Reklamı AçReklamı Kapat

"Gıdada denetim şart"

Gıda Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Lale Yıldız, sağlıklı gıda ve gıda güvenliği konusunun magazinleştiğine dikkat çekerek, sadece bu alanda uzman kişilerin görüşlerinin dikkate alınmasını söyledi. Yıldız, gıda konusunda teknoloji ve bilime güvenmemiz gerektiğini özellikle dile getirdi. 

"Gıdada denetim şart"
- A +

Mustafa Emre ÖZGEN / bursa.com

Gıda konusunda bilgi kirliliği çok fazla. Bir yandan gıda katkı maddeleri ve palm yağı konusu gündemde yerini korurken, Manisa başta olmak üzere çeşitli illerdeki askeri kışlalardaki zehirlenme vakaları, insanları tükettikleri besinleri sorgulamaya ve incelemeye sevk etti. 

Ambalajlı gıdalar sağlığa zararlı mı? Katkı maddesi ya da palm yağı olmayan ürün var mı? Peki çiğ etteki bakterilerden nasıl korunacağız? Gıda konusunda aklımızı meşgul eden pek çok konuyu Gıda Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Başkanı, Gıda Mühendisi Lale Yıldız ile konuştuk.

Zaman zaman içtiğimiz suda bile sağlığımıza karşı risk oluşturabilecek etkenler olduğunu söyleyen Yıldız, önemli olan tüketmemek değil, risk yönetimidir diyor. Örneğin ülkemizi de etkileyen Kuş gribi gibi vakaların, entegre piliç tesislerinde değil, açık kümeslerde ortaya çıktığını hatırlatan Yıldız, yaşadığımız bu yüzyılı ve dünya nüfusunu dikkate aldığımızda  gıda teknolojisini kullanarak güvenli gıdaya ulaşmanın önemine dikkat çekiyor.

Gıda Mühendisi kimdir? Gıda Mühendisleri Odası nasıl çalışır? Gıda konusunu hangi alanlarda ele alır? 

Geniş bir tanım yapacak olursak gıda mühendisi, gıda maddelerinin üretiminden tüketimine kadarki tüm süreçlerde sağlığa uygun, güvenli ve kaliteli gıda üretilmesi, gıda üretim teknolojilerinin geliştirilmesi, gıda maddelerinin ambalajlanması ve depolanması, üretilen gıdaların kalite kontrollerinin yapılması, gıda alanında araştırma-geliştirme faaliyetlerinin yürütülmesi  konularında görev ve sorumluluklar alan kişidir. 

Gıda Mühendisleri Odası, üyeleri gıda mühendislerinden oluşan ve  Anayasanın 135. maddesinde tanımlanan, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Odamız bünyesinde, meslek mensuplarımızın haklarını korumak, gıda mühendisliği mesleğini tanıtmak, meslek alanımızı ilgilendiren konularda toplumu bilgilendirmek, meslek alanındaki gelişmeleri izlemek ve yaymak, sektörü ve toplumu doğru şekilde yönlendirmek, gıda politikalarının oluşturulmasında söz sahibi olmak, mesleğimize yönelik eğitimler düzenlemek, mesleğin gelişimine katkıda bulunacak her türlü etkinliği düzenlemek ve desteklemek, her türlü bilimsel ve mesleki yayınlar yapmak gibi amaçlara yönelik olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Türkiye genelinde 17.000 üyemiz bulunuyor. 7 ilde şubemiz, 18 ilde temsilciliğimiz mevcut. Bursa Şubemize 700 meslektaşımız üye. 

Bursa Şube'de benim başkanlık dönemim 2016 yılı Ocak ayında başladı. Bilindiği gibi meslek Odalarındaki yönetim şekli ve çalışmalar gönüllülük esasına dayalıdır. Kendi işlerimiz dışında mesai yaratıp, mesleğimiz, meslektaşlarımız ve kamuoyu için neler yapabiliriz çabasında oluyoruz. Meslektaşlarımızın özlük haklarının korunmasına destek olacak çalışmaların yanı sıra mesleki eğitim, panel, kongre gibi etkinlikler düzenliyor, meslek alanımızı ilgilendiren konularda, kanundaki eksiklikler ile ilgili görüşlerimizi, çözüm önerilerimizi Bakanlığımızla paylaşıyor, takipçisi oluyoruz.  Bu çalışmaları yaparken çok iyi bir ekiple çalıştığımı belirtmeliyim. Yönetim kurulu üyelerimizin her biri bu çalışmalarda önemli katkılar sağlıyor.

