabalarda yakın zamanlarda doğum yapan kişilerle irtibata geçmiş, kullanıcı yorumu toplamıştım. En iyi doğum doktorunu ve sonrasında en iyi çocuk doktorunu bulmak arayışıydı bu...

Tabii gelişimi arttıkça en besleyici yemekler, en eğitici oyuncaklar, en güzel kıyafetler, en doğru davranışlar, en doğru oda gibi birçok farklı arayışlar bu zincirin halkaları olmaya devam etti.

Ve anaokul dönemi...

O dönemlerde eğitimci olmamdan mı yoksa benim kişiliğimden mi kaynaklı bilemiyorum, arayışlarımım en derin, en zorlayıcı kısımı burası oldu sanırım ve üstelik hala da oluyor.

Büyük oğlum 3.5 yaşına geldiğinde sanki çok geç kalmışız gibi ana okul arayışına başlamıştım. Evde gereksiz zaman geçirmemeliydi benim gözümde. Zamanını doğru kullanmalı ve çok şeyler öğrenmeliydi. Neticede uzmanlar da okul öncesi eğitimin öneminden oldukça bahsediyorlardı. (Okul öncesi eğitimin ne kadar gerisi doğru bir yaş aralığı olabilirdi ki)

En iyi ana okulu bulma arayışıyla yola çıkmıştım. Verileri toplayıp analiz etmeliydim. Okulun iki katlı olması merdiven, basamaklarını çok kullanmaması, sınıf mevcudunun azlığı, yemek kalitesi, eğitmen kalitesi, kullandığı ders materyalleri, eğitim içerikleri gibi daha bir çok baş döndürücü detaylar ile boğuşarak sonuçta bir okula karar vermiştik. Çok heyacanlıydım.  Oğlum okula başlayacak, bilgisini arttıracak, geleceğe emin adımlarla ilerleyecektik. Ne kadar akademik düşünceler değil mi? Sanki Oxford'a kayıt yaptırmıştım. Halbuki daha küçücük bir çocuktu o. Ne büyük düşünceler. Kıyafetlerini almamız, çantası, defter, kalemi herbiri ayrı bir heyacandı benim için. Doğrusu  bu heyacanı bir tek kişi dışında bütün ailecek çoşkuyla hissetmiştik. Bilin bakalım o tek kişi kimdi?  Tüm alkışlar oğluma...

Ne zaman okulda yalnız kalmaya başladı o zaman anya- konya ortaya çıktı. O bizim heyacanımızı sadece taklit etmiş, biz de o takliti gerçek sanmıştık. Söyliyeyim size çocuklar bizden daha akıllı...

Bir günü hatırlıyorum, okula gitmek istemediği bir gün yine. Yine mutsuz, yine ağlamaklı bir gün. Okulun kapısında sokak ayakkabılarını çıkarttık, okul terliklerini giyiyoruz. Hala ağlıyor. Öğretmen bırakın gidin dedi. Böyle olursa sizi kullanmaya devam eder. Sözünü tuttuk öğretmenin. Eşimle birlikte kapıyı kapattık, bıraktık, arabaya kaçtık, arabanın koltuğunda oturuyoruz. Oğlumu pencerede parmaklarını cama dayamış avazı çıktığı kadar ağladığı halini arabanın camından seyrediyorduk. ''Beni alın buradan Anne!, beni bırakmayın burada! '' diye yalvarıyordu. Sanki biz Belene kampına çocuğumuzu bırakmış ve kaçmış gibi hissediyorduk . Sürekli o camda ağlıyor, bizde arabanın içinde... Ne oldu benim Oxford arayışlarıma.  Anladım ki; istek ile gerçeği karıştırmamak lazımmış.

Neticede birkaç ay sonra biz okulu bırakma kararı aldık.  Zaten yaz tatiline de az kalmıştı. O günlerde hatırlıyorum, Allah Rahmet Eylesin oğlumun dedesi; '' Benim torum Anaokulu terk, hayat okulana devam edecek '' derdi.

