Bursa Ovası, Uludağ’ın eteğinde geniş ve verimli bir ovadır. Ancak 1930'lu yıllara kadar ova büyük ölçüde bataklıktı. Bu nedenle ovada önceleri büyük ölçüde koyun, sığır ve manda bakıcılığı ile pirinç ekimi yapılmaktaydı. Uludağ yamaçlarındaki köylerde de çeşitli tahıllar ile meyve yetiştiriciliği yapılmaktaydı.

Kıyı bölgelerde ise balıkçılık yaygın bir şekilde yapılırdı. Geniş bir ovası bulunan Bursa’da tarım her zaman önemliydi. Yüzlerce yıl, İstanbul Sarayı’nı Bursa beslemişti. Bursa Ovası’nda üretilen tahılların başında da pirinç gelmekteydi.143 Tahıl ekimi daha çok ova köylerinde yaygındı. Ovadaki geniş bataklıkların doğal bitkisi olan sazlıklar da, yakın zamanlara kadar önemli bir ürün olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok eski tarihler-den bu yana sazlar kesilip ev damları dışında hasır ve sepet gibi ürünlerin yapımında kullanılmaktaydı. Ayrıca bağcılık, meyvecilik özellikle de kestane üretimi çok önemliydi. Kıyı ilçelerinde ise zeytin önem kazanmıştı. XIX. yüzyıla gelindiğinde ova, ipekçiliğe bağlı olarak dut ağaçlarıyla dolmuştu.

Tevfik Güran’e göre Hüdavendigâr vilayetinde ekilen arazi, 7.700 km2 olup bu arazi toplam arazinin ancak yüzde 10,27’sidir (Güran 1998: 65). Ayrıca vilayet arazilerinin yüzde 45,7’i tahıl, 2,7’i baklagil, 3,6’sı sanayi bitkisi, 23’ü bağ-bahçedir. Ekilen toprakların ise yüzde 80’i tahıl, yüzde 4,2’si sanayi bitkisi, yüzde 12’ü bağdı145 (Güran 1998: 77-78). 1906 yılında Bursa sancağında 10.200.800 dönüm arazi vardı. Bunların 4.986.700 dönümü tarla, 523.000 dönümü bağ ve bahçelik, 72.500 dönümü çayır ve bahçelik, 4.667.900 dönüm meradır (1324 Salnamesi, s.219).

1900’lü yılların başında Bursa’da yaygın olarak yapılan tarım, diğer bölgelerden farklılık gösterir. Bursa’da tahılın dışında yaygın olarak, yağlık ve sofralık zeytin üretimi, bağcılık, dut ekimi, sebzecilik, haşhaş, tütün ve gülcülük yapılmaktaydı. Ayrıca, ipekçilikte kullanılan kumaş boyamak için kök boya üretilen lonya da yaygındır.

1898 yılında Bursa’ya gelen Paul Lindau’nun Bursa tarımı konusunda gözlemleri şöyledir: “Bursa’da doğa o kadar zengin ki, sivri ve koyu yeşil yapraklı zeytin ağaları ve iri, güzel yaprakları pırıl pırıl dut ağaçlarının oluşturduğu ormanlar göz alabildiğine uzayıp gidiyor. Zaten bu böl-genin ürettiği en önemli iki şey de bu ağaçlardan elde edilen zeytinyağı ve ipek. Şarap da, üretilen önemli ürünler arasındadır, fakat son yıllarda oldukça gerilediği ve bağların yerini dut ağaçlarının aldığı söyleniyor. Cuinet'in güvenilir bilgilerine göre 1890-94 yılları arasında Bursa vilayetinde en az 30 milyon dut ağacı ekilmiş. Bu ağaçların oluşturduğu ormanlar arasındaki çayırlarda ise arsızca yetişen yabani haşhaşlar var” (Kaplanoğlu/Günaydın 2000: 211 vd).

