USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Sulak alanlara dünyanın bakışı değişiyor, ya bizim?

11-03-2024

Yüzyıllar boyunca insan toplulukları sulak alanları daha kapsamlı kullanımlar için ‘’ıslah edilecek çorak alanlar’’ olarak gördüler. Çin, MÖ 486’da hala dünyanın en uzun kanalı olan Büyük Kanal’ı inşa etmeye başladığında, nehirlerde ve sulak alanlarda büyük çaplı değişiklikler oluşmaya başladı. Hollandalılar 1000 yıl önceden başlayarak, büyük ölçekteki sulak alanlarını kuruttu, ama şimdi birçoğunu yeniden oluşturuyor. ABD Başkanı George Washington, Virginia ve Kuzey Carolina arasındaki sınırda yer alan geniş bataklığı kurutmak için büyük çaba harcadı, başarısız oldu, ama şimdi ‘iyi ki başarmamış’ diyorlar.

Bugün dünyadaki birçok modern kent, kurutulmuş ve doldurulmuş sulak alanlar üzerine kurulmuştur. Özellikle Asya’nın bazı bölgelerinde büyük kapasiteli drenaj sistemleri sulak alanları kurutmaktadır. Mevcut verilere göre, doğal sulak alanların toplam kaybının yüzde 56 olduğu tahmin edilmektedir ki, bu da doğal zenginliğimizin şaşırtıcı bir eksi dönüşümüdür.

Binlerce yıl boyunca, sulak alanlarda büyük çaplı karbon depoları oluşmuştur. Bu oluşumlar atmosferdeki karbondioksit ve metan seviyelerini düşürmüştür. Ekosistemler, özellikle ormanlar ve sulak alanlar atmosferdeki karbonu emmeselerdi, yerküre üzerindeki insan faaliyetlerinden kaynaklanan CO2 yoğunluğunun her yıl yüzde 28 daha fazla artacağı, bilim adamlarınca tahmin edilmektedir.

Ülkelerin kıyı bölgelerindeki sulak alanların ömürlerini uzatma yolunda atacakları adımlar, hem bu alanların ömrünü uzatır, hem de onların karbon depolamaya, doğal yaşam alanı sağlamaya, su kalitesini artırmaya ve orman alanlarını korumay, devam etmelerini sağlar.

İklim Değişikliğini frenleme yolunda dünyanın ihtiyacı olan olgu, daha fazla sulak alana, bataklığa sahip olmaktır. Oysa ‘’Bataklığı kurutun’’ ifadesi, yüzyıllar boyu, insan yaşamını rahatsız edici bir doğa oluşumundan kurtarma anlamına geliyordu. Ama bugün araştırmaların geliştirdiği bilgi birikimi, dünyanın ve insanlığın sulak alanlara, bataklıklara daha fazla gereksinim duyduğunu ve de giderek artan bir hızla duyacağını göstermektedir. Zira bu alanlar, büyük karbon depolama kapasitelerinin yanında, dünyadaki çeşidi bol bitki ve üretken ekosistemleri içlerinde barındırırlar. Ayrıca onlar, İklim değişikliğinin hızını yavaşlatmak ve insanları kasırgalardan ve sellerden koruma yolunda, belki başlarda küçümsenen, ama şimdi yeri doldurulamaz öneme sahip oldukları anlaşılan, doğanın değerli araçlarıdır. Bilim adamları artık, sulak alanların atmosferden CO2 çekip, canlı zengin topraklara dönüştürmede son derece etkin olduklarını kabul ediyorlar. Dünyanın her bölgesinde karşılarına çıkan sulak alanlar üzerinde araştırmalar yapıyorlar, bu alanlar tarafından sağlanan çoklu iklim faydalarını ve bunların korunması gereksinimlerini belgeleyen yayınlar üretiyorlar. Umarım onların bu gayreti bizleri, sulak alanları, bataklıkları kurutma, onlardan kurtulma yolunda adımlar atma eylemlerimizden, vaz geçirir.

“Ya bizim?” Sorusunu sorarken benim de bir DSİ’li olarak bu alanda attığımız adımlar önümde canlandı, aynı Hollanda gibi bizim de sulak alanları kurutup tarım alanına çevirme gayretimizin yanlışlığını, benim de önüme serildi. Apolyont ve Manyas gölleri çevresindeki taban suyu yüksek sulak alanlar seddelerle çevrilerek göllerle irtibatı kesildi, drenaj ve sulama tesisleri yapılarak verimli tarım alanlarına dönüştürüldü. Ama bugün insanlığın önüne dikilen iklim değişikliği felaketini frenleme alanını, karbon depolama alanını yok ettiğimizin farkında değildik. Bu yanlışımızdan ders çıkararak halen bölgemizin değerli sulak alanlarını Apolyont Gölü’nü, İznik Gölü’nü, Manyas Gölü’nü ve Kocaçay Deltası’nın oluşturduğu Karacabey Boğazı sulak alanını korumalıyız.

Aslında 1996 yılında imzalanan Ramsar Sözleşmesiyle yer küre üzerindeki sulak alanlar koruma altına alınmıştır. Ülkemiz de önemli kuş göç yollarının üzerinden geçtiği zengin biyolojik çeşitliliği barındıran sulak alanlara sahiptir. Bu alanlardan 135 tanesi ulusal koruma, 14 tanesi de Ramsar Sözleşmesi kapsamındadır. Özellikle Kocaçay Deltası, göl, kumul ve su altı orman ekosistemlerinin oluşturduğu değerli sulak alanımızdır.

Bu sulak alanlarımız, içinde yaşattığı ekosistemlere ek olarak, bilim adamlarının araştırmalarıyla ortaya çıkan atmosferden CO2 çekme özellikleriyle iklim değişikliğine frenleme yaparken, verimli tarım alanlarının oluşumuna katkıda bulunmaktadır.

Evet, biz de sulak alanlarımızı koruyalım…

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?