ASKER ZEHİRLENMELERİ... 

Peki Gıda Mühendisi olarak öncelikli ilgilendiğiniz konu olan "Güvenli Gıda"yı nasıl tanımlıyorsunuz? Sağlıklı gıda nasıl olur? 

Literatür tanımını yapmak gerekirse, üretim aşamasından başlayarak tarladan çatala yani soframıza gelinceye kadar gıda zincirinin her aşamasında fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik bulaşanlardan korunarak, patojen hastalık  riskinden arındırılmış gıdaya "Güvenilir Gıda" diyoruz. Yani güvenli gıda, temiz, bozulmamış ve içinde sağlığa zararlı maddeler bulunmayan, tüketilmesinde insan sağlığı açısından bir sakınca olmayan gıdadır. 

Gıda zehirlenmeleri nasıl meydana gelir? 

Toplu gıda tüketiminin olduğu okul, yurt, kışla ve hastane gibi yerlerde gıdanın temiz ve taze olmasına daha fazla özen göstermek gerekiyor. Son günlerde yaşanan asker zehirlenmelerinde de çok ciddi bir ihmal olduğu görülüyor. Savcılık soruşturmasının devam ettiği bu konuyla ilgili farklı ifadeler basına yansıdı.Soruşturma tamamlandığında konu daha da netlik kazanacaktır. Sağlık Bakanlığı, Manisa'da askeri kışlada besin zehirlenmesi yaşandığını ve Salmonella bakterisi kaynaklı olduğunu açıkladı.

Salmonelle bakterilerinin, pişmemiş olan çiğ etlerde, tavuklarda, süt ve süt ürünlerinde ve yumurtada bulunma olasılığı mevcuttur.Ancak iyi pişirilen etlerde ve hazır ürünlerde olma ihtimali yoktur.  Öte yandan pişirilmeden yenen bazı gıdaların, mesela meyve ve sebzelerin çiğ et ile teması sonrasında çapraz bulaştırma sebebiyle de insanlara bulaşma olasılığı vardır. "İyi Mutfak Hjyeni" kurallarına uyulduğunda herhangi bir gıdadan salmonella bulaşma ve hastalık riski tamamen ortadan kalkar. 
Salmonella hastalığından korunmak aslında çok zor değildir, çünkü bakteri pişirme ile ölmektedir. Kanatlı eti ve yumurta ürünlerini iyi pişirerek yediğimizde hastalıkla ilgili herhangi bir risk kalmayacaktır. Ancak burada pişirme sıcaklığı en az 72 derece olmalıdır, bu da normal pişirme ısısıdır, bu ısıda etin pembeliği kalmaz. Diğer taraftan çiğ et ve kanatlı ürünleri , diğer gıdalarla, çiğ yenen sebzeler ya da pişmiş pilav, ve benzeri gıdalar ile temas etmeyecek şekilde iyi muhafaza edilmelidir.

Özellikle askeri kışlalar gibi toplu gıda alım ihalelerinin gerçekleştiği durumlarda, tedarik zincirinin tamamı denetlenmeli. Üretici firmalarda şartnamelere uyulup uyulmadığı, hijyen kurallarının yerine getirilip getirilmediği kontrol edilmeli. Fiyattan kırarak sağlıktan taviz vermek kesinlikle doğru değil. Konuya ticari yaklaşan firmalar bu tip tatsızlıklara neden olabiliyor. 

Hazır yemek sektöründe gıda güvenliği sağlanıyor mu? 

