Tarih boyunca Bursa önemli bir ticaret kenti idi. Han ve bedestenler de birer ticaret borsası, birer fabrikaydı aslında.

O nedenle Bursa'da çok sayıda han yapılmıştı. Bursa'da 25 kadar han yapılmışken,(Kepecioğlu, Bursa Hanları, Bursa 1935) bunlardan sadece 13 tanesi ayakta kalmıştır.

19. yüzyılın başında Marie de Lone Bursa’da 62 handan söz ediyor. Yirminci yüzyılın başında Hasan Taib ise 49 hanın olduğunu yazıyor. Ancak belgelere göre Bursa'da 35 kadar han yapıldığı anlaşılıyor. Hani bizim bildiğimiz, dört köşe ve taştan yüksek duvarlı hanlar. Diğerleri sanırım sonraki yıllarda yapılan yolcu hanlarıydı.

Bursa hanları çoğunlukla dikdörtgen bir plan üzerine birer kale gibi yapılmış. Üç veya dört tarafından revaklı odalar ile çevrili bulunan hanlar, çoğunlukla iki katlıdır. Üç katlı hanların en ünlüsü Kırkmerdivenler’in hemen yanında bulunan Balibey Hanı’dır.

Bursa hanları dikdörtgen bir plan üzerine yapılmıştır. Üç veya dört tarafından revaklı odalar ile çevrili bulunan bu hanlar genellikle iki katlıdır. Ayrıca Bursa'daki hanlar, belli tip malların belli merkezlerde toplanarak örgütsel bir kuruluş içersinde alınıp satıldıkları yerlerdir. Bu nedenle hanlar, İpek Han, Koza Han, Yoğurt Han, Bezir Han, Nalbur Han, Katır Han gibi adlar almışlardır. Ayrıca Sipahi Çarşısı, Gelincik çarşısı gibi birçok ticari anıtları bulunan Bursa'da, Irgandı Köprüsü gibi, üzerinde otuz dükkânın bulunduğu dünyanın en ilginç yapıları da yapılmıştır.

Bursa hanlarının çoğunda, kervansarayların aksine pek konaklama yapılmaz. Ancak sadece çok zengin tüccar ve gezginler buralarda kalabilirler. 1655 yılında Jean de Thevenot, 1701 yılında Edmund D. Chishull Bursa’ya geldiklerinde İpek Hanı’nda kalmıştı. Nitekim ikinci kattaki odalarda ocak, baca, ufak nişler ve pencere gibi mimari elamanlarının bulunması, bu odaların işlev açısından alt kat odalarından farklı olduğunu gösterir. 18. yüzyılda Bursa’ya gelen Carsten Niebuhr da, kaldığı handaki mescitte, her cuma günü namaz kılındığını ama, namaz vakitlerini bildirmek üzere hanın kapıcısı olan bir Ermeni’nin davul çaldığını söylemesi ne kadar da ilginç!..

19.yüzyılın başında Bursa’ya gelen Von der Moltke’ye göre hanlar, Bursa’da rastlanan biricik taş meskenlerdir. “Birer dörtgen plan içinde ve avlularında, hiç değilse büyüklerinde bir mescit ile çeşme, kibar yolcular için bir köşk ile bir-kaç dut veya çınar ağacı bulunur. Dış cephede bir sıra hücre(oda) vardır. Buralarda yolcunun bulacağı tek eşya, bir hasırdan ibarettir. Ne hizmet eden bir kimse, ne de yiyecek bulunur. Herkes kendisine gerekli olan şeyleri yanında getirir.” Moltke’nin anılarından da anlaşıldığı gibi Bursa hanları asla bir otel değildi. Her şeyden önce hanlar iş yapılan yerlerdi.

Bursa'daki hanların her biri kale gibi güçlü, kapıları kapandığında anlı şanlı sultanlar bile açamaz kapısını. 18. yüzyılda Bursa’ya gelen Carsten Niebuhr handaki güvenliği şöyle anlatıyor: “Hanın kapıcısı her sabah, günün erken saatlerinde yolculara, mallarını dikkatle gözden geçirmelerini hatırlatıyor. Herhangi bir şahıs eşyasının çalındığını bildirince, çalınan mal bulununcaya kadar hanın kapıları açılmıyor. Hırsızlık olmadığı söylenince kapı ağır ağır açılıyordu. Artık hiç kimse, kapının açılışından sonra şikayette bulunamazdı.”

Han sakinleri bir aile gibidir. Herkes birbirine kefil olmuştur. Hanlarını evlerinden daha özenle bakarlar. Handa yaşayanların çoğu, aynı işi yapardı. Böylece aynı işi yapanların aynı handa olmaları, meslek dayanışmalarını güçlendirirdi. Zamanla bir hanın işlevi değişir, İpek Hanı iken, Arabacılar Hanı olabilir.

Kapalıçarşı’nın hemen kuzeyinde, Bakırcılar çarşısı girişinde olan İpek Hanı, Çelebi Mehmet tarafından, Yeşil Külliyesi'ne gelir getirmesi amacıyla yaptırılmıştı. Han, ilk zamanlarda ipekçilerin toplandığı bir yer iken, son yıllarda faytoncu ve otomobil tamircilerinin toplandıkları bir han olmuştu.

Raif Kaplanoğlu