USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Ekonomide adalet

03-03-2022

Birinci resimde uzun, orta ve kısa boylu üç insana önlerindeki tahta perdeden diğer tarafı görebilmeleri için aynı ebatta birer sandık verilmiştir. Üzerine çıkınca uzun olan daha rahat görürken, orta ve kısa boylu hala diğer tarafı göremez. Bu resmin altına EŞİTLİK yazılmıştır. Diğer resimde ise uzun olana sandık gerekmezken, kısa ve orta boylu olana, diğer tarafı rahat görebilecekleri ebatlarda sandıklar verilmiştir. Bu resmin altına da ADALET yazılmıştır. Mesele herkese eşit miktarda fayda sağlayacak imkân tanınmasıdır.

Resim gözümün önüne geldikçe, Ülkemizde ne kadar çok adaletsizlik var diye düşünmeden edemiyorum. En çarpıcı olanı da eğitim ve iş imkanındaki eşitsizlik galiba. Bu temel konular yaşam eşitsizliği yaratıyor. Ülkemizde ne yazık ki, pek çok adaletsizliğin temelinde yönetenlerin yanlış kararları ya da uygulamaları var. Ekstrem bir örnek gibi gelebilir ancak akaryakıta zam yaparken, “araba alabilecek imkânı olan bu zammı ödesin, fakirin zaten arabası yok” gibi bir mantık geliştirmek sadece siyasi bir absürt savunma olabilir. Fakirler toplu taşımayı kullanmıyor mu, nakliyeye gelen zamlar bütün fiyatları etkilemiyor mu? Artan fiyatlarla enflasyon körüklenmiyor mu? Devletin vazgeçilmez vergisi KDV ile yıllar öncesinde tek seferliğine koyulan ÖTV’yi çift maaşlı bürokrat da sanayici Ali Bey de asgari ücretli de aynı oranda ödüyor. En azından, neden fakiri korumak için yaşamsal gıda ürünlerinde KDV sıfırlanmaz mesela? Halbuki lüks tüketim pırlantada sıfır. Ya da neden yatlara düşük fiyatlı mazot satılırken, traktör mazotu pompa fiyatından alıyor?

1990’lı yıllarda enflasyon yüzde 80’lerde iken kredi faizleri de oldukça yüksekti. Devlet toplayamadığı vergiler ya da SGK primleri için, her seferinde bir defaya mahsus diyerek, 5 yılda bir af çıkarır, faizleri siler, ana paraya uzun vadeli çok düşük faizli ödeme imkânı sağlardı. Amaç para toplamak. Bazı firmalar, nasılsa af çıkar diyerek hatta bunun kulis çalışmalarına destek vererek Devlete borçlarını özellikle ödemez, böylece 5 sene neredeyse sıfır faizli kredi kullanmış olurlardı. Borçlarını düzenli ödeyenler ise bizzat devlet eliyle enayi durumuna düşürülür, ödememek, kaçırmak adeta özendirilirdi.

Gecekondu yapımının, hatta kaçak sanayi yapılarının nasıl geliştiğini düşünün. Kimileri imarlı arsalarda proje bedelleri, ruhsat harçları, denetim bedelleri, kullanma izin bedelleri ve benzeri ciddi bedeller ödeyerek ruhsatlı binalar yaparken, kimileri onda biri fiyatla aldıkları imarsız tarlalara, kalfalara çizdirdikleri projelerle evler yaparlar her senede bir kat çıkarlardı. Bunlara siyasi ilişkilerle elektrik, su bağlanır, gecekondu göç nedeniyle oluşuyor bahanesi yapılır, neredeyse kader kurbanları muamelesi ile 3-5 yılda bir imar afları çıkarılır para toplamak için ruhsat verilirdi. Bunlara kentsel dönüşüm projelerinde imarlıymış gibi haklarda tanındı. Adına da sosyal devlet anlayışı dendi. Devlet yıllarca sosyal olmak adına adaletli projeler geliştirmek yerine, tamamen adaletsiz ve haksız yolları tercih ederek sürekli kul hakkına neden oldu.

İleriyi bir türlü göremeyen, hatta ileriye bakmayan devlet planlamasını geliştirmek, işlevini çağa uydurmak yerine kapatmayı tercih ettiler. Görüp, içinde yaşadığım son 50 yıldır akşamdan sabaha alınan kararlarla, ben yaptım oldu zihniyetiyle ülke yönetilmeye çalışıldı. Geçen bu yarım asırda yetki kullanan siyasilerin büyük kısmı, kendilerini devlet sanmış, devletin parasını kendi paraları gibi harcamayı adet edinip, hesap vermeyi lüzumsuz saymışlardır. Kriz zamanlarında vergi oranlarında ya da yapılan zamlarda güya insaflı olduklarını anlatmak için “şu miktarda fedakârlık ettik” demeleri bunun en çarpıcı kanıtıdır. Sanki kendi ceplerinden kıyak yapmışlar gibi trajikomik bir ifadedir bu. Halbuki siyasetçi, her kuruşu vatandaşa ait devlet parasının, vatandaşlar lehine en adaletli şekilde harcanması için, yine vatandaş tarafından belli bir süre için seçilmiş kişidir. Hataları ile bazen büyük zararlara neden olmalarının siyasi ceza dışında sorumluluğu olmaması sistemin büyük zaafıdır. Milletin sırtına yüklenen bu yükte adalet var mıdır? Siyasetçi, hizmet ettiği sürece maaş alır. Pek çok devlet imkanından faydalanır. Seçilmediği zaman ise bu bitmelidir. Siyaset meslek midir ki emekliliği olsun? İki sene milletvekili kalan yüksek bir maaşla emekli oluyor ve devlet imtiyazlarından ailesi ile faydalanmaya devam ediyor. Bu adalet midir? Peki düzelir mi? Bugüne kadar doğruları muhalefetler savunmuş, iktidara geldiklerinde ise unutmuşlardır. İki yanlıştan bir doğru çıktığını hiç görmedik ama yine de umut bitmez.  

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?