Hazır yemek sektörü de dahil olmak üzere tüm gıda firmalarının denetlenmesi Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın kontrolündedir. Bakanlığın şehirlerdeki temsilcisi olan İl Tarım Müdürlükleri kanalıyla bu denetimler yapılır. Geçtiğimiz yılın verilerine göre kentimizde yaklaşık 24 bin gıda işletmesi var ve Bursa'da yapılan denetleme sayısı da 28 bin civarında idi. Bursa Tarım İl Müdürlüğümüzün gayretli çalışmalarını alkışlıyoruz her zaman. Bu kayıtlara göre her bir işletme en az bir kere denetlenmiş görülüyor. Büyük süt tesisinden tutun pastacısına kadar bakanlığa kayıtlı olan her işletme sene içinde denetleniyor. Ama kayıtsız, ruhsatsız, açıkta ürün satan, hiçbir etiketi olmayan ürünlerle ilgili bir denetlemenin yapılması elbette mümkün değil. Ve hiçbir denetlemenin olmadığı bir üretimde gıda güvenliğinden söz etmek mümkün değil. Burada tüketici olarak bize düşen görev, bu tip ürünleri tercih etmemek olmalı.

Aslına bakarsanız 5996 sayılı Gıda kanunumuzun çok önemli bir açığı var. Kanun, 30 beygir gücü kapasitenin altında ya da on personelden az kişi çalıştıran işletmelerde sorumlu bir teknik personel yani gıda mühendisi çalıştırma zorunluluğunu ortadan kaldırıyor. Her zaman söylüyoruz; gıda mühendisinin yer almadığı bir işletmede güvenli gıda üretiminden söz edilemez.  Türkiye'deki işletmelerin yüzde sekseni kanunda yer alan kapasitenin altında. Bu da ülkemizdeki, mühendisten yoksun ve iç denetlemenin olmadığı üretimin boyutu hakkında bize önemli fikir veriyor. Meslek Odası olarak Bakanlığa konuyla ilgili raporlarımızı ve alternatif çözüm önerilerimizi iletiyoruz. Umuyorum ki karşılık bulur.

KATKI MADDELERİ NE KADAR ZARARLI? 

Toplumun zihnini yoğun şekilde meşgul eden katkı maddelerinin gıda güvenliğine etkisi nedir? Bütün katkı maddeleri zararlı mıdır? 

Gıda katkı maddeleri Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği’nde “Tek başına gıda olarak tüketilmeyen veya gıda hammaddesi ya da yardımcı madde olarak kullanılmayan; tek başına besleyici değeri olan veya olmayan; seçilen teknoloji gereği kullanılan, işlem veya imalat sırasında kalıntı veya türevleri mamul maddede bulunabilen, gıdanın üretilmesi, tasnifi, işlenmesi, hazırlanması, ambalajlanması, taşınması, depolanması sırasında gıda maddesinin tat, koku, görünüş, yapı ve diğer niteliklerini korumak, düzeltmek veya istenmeyen değişikliklere engel olmak ve düzeltmek amacıyla kullanılan maddelerdir” şeklinde tanımlanmaktadır. 

Gıda katkı maddelerini tanımlamak ve herhangi bir karışıklığa yol açmamak için E kodu kullanılır. E, Europe (Avrupa) sözcüğünün ilk harfidir. Simgesel olarak E harfi ve üç rakamlı sayıdan ibaret kodlardır. Bu kodlar Avrupa Birliği’nin “Gıda Bilim Komitesi” tarafından her katkı maddesi için belirlenir. İster doğal ister sentetik olsun gıda maddelerinde kullanılan ve katkı maddesi olarak tanımlanan tüm kimyasallar bu kodlama sisteminin içindedir. 

Katkı maddeleri laboratuarlarda uzun süreli ve ayrıntılı güvenlik testlerinden geçirilir. Bu çalışmaların sonuçları, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Gıda Tarım Örgütü’nün (FAO) ortaklaşa oluşturduğu, katkı maddeleri üzerinde çalışan ortak uzmanlar komitesi JECFA, Avrupa Birliği Bilimsel Gıda Komisyonu (SCF), ABD Gıda İlaç Dairesi (FDA) gibi uluslararası kuruluşlarca onaylandıktan sonra, her bir katkı maddesinin hangi oranlarda hangi besinlere katılabileceğine karar verilir.  

Gıda katkı maddeleri uluslararası standartlar dikkate alınarak hazırlanan “Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği” ne göre kullanıldıklarında sağlık üzerinde zararlı etki göstermezler. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan üretim izni almış ve iyi imalat koşullarına uyan işletmelerde üretilen gıdaların tüketilmesi bu konuda güvence oluşturur. 
 
Katkısız gıdalar daha mı sağlıklıdır ? 

