Moleküler biyolojiden bilişim sektörüne balıklama dalış

Birgül Yanıklar, Üniversiteplus'ın fikir babası Volkan Karabacak ile söyleşti. Türkiye'nin en büyük sorununun eğitim olduğunu söyleyen Karabacak, "Universiteplus olarak üniversite düzeyi ve sonrasındaki hayat boyu öğrenme kültürünü yaygınlaştırmak için çözüm üretiyoruz" diyor.

Moleküler biyolojiden bilişim sektörüne balıklama dalış
- A +

Boğaziçi Üniversitesi, çift ana dal ile kimya, moleküler biyoloji ve genetik bölümlerinden mezun olmuşsunuz. Bu hep istediğiniz bir bölüm müydü, yoksa kader bu yana doğru kaydırdı?

Ortaokulda kendime mikroskop alıp evde inceleme yaptığımı düşünürsek Moleküler biyoloji ve Genetik üzerine üniversite eğitimi almak evet hayallerimin ve üniversite tercihlerimin ilk sırasındaydı. Boğaziçi Üniversite’sine kabul edildikten sonra ilaç endüstrisi için en iyi yapabileceğim hamlenin bir de Kimya çift anadalı yapmam gerektiğini öğrenmemle de kendimi o alana yönelttim. Bugün geriye baktığımda çok iyi bir karar verdiğimi söyleyebilirim, hem istediğim konular üzerine daha derin bilgilere sahip oldum, hem de Genetik üzerine okumanın getirdiği en büyük avantajı olan yurtdışında staj/iş olanaklarından yararlanabildim.

Daha sonra Bölümünüzle ilgili Amerika Michigan State Üniversitesi ve Harvard University de staj yapmışsınız? Neden bu üniversiteleri tercih ettiniz? Bu Üniversiteler size neyi kazandırdı?

Michigan State Üniversitesinde öğrenci değişim programa kabul oldum, orda aldığım derslerle de Amerikan eğitim sistemi ile tanıştım, çok değerli arkadaşlarım oldu. Prof. Vilma Yüzbaşıyan'ın ile de MSU'da geçirdiğim sürede genetik üzerine araştırma yapma imkanım oldu, kendisinin üzerimde çok hakkı vardır. Orda okurken Harvard Üniversitesi School of Public Health'de Prof. Chih-hao Lee ile de yaz stajımı yapmak istedim. Kendisi dünyadaki en iyi hocalardan biridir. Beraber şeker hastalığı üzerine yaptığımız çalışmalarda bulduğumuz güzel sonuçlar ile de Harvard Üniversitesinden akademik makalemi çıkarmama izin vermiştir. Bu çalışmalar daha sonraki başvurularımda çok iyi referans oldu diyebilirim

Sonrasında ise Almanya European Molecular Biology Labs (EMBL), İngiltere, Gurdon Institute, University of Cambridge Üniversitelerinde staj deneyimleriniz olmuş. Amerikadan sonra Almanya ve İngiltereye geçiş… Neden?

Amerika'daki eğitimim ve stajım bittiğinde tekrar Boğaziçi Üniversitesine dönüp lisans eğitimimin geri kalan kısmına devam ettim. Fakat, hem çift anadal yapıp hem yurtdışına gittiğim için üniversitem bir dönem daha uzamış bulundu, hem de ikinci dönem derslerim kalarak. Bu yüzden bir sonraki yaz ve sonbahar dönemini de yurtdışında projelere katılarak geçirmek istedim. İlk olarak EMBL (Avrupa'nın en büyük Genetik araştırma merkezi), sonrasında da Cambridge Üniversitesine bağlı Gurdon Institute'de planladım. 2009'da Gurdon Institute'de kanser üzerine araştırma yaptıktan 3 sene sonra Sir John Gurdon 2012'de Nobel ödülünü aldığı ve benim de bir nebze katkıda bulunmuş olmaktan son derece mutlu olduğumu da ifade etmek isterim.

Bu kadar farklı ülkelerde eğitim deneyimi yaşayan biri olarak, buna Türkiye'yi de dahil edersek, eğitim olarak ülkeler arası neler farklı?

