USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

İklim değişikliği ve nükleer enerji

01-04-2024

Biliyorsunuz, toplumlar enerji üretiminde de, geçen hafta küçük bir olumsuz etkisini önünüze serdiğim iklim değişikliği felaketi görüntülerini belki bir nebze yavaşlatmak için, atmosfere karbon salınımını azaltmayı ve de 2050’de sıfırlamayı hedef aldılar. İşte bu hedeflerine etkin destek olacak enerji kaynaklarının başında Nükleer Enerji geliyor. Nükleer Enerji, başka hiçbir enerji kaynağında aynı anda bulunmayan çok sayıda artı etkiyi buluşturuyor. İşte bunların birkaçı; 

• Nükleer enerji üretim sürecinde atmosfere karbondioksit salınımı yapmaz, 

• Çok yüksek enerji yoğunluğuna sahiptir, 

• Üretim kesintisizdir, 

• Ayrıca talepteki değişimlere paralel üretim büyüklüğü ayarlanabilir.  

Halen dünyada tüketilen toplam enerjinin yüzde 13,5’u 437 adedi bulan nükleer enerji santrallarında üretilmektedir. Türkiye’nin de içinde bulunduğu, 16 ülkede 72 adet nükleer santral yapım aşamasındadır.

Bizde, Mersin Akkuyu Nükleer Santralı inşaat aşamasındadır. Sinop Nükleer Santralı ve İğneada Nükleer Santralı planlama aşamasındadır. 

Japonya’da 9 şiddetindeki deprem sonucu meydana gelen tsunaminin  Fukushima Santralı’nı hasara uğratması sonrasında dünyada nükleer santrallar üzerinde tartışmalar başladı, örneğin Almanya nükleer enerji endüstrini kapattı, nükleer enerji karşıtı guruplar bu sistemin karşısında durdular. Tabii böyle bir ortamda özel sektör de nükleer enerji yatırımlarından uzaklaştı bir süre. Ancak Batılı ülkelerin yasa koyucuları atmosfere net sıfır karbon salınımı hedeflerine ulaşmada bu santralların ne kadar etkin olduğunu, üretilen enerjinin birimi başına en düşük ölüm sayısına sahip olduğunu, en güvenli enerji üretim yöntemi olduğunu anladıklarında, yatırım kapılarını yeniden açtılar.

Nükleer enerji üretim süreci işlemeye başladığında atıkların sorun olacağı bekleniyordu ama reaktörlerin az atık ürettiği görüldü ve bunların temizlenmesi yöntemleri de hızla geliştirildi. Örneğin İngiltere’de hükümet, nükleer enerji sektörünün önümüzdeki 100 yıl boyunca üreteceği tahmin edilen radyoaktif atık kütlesinin 5,1 milyon ton olacağını tahmin ediyor, oysa buna karşılık evlerden ve işyerlerinden her yıl 5,3 milyon ton tehlikeli atık çıkıyor. Ancak atık konusunun beklenenden daha karmaşık bir yapıya sahip olduğu, atıkların çoğunun doğru şekilde oluşmadığı, nükleer enerji sistemlerinin devreye alındığı ilk günlerden itibaren çok yakından izleniyor ve de çözümler üzerinde yoğun çalışmalar yapılıyor.

Nükleer Enerji üretiminde asıl engel, mevzuat olmaktadır. ABD’li bir girişimci, ABD Nükleer Enerji Düzenleme Komisyonundan üretim sertifikası alabilmek için on yıldan fazla zaman harcadıklarını, bu işlemlerin yarım milyar dolara mal olduğunu beyan ediyor ve aldıkları sertifikasyon da sadece ABD’de geçerli oluyor.

Bu arada araştırmacılar mikro nükleer enerji reaktörleri üzerinde çalışıyorlar. Bu reaktörler elektrik üretmek için endüstri bölgelerine kurulabilirler ve yanma dışında sıcaklıklara ulaşmanın zor olduğu veya pahalı olduğu cam endüstrisi gibi çok yüksek sıcaklıklarda oluşan işlemlere sahip dallarda da, reaktörlerden çıkan ısı maliyetlerin düşmesini sağlarlar. 

1956 yılında ilk sivil nükleer enerji santrali İngiltere’de inşa edildi ve çevresindeki yerleşim alanları nükleer enerjiden üretilen elektriği ilk kullananlar oldular. İlerleyen zaman içinde reaktörlerin güvenli biçimde çalıştığı, kapatılma ve yeniden devreye alınma işlemlerinin kolay ve seri olduğu, üretilen enerji birimi başına en az kaza ve ölüm sayısına sahip, en güvenli üretim biçimi olduğu, görüldü.

Nükleer enerji yukarıda anlattığım özellikleriyle ve de tabii hiç unutmamamız gereken önümüzdeki doğa felaketi, iklim değişikliği nedeniyle artık ülkeler nezdinde büyük ilgi uyandırmaktadır. Sistem sadece enerji üretmekle sınırlı kalmıyor, enerji üretilirken çıkan ısının da çok çeşitli alanlarda kullanımı, araştırılıyor, yaygınlaştırılıyor.

Geçen hafta sizlere, tepemizde dikili duran, ben buradayım diye bağıran iklim değişikliği felaketinden bazı küçük sahneler sunmuştum. Yukarıda aktardığım bilgiler de bu seslenişe insanlığın verdiği, vermekte olduğu cevaplardan birini değerlendirmenize bırakıyorum…

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?