Şöyle söyleyelim, besinlerimizin daha sağlıklı olarak saklanabilmesi ve lezzetini koruyabilmesi için katkı maddelerin kullanılması kaçınılmazdır. Örneğin Nitrat, Nitrit katılmamış işlenmiş et ürünlerinde mikrobiyolojik bozulma olabilir. Bu tarz gıda bozulmaları ölüme kadar uzanan botulizm gibi gıda zehirlenmelerinin dünyada en önemli nedenidir.  Başka bir örnek vermek gerekirse gıdalara antioksidan katılmaması durumunda, yağlar oksitlenir ve sağlık için zararlı peroksitler ve diğer oksidasyon ürünleri oluşur. 

PALM YAĞI KONUSU 

Palm yağı da çok tartışılan bir konu oldu. Bu yağ neden tercih ediliyor? Gıdaya etkisi nedir? 

Gıda, ekonomik anlamda dünyada çok büyük hacim teşkil ediyor ve bundan dolayı da üzerine yapılan spekülasyonlar hiç bitmiyor. Ocak ayından beri Palm Yağı ve Palm Yağının kanser yaptığına dair çıkan haberler gibi. 

Palm bir meyvedir, hurmagillerden. Hem çekirdeğinden hem de meyve pulpundan yağ elde edildiği için de çok değerlidir. %50 si doymuş, %50 si doymamış tek yağdır ve gıda endüstrisindeki önemli bir problem olan trans yağ asitlerinin oluşumunu engellemek için palm yağı ve fraksiyonları kullanılmaktadır. Bu sebeple de dünyada içine girmediği ürün neredeyse yok gibidir. Dünyadaki palm yağı üretiminin en önemli kısmı yaklaşık %35 i Endonezya ve Malezya’ da yapılmaktadır. 

Palm yağı konusunu EFSA raporundan bahsederek açıklamakta fayda var. EFSA (Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi), Gıda alanındaki riskleri açıklayan, risk analizi yapan ve bu konuda rapor yayınlayan Avrupa’nın gıda konusundaki en saygın kuruluşu. EFSA, 2016 yılında, bir rapor yayınladı ve o raporda 200 derecenin üzerinde ısıl işleme maruz kalan tüm bitkisel yemeklik yağlarda, kanserojen etki yaratabilecek işlem bulaşanlarının oluştuğunu ve bu durumun palm yağında diğerlerine göre daha yüksek olduğunu açıkladı. Fakat bu konu çok spekülatif olarak yorumlandı ve kakaolu fındık kreması üretimi yapan dünyaca bilinen bir markaya ve tek bir ürüne mal edildi. 

Her şeyden önce, bir konu bir marka üzerinden gündeme getiriliyorsa bunun arkasında ticari birtakım sebepler olduğunu bilmemiz lazım. EFSA raporu bir risk analizi yapmıştır; bir riskin varlığını ortaya koymuştur. Bunun devamında da bilim dünyası bu riski nasıl yöneteceğini araştırmaya başlamıştır. Şunu asla unutmayalım tükettiğimiz her gıdada bir risk var; gıdayı işlesek de işlemesek de. Ne yapalım peki risk var diye işlemeyelim mi gıdaları, yemeyelim mi? “Elektriğin çarpma riski var, o zaman elektriği de kullanmayalım.” demekle aynı şey. Evet risk her yerde var, biz bu riski nasıl yöneteceğimizi bileceğiz. Bilime, gıda endüstrisine güveneceğiz. 

"GDO TÜRKİYE'NİN SORUNU DEĞİL" 

GDO içeren gıdalar hayatımızın ne kadar içinde? Etkisi nedir? 

Aslına bakarsanız GDO, bizim ülkemizin gündemi değil. Çünkü ülkemizde "Biyogüvenlik Kanunu" kapsamında, GDO’lu tarım yapmak, gıda veya gıda ham maddesini üretmek, satmak ya da ithal etmek yasak. 

Adana’da ünlü bir gıda firması tarafından üretilen ve "ekmek geliştirici" olarak da bilinen enzim karışımında GDO’lu katkı maddesi bulunduğu yönündeki iddialarla ilgili çıkan haberler geçtiğimiz aylarda ulusal basında gündem olmuştu ve sonrasında Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Adana'da alınan ekmek numunelerinin analiz sonuçlarının hiçbirinde GDO' ya rastlanmadığını açıkladı. Yani ekmekte GDO olmadığı net olarak ortaya kondu. Bununla birlikte, katkı maddesi üreten beş firmada yapılan denetimlerde ise bir firmada GDO bulgularına rastlandığına ve ilgili firmayla alakalı Cumhuriyet Başsavcılığının gerekli adli işlemleri başlattığı açıklandı. 