Üniversite lisans eğitimleri arasında şunu söyleyebilirim, Türkiye'de bize çok çok daha zor bir eğitim uygulanıyor. Amerika'da 500 kişilik bir dersten AA alan sayısı 350'yi bulurken, Türkiye'de 5 kişi zor alıyor. Nitekim mezuniyet ortalamaları bu yüzden 3.50'nin altına düşenlere çalışkan gözüyle bakılmıyor, ama Türkiye'de 3.35 ile bölüm birincisi olabiliyorsunuz.

Türkiye'de lisans eğitimi hakikaten konunun teoremleri ile ilgilenirken, Amerika'da konular ikinci planda, eğlence ve sosyalleşmek daha ön planda, siz de bilirsiniz American Pie filmini hakikaten öyle.

Lisansı bitirip yüksek lisans veya doktoraya geçtiğimizde asıl eğitim farkı ortaya çıkıyor. Amerika'da araştırma yapan hocalara ayrılan pay, Türkiye'dekine göre çok büyük. Şöyle örnek verebilirim, Harvard'daki hocamın proje bütçesi, Türkiye'deki bir üniversitenin Tübitak'tan aldığı bütçenin toplamından daha fazlaydı. Hal böyle olunca, onlar ar-ge yapabiliyor Türkiye'de biz ise ar-ge'nin a'sında kalıyoruz.

2012 yılında Türkiye dönüş. Ve bilişim tabanlı bir girişimcilik başlangıcınız. Ne oldu da hayatınızda böyle bir karar aldınız? 

Üniversite mezuniyetim sonrasında Dünyanın en iyi kanser hastanesi MSKCC New York'ta çalışmaya başladım. İki seneye yaklaşmışken New York'un girişimcilik dünyasından arkadaşlarım ile geçirdiğim vakitte, bir kaç kişinin yan yana gelip insanlık için bir fark yaratabildiklerine şahit oldum. Örneğin Foursquare. Sonuçta benim genetik seçmemin sebebi de buydu, insanlık için fark yaratabilecek işlerde bulunmak. Fakat zaman geçtikçe gördüm ki bilim dünyasında anlamlı bir buluş yapabilmek için bir ömür gerekiyor. Hani şöyle bir oturup kanseri çözeyim dediğinizde 40 yıllık bir süreçten bahsediyoruz, o da eğer şanslıysanız. Ama insanların günlük hayatına dokunabilip onlara fayda sunabilmek artık bir uygulama bir websitesi ile 1-2 yılda yapılabiliyor. Ben de çok geçmeden bu yönde ilerlemem gerektiğine karar verip çok sevdiğim New York'tan ayrıldım.

Türkiye’ye dönmek ve burada bir iş kurmak sizin için zor muydu?

Daha önce birçok yeni ülkeye gidip yerleşip sıfırdan yaşamaya başlamaya alıştığım için geri dönmek ileri gitmek gibi kavramları geçtim artık. Sonuçta global bir yapının parçaları olduk, sadece haritalar da ve gümrük kapılarında var olan sınırlar mevcut.

New York'tan dönmeden önce işimi kurmuş olduğum için geldiğimde burada kendim için çalışmaya başlamış oldum.

Bu girişimciliğinizi neden yurtdışında değil de Türkiye'de oluşturdunuz?

Yıllar boyu bilim üzerine eğitim almış biri olarak iş kurma yürütme ve büyütme üzerine hiç bir bilgim ve deneyimim yoktu. İnternet üzerinden dersler alarak deneyerek yanılarak öğreneceğimi ve bu sürenin de çabuk geçmeyeceğinin farkındaydım. Bu sürenin maliyet Türkiye'de daha düşük olduğu için buraya gelmeyi kafama koymuştum. Bir de Amerika'da bitmek bilmeyen bir vize sorunu vardır, işten ayrılınca da en fazla 6 ay kalabilir ya bir yerde çalışarak ya da okuyarak kalabiliyorsunuz. Bir taraftan çalışarak da kendi girişiminizi yürütebilmek cidden zor bir iş. Hele bir de işi bilmeyen biri için. 2011 Şubat ayında ilk defa bir site ismi almaya karar verip alabilmek için Youtube'da nasıl yapıldığını öğrenmek için video izlemişliğim vardır. Şimdi ise yazılımda mimarı yapıyı planlayacak seviyeye geldim.