Haziran ayı geldiğinde, pes etmeyen ben, yeni dönem için yeniden yeni bir okul bulma arayışlarına başlamıştım bile. Yeni araştırmalar, yeni analizler, yeni eş dost yorumları... Tüm bu arayışlarımın sonunda, Bursa'nın o dönemlerde en pahalı en ünlü okuluna kayıt yaptırdık.  Sakın yanlış anlamayın, paramız çok olduğundan değil, eğitime gerçekten çok ama çok önem verdiğimizden. Hayattaki çoğu lükslerimizden vazgeçip  çocuklarımıza en iyi eğitimi ve geleceği oluşturmak temel amacımız olduğu için... Ben inanıyorum ki bunlar bana özgü düşünce ve eylemler değil... Çoğu ebeveyn de bunun aynısını yapıyor.

6 yaşına kadar her şey orta seviyede gitti. Oğlum okula gitmekten hiçbir zaman mutlu olmadı ve kreş hayatını da çok sevmedi. Ama ağlamadı da... Ara ara gitmeyeceğim veya okuldan beni erken alın söylemlerini duysak da iki yılı orta bir seviyede tamamladık. Ta ki biz herşey yolunda diye düşündüğümüz 6 yaş hazırlığına gelesiye kadar.

Yine aynı okulda, hazırlığa devam etme kararı almıştık. Çünkü kreş ve anaokul dönemini bir bütünmüş gibi görmüştüm hep. Mezun olup başka bir okulda İlkokul Dönemine başlayabilir diye düşünmüştüm.

Dönem başında keyifle başladığımız sezon öyle bir hal almaya başladı ki oğlum şiddetli bir şekilde okula gitmek istemiyor, her sabah yatakta ağlıyor, sürekli söyleniyordu. Kardeşinin okula gitmemesini bahane ediyor. O gitmiyorsa bende gitmem diyor. Diyor da Diyor... Zor bir yıl geçirdik anlayacağınız. Okul yönetimi, öğretmeni ve bizim uyumlu çalışmamızla dönemi zar zor tamamladık ve o mezuniyet kepini giydik.  Fikrimce, ebeveynlere de başarı sertifikası verilmesi yönünde. Tüm engellere rağmen başardık belgesi.

Hatta o dönemlerden kalan bir anı; oğlumun sürekli söylenmesi karşısında sevgili babannemiz onu bir gün pazara götürüp ağır poşetler taşıtmıştı. Çok yorulan oğluma dönüp ''Okumazsan daha böyle sırtında daha çooook yük taşırsın, karar senin '' dediğini hatırlıyorum.

Çıkarımım şu ki; okulun eğitimi, başarısı, ünü, parası bir yere kadar. İş çocuğunuzu tanımakta, onun kişiliği ve ruhu okul ile bütünleşebiliyor mu? onu anlamaktan geçiyor. Oğlum özgürlükçü ve zeki bir çocuk. Anladığım kadarıyla çok fazla kural ve kaide onu yoruyor. Onun içindir ki evet okul çok önemli ama bundan daha önemli bir kişi var ki o da öğretmen. Öğretmen çocuğu iyi tanıyorsa, etki yaratabiliyorsa motivasyon, içten dışa doğru çıkabiliyor. Değil ise çocuk sadece komutları alıyor ve kural gibi algılıyor.

Şu da bir gerçek ki, çok güzel şeyler de öğrendi. Resim yapıyordu mesala, çizmekten çok hoşlanıyordu. (Bundan özellikle bahsetmek istedim. Sonra bu kayboldu onu da anlatacağım) Futboldan hiç hoşlanmıyordu. (Bu da önemli bu da çok değişti çünkü o da var anlatacaklarımın arasında ) İlk aşkını anaokulunda yaşadı, dostluklar- kankalıklar kurdu, doğum günü partileri yaptı, hayalleri hep ama hep devam etti.

Daha durun, bitmedi, daha çok çıkarımlarım var, arayışlarım var. Bunun ilkokulu, ortaokulu, lisesi var...

Çok yakında!

Devam edecek....