Ülkemizde, yasal mevzuatlar çerçevesinde gıda katkı maddesi üretmek ve kullanmak serbest ama GDO içermemek koşuluyla. 

Türkiye’de GDO’lu ürün tarımının yasak olduğunu bir kez daha hatırlatalım. Yine Türkiye’de GDO içeren herhangi bir gıda veya gıda hammaddesinin üretimi, satışı ve tüketime sunulmasının da yasak olduğunun altını çizelim. Buna uymayanlarla ilgili 12 yıla kadar hapis cezasının olduğunu da ekleyelim. 

Ülkemizde "Biyogüvenlik Kanunu" kapsamında sadece ve sadece hayvan yemi veya yem hammaddesi olarak GDO'lu ürünlerin ithalatına izin verilmektedir.  

Kanun sadece yem amaçlı kullanıma izin veriyor ama kötü niyetli kişiler bunları yasa dışı olarak gıda amaçlı da kullanabilir. Bu yüzden gıdada izlenebilirliğin önemi büyük. Tüketicilerin kafasının rahat olması adına da gıda denetimlerinin, gerek sayısal gerekse etkinlik anlamında mevcuttan çok daha üst seviyelere taşınması ve sürekliliği çok büyük önem arz ediyor. 

Bakanlığımız da bu yaşanan süreçten muhakkak ki ders çıkarmalı ve özellikle yem amaçlı ithal edilen GDO içeren ürünlerle ilgili etkin bir izleme sisteminin oluşturulması ve denetimlere yönelik personel ve teknik altyapı eksikliğinin giderilmesi konularında da hızlı aksiyon almalıdır.  

Önemli bir dip not, Bundan sonra, tıpkı taklit ve tağşiş yapan firmaların ifşa edildiği gibi, GDO'lu üretim yaptığı tespit edilen firmalar da Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca ifşa edilecektir. 

" GÜVENLİ GIDA ÜRETİM SÜREÇLERİNİ UYGULAYAN, YÜKSEK TEKNOLOJİYİ KULLANAN, GIDA MÜHENDİSİ ÇALIŞTIRAN FİRMALARIN ÜRÜNLERİ TERCİH EDİLMELİ" 

Gıda güvenliği ve halk sağlığı nasıl sağlanır? 

Günlük yaşantımızda gıda maddesi seçerken güvenilir ve risk taşımayan gıda seçmeye dikkat etmeliyiz. Taze meyve, sebze gibi gıdalar tabii hallerinde en güvenli iken, diğer ürünler yalnızca işlendiği zaman güvenilir olurlar. Örneğin; işlenmemiş çiğ süt yerine, pastörize edilerek steril edilmiş  sütü tercih etmeliyiz veya taze halde iken şok dondurulma işlemi görmüş et ve tavuk ürünleri tercih edebiliriz. Gıdanın işlenmiş olması hijyenik bakımdan güvenliğini arttırır ve depolama ömrünü uzatır. Salatalar gibi çiğ yenilen gıdalar ise iyi ve yeterli bir yıkama gerektirir. 