Mari de Launay da benzer görüşleri ileri sürer: “Hüdavendigâr, zengin bir bölge olup ürünleri çoktur. Tarım ürünlerinden başlıcaları şunlardır: Pamuk, ipek, yün, zeytin, buğday, arpa, mısır, tütün, keten, dutluklar ile bağ ve diğer tahıl ürünleridir. Ormanlarında meşe, gürgen, çam gibi ke-reste ürünleri vardır. Bölgede en nefis sebze ve meyveler yetişmektedir.” Bursa’da özellikle Gemlik ile Mudanya arasındaki geniş alanlar, bugün de olduğu gibi asırlardır zeytin ağaçlarıyla doludur. Mari de Launay bu iki ilçede, o tarihte tahminen 400 bin zeytin ağacı bulunduğunu yazar. Buradan yıllık 50-100 kıyyeye ürün elde edilip toplam olarak yıllık 36 milyon kg zeytin üretilmektedir. Yıllık ürünün yarısı yağ olarak dışarıya satılır, yarısı da tuzlanır. Launay’a göre, 50 kg zeytinden 6 kg yağ üretildiğine göre Bursa’da yıllık 7.200.000 kg yağ üretildiğini tahmin et-mektedir146 (Kaplanoğlu/Günaydın 2000: 152 vd).

Bursa’nın en zengin ürünlerinden biri de üzümdür. Doğal olarak üzüme bağlı şarap, sirke, şıra vb ürünler açısından Anadolu’nun en zengin bölgesidir.147 1793 yılında Brenner, Bursa’daki şarapçılığa dikkat çe-ker: “Bursa'da şarap üreticiliğinin pek önemli bir yeri yok. Fakat yine de yapılan üretim Bursa ve çevresine yetecek kadar-dır. Bursa'nın toprakları yalnız bu üretimin fazlalaşması için değil, üretilen şarabın kalitesini arttırmak için de çok elverişli. Üzerinde durulduğu takdirde, ileriye yöne-lik olarak hem önemli bir kazanç kolu, hem de kaliteli şarap elde etmek olasıdır. Fakat gerek reayanın bu konuda karşılaş-tığı baskı, gerekse kendi kültürlerinin böyle bir girişimde bulunmalarına izin vermemesi bunun önündeki en büyük engel” (Pınar 1994: 23). Mari de Launay, Brenner’i destekler: “Keşiş Dağı'nın beyaz ve kırmızı şarabı çok nefistir. Bu şarap, lezzet açısından Fransızların en güzel şaraplarıyla kıyas edebilecek nitelikte olup, Anadolu'nun diğer yerlerinde üretilen şaraplara benzemez. Bu şarabın en nefisi Keşiş Dağı'nın güney yamaçlarındaki Akçaköy, Dolanca(Doğancı olmalı) ve Kirazlı adlı köylerin bağlarından üretirler. Keşiş Dağı'nın yıllık şarap üretimi bin hektolitreye ulaşır. Eskidikçe güzelleştiğinden dolayı kadri artan ve çoğu zaman taamı yüzülmeksizin saklanabilen bu şarap, uzak yerlere dahi götürülebilir. İstanbul ile Rusya'ya ve hatta İngiltere'ye bile satılır. 1853 yılında Keşiş Dağı şarabının bir şişesi Bursa'da beş franga satıldığı halde, ova bağlarından üretilen şarapların bir kıyyesi iki krş veya litresi 32 santime satılırdı. Keşiş Dağı şarabı hattı zatında nefis olduğu halde ova şaraplarınkinden Güneyıslah’ da üretilmesine çalışıldığı cihetle şimdi Keşiş Dağı şarabının şişesi 3-4 frank, diğer şaraplar ve özellikle İstanbul'a gönderilen Mudanya ve Gemlik şarabının litresi 1-2 frank arasında satılmaya başlamıştır” (Kaplanoğlu/Günaydın 2000: 152 vd).

1880’li yıllardan sonra özellikle Rumeli göçmenleriyle Bursa’da tütüncülüğün geliştiğini görmekteyiz. 1903 yılında Bursa’da 23.550 dönüm tarlada tütün ekilmiş olup iki milyon kg üretim yapılmıştır. Böylece her dönüme 85 ve her hektardan 900-950 kg üretim yapılmaktaydı (1324 Salnamesi, s.223). O tarihlerde yapılan incelemede, Bursa’nın bayırlarında kaliteli tütün üretilebilmekteydi. Mari de Launay’ın bu konudaki gözlemleri biz doğrulamaktadır: “Bursa ovalarında çıkan tütün ürünü nispeten Rumeli tütününden biraz aşağıdır. Sanıldığı kadarıyla kalitece Bursa tütünlerinin Rumeli tütünleriyle karşılaştırıl-ması, Bursa arazisinin kuvvetçe Rumeli toprağından daha güçlü olmasındandır. Çünkü Bursa'da 9’ardan oluşan bir dönümde 50-100 kıyyeye kadar tütün yaprağı üretildiği halde, Rumeli'nde bir dönümden 30-50 kıyye arasında ürün sağlan-maktadır” (Kaplanoğlu/Günaydın 2000: 152 vd).