İş fikrinizi yatırım alarak, online öğrenmeye dayalı “ÜNİVERSİTEPLUS’’ isimli bir projeyle taçlandırdınız. Nedir bu Üniversiteplus?

Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri eğitim alanında. Universiteplus olarak da üniversite düzeyi ve sonrasındaki hayat boyu öğrenme kültürünü yaygınlaştırmak için çözüm üretmeye çalıştık. Yaş 25 geldiğinde çoğumuz artık eğitim benden geçti diye bakıyor. Halbuki, gerçekten işinize yarayabilecek, maddi ve manevi geri dönüşünü en net görebileceğimiz eğitimler, üniversite yıllarındaki teorik dersler değil, sonrasındaki işinize uyarlayabildiğiniz eğitimler. Örneğini az önce kendi hayatımdan verdin, işletme ve yazılım bilgim olmadan girişip, bu konularda Amerika'dan sağlanan online eğitimlerle ilerlettim. Sonra bu modelin kendi ülkemiz için de en iyi yöntem olabileceğinin hipotezini kurarak, deneyler yaptım. Burada 600 akademisyenle emailleşerek bu konuya nasıl bir çözüm getirilebiliri konuştum. Aralarından bazıları bilfiil ders vererek bu akımı başlatmama da destek oldular hepsine çok teşekkürlerimi sunuyorum.

Ortaya çıkan iş modeli scalable olduğu için yatırım almak farz oldu. Biz proje bazlı çalışan eğitim danışmanlık firmaları gibi çalışmıyoruz. Ürettiğimiz ürünlerin geniş kitlelere çözüm olabilecek şekilde geliştiriyor ve bunu büyütürken maliyetimiz de aynı oranda büyümüyor. Hal böyle olunca yatırımcıların da ilgisi büyük oluyor.

Universiteplus bugün ismini en çok duyduğumuz üniversitelerle beraber ihtiyaca göre online eğitim geliştiriyor. Ayrıca bu eğitimlerin yazılımını SAAS olarak sunuyor ve ülke genelinde franchise olarak da büyüyor.

Online öğrenmenin bugününü ve geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye'de online öğrenmeye en büyük katkısı olan 12 yıllık enocta firması var. Onların başlattığı bu market yıllık %8 oranında büyüyor, toplam market büyüklüğü $100M'ı buluyor. Şuan yaklaşık 10 tane firma farklı alanlarda çözüm sunabiliyor. Fakat istinasız hepsi proje bazlı çalışma modelini uyguluyor. Genelde firmalara yönelik B2B çözümler sunabiliyor Henüz hiç biri son kullanıcıya yönelik başarılı bir ürün çıkarabilmiş değiller. Bu yüzden de büyüyemiyorlar. Biz ise tam tersinden yola çıktık, önce bireysel anlamda son kullanıcının ihtiyaçlarını çözmeyi hedefledik. Bu hizmetten mutlu olan kullanıcılarımız çalıştığı firmalarına öneriyor, firma olarak da bu eğitimlere katılabiliyorlar. Bunlar bir anekdotu aklıma geliyor, zamanında IBM çok büyükken bir çok firma da onlar gibi olmaya B2B iş yaparak büyümeyi hedefliyordu. Fakat bir taraftan da Apple çıkageldi ve son kullanıcıya yönelik ürünler geliştirdi. Gün geldi devran döndü IBM kayboldu, dünyanın bir numarası Apple oldu. Bu yüzden son kullanıcı her zaman daha önemlidir.

Ayrıca her üniversite yavaş yavaş eğitimlerini onlinea taşıyor, öğrencilerine daha bir esnek eğitim sağlayarak kendi sınıf ve eğitmen maliyetlerini de düşürebiliyorlar. Benim öngörüm, her geçen gün üniversitelerin buna eğitimi artacak ve çok daha başarılı öğretim sistemleri ortaya çıkacak.