Etiketinde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından kayıt veya onay numarası olduğu belirtilmeyen, Türkçe etiketi olmayan ürünler satın alınmamalıdır. Şarküteri reyonlarında, soğutuculu dolaplarda, sütlüklerde ve raflarda ürün özelliğine uygun sıcaklıkta (soğuklukta) muhafaza edilerek satışa sunulmayan gıda ürünleri satın alınmamalıdır. Fiziksel, kimyasal ya da mikrobiyolojik bozulmaya uğramış, diğer bir deyişle kirlenmiş, kokuşmuş, ekşimiş, kurtlu, küflü, görünümü bozulmuş, bombaj yapmış, ambalajı yırtılmış, kırılmış, paslanmış ve son tüketim tarihi geçmiş gıda maddeleri satın alınmamalıdır. Vakum paketlenmiş ürünlerde vakum herhangi bir nedenle bozulmuş ise bu ürünler satın alınmamalı ve tüketilmemelidir. Uygun muhafaza koşullarında satışa sunulmamış, çözülmüş veya çözülüp tekrar dondurulmuş gıdalar satın alınmamalıdır. Dondurulmuş ürünlerin evde dondurucuda saklanması gerekir. Alışverişte en son bu ürünler satın alınmalı ve en kısa sürede dondurucuya koyulmalıdır. Depolanan, sergilenen ve tüketime sunulan her türlü gıda maddesinin ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin üzerinde, niteliğini ve varsa özel saklama koşullarını ve Bakanlık iznini gösteren, Türk Gıda Kodeksine uygun Türkçe etiket bulunmalıdır. Gıda maddesi satın alırken etiket bilgileri incelenmeli, son tüketim tarihine ve alerjen madde uyarısına mutlaka bakılmalıdır. Son tüketim tarihi geçmiş gıdalar satın alınmamalıdır. Satın alındıktan sonra son tüketim tarihi geçmemiş bile olsa, gıda maddelerinin ambalajı açıldığı anda kötü koku, küflenme, renk değişikliği, acılaşma veya herhangi bir bozulma fark edilirse tüketilmemelidir. Yaş sebze meyve dahi olsa bütün gıdalar çevre kirliliğinden (eksoz, toz, insan kaynaklı kirlilik v.b.) ve dışarının sıcaklığından, neminden etkilendiği, gıdaların bozulması hızlandığı için, açıkta ve cadde üzerinde gıda satışı yapılması gıda güvenliğini, dolayısıyla insan sağlığını tehdit eden bir durumdur. Bu nedenle cadde üzerinde veya satış yeri önünde, ister dökme ürün olsun, ister ambalajlı ürün olsun açıkta satışa sunulan gıdalar satın alınmamalıdır. Gıda maddeleri, hayvan yemleri, toksik yani zehirli maddeler, temizlik malzemeleri ve iade ürünler ile çok yakın bölümlerde bir arada satışa sunulmamalıdır. Gıda satın alırken bu hususa da dikkat edilmelidir. Gıda ile temas edecek malzeme ve mutfak kapları v.b. satın alırken paslanmaz çelik olmasına dikkat edilmeli, eğer paslanmaz çelik dışında, plastik veya başka bir malzemeden yapılan ürün satın alınacaksa Bakanlıktan gıdaya uygun olduğuna dair izin almış malzeme olmasına dikkat edilmesi gerekmektedir. Gıda maddeleriyle ilgili sağlık reklamı yapılması yasak olup, televizyonda, radyoda veya internette yapılan halkı yanıltıcı reklamlara güvenilmemesi, satış yeri içinde veya vitrin camında gıdaların sağlık reklamının yapıldığı afiş, ilan v.b. şeylere itibar edilmemesi gerekmektedir.

"GIDA KONUSU MAGAZİNLEŞTİ, 

HERKES KENDİ UZMANLIK ALANINDA GÖRÜŞ BİLDİRMELİ" 

Gıda konusu bir biçimde magazinselleştirilerek kamuoyunun algısı ile oynanıyor. Kimyasal işlem ile insan sağlığı negatif yönde ilişkilendirilerek, paranoya yaratılıyor. Şunu unutmayalım, Teknoloji, sorunları ortadan kaldırmak için vardır;  problemleri makyajlamak ve insanlara olmadık şeyleri yedirmek için değildir. Gıda teknolojisi, gıdaları güvenilir hale getirmek için vardır. Tüketiciyi doğru bilinçlendirmek varken, spekülatif açıklamalarla huzursuz etmek, tedirgin etmek doğru bir hareket tarzı değildir. Gıda bilimi olmazsa, güvenilir gıdaya ulaşmak tesadüflere kalır. Dünyanın her köşe başında bir inek yetiştirmek ya da tarladan sebzenizi toplamak mümkün olmayacağına göre gıda bilimine sıkı sıkıya tutunmalıyız. Biraz bilime inanıyorsak şehir efsanelerini bırakıp, gerçeklere yönelmemiz lazım.  Herkesin uzmanlık alanı olan konuda konuşması bu sebeple çok önemli. Kamuoyunu özellikle bu konuda hassasiyete davet ediyorum.

 

Yorum Ekle