Bursa’nın yakın zamanlara kadar en önemli ürünlerinden biri, belki de en önemlisi şeftalidir. Ancak Bursa’nın ünlü şeftalisinden 1890’lı yıllarda, söz edilmeye başlandığını görüyoruz. Bursa’nın hale, yeşiltürbe ve alyanak şeftalileri çok ünlüy-dü148 (Ali Asaf 1308: 19).

Bursa’da hayvancılık da yaygın idi. Karacabey yöresinde koyun ve at, Bursa ovasında da daha çok susığırı/manda ve sığır yetiştiriciliği yapılmaktaydı. Bursa’dan ihraç edilen ürünler arasında oldukça ilgi çekici olanlarına da rastlamak mümkün. 1324/1906 Salnamesi’nde verilen bir bilgi-ye göre Bursa’dan dış ülkelere çeşitli hayvanların da ihraç edildiği anlaşılmakta-dır.149 Bursa Sancağı’nın koyun vergisi 1873 yılında 3.018.671 krş, yani 600 bin 815 frank 77 santim olduğunu anlaşılmaktadır. Birbiri üzerine her koyundan dört krş vergi alındığına göre Hüdavendigâr ilinde tahminen 4.720.308 resi koyun bulunduğu ve 1.006.223 resi Bursa Sancağında olduğu sanılır. Her hayvandan yıllık 2-5 kg ham yapağı alındığına göre birbiri üzerine ortalama toplam olarak 14.160.925 kg yapağı üretilmektedir. Bunun sadece 3.018.670 kg’ı Bursa sancağında üretilmekteydi.

Türkiye’nin de ilk ziraat okullarından biri olarak 1889 yılında, Karaman köy yakınlarında açılan Bursa Ziraat Okulu, aslında Numune (Örnek) Çiftliği Mektebi olarak açılmıştı. Köylüye örnek tarım yaparak hem üreticileri geliştirmek, hem de öğrenci yetiştirmeyi amaçlamaktaydı. 20 Mart 1891 tarihinde tamamlanarak öğretime açılan okul, daha sonra Sultan Abdülhamit’in katkılarını gördüğü için Hamidiye Ziraat Ameliyat Mektebi olarak anılmaya başlamıştır. Bu dönemde Bursa köylerin-deki çiftçilere ıslah edilmiş tohum dağıtıldığı görülür (KA, Beld, E/2-1: 1090).

XIX. yüzyıldan başlayarak, Bursa çevresindeki ziraat tesislerinde bir takım yeni tekniklerin uygulanmaya başlandığı görülür. Bu yeni tür tekniklerle üretim yapan çiftliklerin en önemlisi Soğanlı köyünde, İngiltere Elçisi’nin baş tercümanının annesi olan Madem Sandison'un örnek çiftliğidir (Kaplanoğlu/Günaydın 2000: 152 vd). Modern tarım araçları çok önceden bu yana Bursalılara tanıtılmıştı. Sultan Abdülaziz, Bursa’ya geldiği zaman Atıcılar’da çadırlar kurulup hazırlıklar yapılmış. “Pulluk denilen toprak eşmeye yarayan alet o zaman yeni çıktığı için, padişahın huzurunda hemen oracıkta şöyle bir gelip-gitmiş, yeri eşmiş” (Abdülkadir 1327: 295). Gazetelere göre de Örnek Çiftlik adıyla faaliyet gösteren Bursa’da bazı işletmeler bulunmaktaydı (Bursa, Sayı 114, 8 Mart 1309/1310).

1900’lü yılların başında da, bazı traktör ve harman makinelerinin Bursa’ya getirilmesi için çalışmalar yapıldığı görülmektedir.150 Bursa tarımının gelişmesinde çiftliklerin önemli rolü olmuştur.151 Bursa’da modern tarzda tarım yapmaya çalışan çok sayıda çiftlik vardı. 1878 yılında Hüdavendigâr vilayetinde 137 çiftlik bulunduğunu resmi kayıtlardan öğreniyoruz (1295 Devlet Yıllı-ğı, s.322-391; Güran 1998: 123).

Raif Kaplanoğlu