Online öğrenme konusunda dünyada neler oluyor?

Online öğrenme 1970lerden beri aktif olarak Amerika'da yürürlüktedir. Çoğu çalışan kesim örgün eğitim yerine uzaktan eğitimi seçmektedir. Bunlardan University of Phoenix gibi bazıları diploma derecesi veren üniversitelerin programları, bazıları coursera, udacity gibi eğitim kurumları ile güzel deneyim yaşatabilmeyi becermiş özel şirketler ile, udemy gibi herkesin eğitim verebildiği platformlardan oluşuyor. Online eğitim Amerika'da 2014 yılının en çok yatırım alan sektörü seçildi ve yüzyıllık bir sektörün değişimine tanık oluyoruz. Universiteplus olarak da biz bu değişimin yön verenlerinden olmayı vizyonladık.

Universiteplus'ın sistemi nasıl çalışıyor? 

Universiteplus, gelen eğitim talepleri dinleyerek konusunda uzman bir üniversite ile beraber çalışarak içerik üretme, dijitalleştirme ve eğitimi yürütme üzerine iş bölümlerini yaparak online eğitimleri hayata geçiriyor. Katılımcı öğrenciler Universiteplus üzerinden o üniversitenin eğitimini alıp sertifikasyonuna da sahip olabiliyor.

Üniversiteplus da en çok hangi dersler ilgi görüyor? 

Türkiye'de her iki insandan birinin ihtiyacı olan İngilizce eğitimi, Universiteplus’ta da en popüler eğitim. Şuana kadar toplam 23bin öğrencimiz oldu, Boğaziçi Üniversitesinin yürüttüğü online İngilizce okuluna aylık ortalama 3000 başvuru alıyoruz. İngilizceden hemen sonra yazılım dersleri en popüler listesinde. Bu durum bizim için çok sevindirici çünkü yazılım geliştirme olarak dünyanın gerisindeyiz ve bu yöne eğilmemiz gerekiyor.

Yurtdışı eğitim deneyimleri çok olan biri olarak Türkiye'deki eğitim sistemini nasıl görüyorsunuz?

Üniversite düzeyinde eğitim karşılaştırmasını az önce yapmıştım, biraz da genel olarak resme bakacak olursak herkesin de söylediği gibi eğitim sistemimiz bozuk. Sınav bazlı, test çözmeye yöneltilmiş bir kitle yetiştiriyoruz. Buna bir yerde dur dememiz gerekiyor. Daha çok mesleki eğitime yöneltmemiz gerekiyor. Herkesin üniversiteye girme derdi var, fakat üniversite sonrası meslek edinebilmiş insan oranımız 24%lerde. Bunların da çoğu doktor, avukat. Biraz İsviçre'yi örnek almamız gerektiğini düşünüyorum. İki konuda herkesin eğitim alması şart olduğunu düşünüyorum biri İngilizce biri de girişimcilik. Eğer bu iki konu iyi bilinirse, dünya çapında rockstar ekonomimiz, şirketlerimiz ve bireylerimiz olacaktır.

Çocuğunuz olduğunda ona nasıl bir eğitim planı oluştururdunuz?

Çocuğuma küçük yaşta yabancı dil eğitimini aldırmayı anadili gibi konuşabilmeyi planladım. Bir de öğrenebilmeyi öğretmeyi. Böylece yıllar boyu kendi başına istediğini öğrenebilir ve istediği dala yönelebilir.

Ve bundan sonraki gelecek hedeflerinizde neler var?

Öncelikle Universiteplus'ı ülke çapında etkin kullanılan bir yapıya geçirmek var. Henüz Anadolu'da ulaşamadığımız yerler var. Gerekirse oraya şubeler kuracağız. Bireysel olarak hedeflerimde eğitim alanında yeterince problem çözebildikten sonra sağlık sektörüne yönelik problem çözmeler var.

Yorum Ekle