USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Kırmızı et ve Türkiye...

28-03-2017

Bugünlerde gazetemizin değerli köşe yazarlarının köşelerinde değerlendirdikleri konulara bendeki bazı bilgileri aktaran yazılarım oluyor, umarım beni hoş görüyorlardır. Geçen hafta Ramazan BAŞAN köşesinde, 'Pahalı etin yahnisi yenir mi?'' başlığı altında ülkemizdeki kırmızı et piyasasına değişik açılardan el attı, gelin yazdıklarının öne çıkan bölümlerine göz atalım;
•Dünyanın en pahalı etini tüketiyoruz, dünya fiyat ortalamasının 2-3 kat üstündeyiz, AB'de etin kilosu 4 dolar, ABD'de 5 dolar iken bizde 15 dolar,
•Temel neden arz-talep dengesi, arzın talebi karşılayamayacak yapıda olması,
•…….çiftçiliğin, hayvancılığın yeni nesillerde kabul görmemesi, hayvan başına düşen meraların azlığı, bilgi eksikliği, ırk ıslahının yeterli düzeyde yapılamaması,
•Kişi başı tüketim halen çok düşük, 12-15kg, bu rakam AB ülkelerinde 60-70kg, ABD'de 90kg, vb….
Bunları okuyunca gene DSİ yaşantım içinde beynimde biriken bilgiler önüme serildi, bu bilgileri gözden geçirdiğimde de, bugünkü halimizin en etkin nedeninin, bu konuyla ilgili uzman eğitimi sistemimizin eksik ve yanlış olduğunu, hiç kimsenin inkar edemeyeceği açıklıkta gördüm, isterseniz adamlar ne yapıyorlar, biz neyi yapamıyoruz veya yapmıyoruz, şöyle bir bakalım halimize;
Önce bilgi pınarlarımız, okullarımız, üniversitelerimiz uygulamalı eğitim düzeninde cılız, lütfen kimse kızmasın, bir göz atsınlar gelişmiş ülkelerdeki hayvancılık mesleğinin geliştirildiği okullara, çayırı, merası, ahırı, mezbahası, vb. hayvancılık tesisleri olmayan okul gördüler mi, acaba?
ABD'de hayvancılık eğitiminin verildiği bir meslek okulunu gezmiştim, okulun merası ve ahırları vardı, öğrenciler önce çayırın besin varlığını, yere attıkları kare çerçeveler içindeki ot cinslerini, ayrı ayrı sayarak belirliyorlardı. Sonra çayırı, bir ucuna su, diğer ucuna tuz hendeği yerleştirerek otlamaya hazır hale getiriyorlardı. Bu iki hendek arasındaki mesafeyi, yaptıkları deneyleri ve çayırın besin gücünü dikkate alarak, hayvanların en az enerji sarfı ile beslenip, gelişeceği uzunlukta ayarlıyorlardı. Hayvan, otlayarak tuzluğa ulaştığında ihtiyacı olan tuzu alıyor, gene otlayarak geri dönüyor, bu sefer susuyor ve su hendeğine vardığında suyunu içiyor. Bu sistemde geliştirilen boğaları tanımak biraz zor, başlarıyla vücutları birleşmiş, değişik bir hayvan türü gibi görünüyorlar.
Bu hayvanı, kesilip okulun mezbahasında, öğrencilerinin uygulama dersinde gördüğümde, vücudundaki yağ oranının çok düşük olduğunu, bol et tabakalarına sahip olduğunu fark etmiştim. Öğrenciler tezgaha yatırdıkları boğayı, ki benim seyrettiğim 8 aylıkmış ve 4 ton ağırlığındaymış, vücudundaki etlerin kullanım şekline göre, örneğin, bonfile, parça et vb., parçalıyorlardı, derste öğrendiklerini uyguluyorlardı. Ben bunları gördüğüm yıllarda, Uludağ Üniversitesi, Veterinerlik Fakültesi kurulum aşamasındaydı, Karacabey Harası da adeta kapalıydı, sınırlı sayıda yarış atı üretmekle meşguldü. Çok ısrar ettim, çok uğraştım, Veterinerlik Fakültesinin Karacabey Harasında açılması için. Düşünün çok geniş çayırları olan, her türlü hayvancılık bakım alt yapısı bulunan bir tesis idi, ama ne yazık ki kimsenin aklı yatmadı ve ahırda, çayırda eğitim mi olurmuş, mantığı ile kendilerini beton duvarların dışına çıkaramadılar…
Türkiye'nin yeterli çayırlarının, yem bitkisi yetiştirme alanlarının kısıtlı olduğu tezini de, bir DSİ mensubu olarak kabul etmem mümkün değil, ülkemizin her bölgesinde, yörenin iklim koşulları paralelinde çok geniş alanlar, hayvan beslemeye uygun hale getirilebilir, ta ki siz, beton duvarların dışında, çayırlara, ahırlara çıkma cesaretini verecek doğru bilgi ve deneyimle donanın…
Benim inancım o ki, Türkiye kırmızı et ithal edecek bir ülke değildir, aksine dünya pazarlarına et ihracatında, diğer ülkelerle yarışabilecek güçte bir ülkedir, ta ki doğru bilgilere dayalı, doğru eğitim sistemini işler hale sokalım, konunun uzmanlarını doğru yetiştirelim ve aynı düzeni süt hayvancılığı için de kuralım…
Bu arada Karacabey Harası hala bekliyor, haydi gelin Uludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi bünyesinde burada kurulacak, uygulamalı et ve süt hayvancılığı atölyelerinde, geleceğin yetenekli veterinerlerini, uygulamalı düzende yetiştirelim….

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?