Operasyon için seçenekler masada

7 Haziran seçiminin ardından koalisyon hesaplarına odaklanan Ankara, bir yandan da Suriye’de yaşanan gelişmeleri yakından izliyor.

Operasyon için seçenekler masada
- A +

 

 Bugün yapılacak, seçimden sonraki ilk Milli Güvenlik Kurulu’nda, bu gelişmeler ve atılacak adımların etraflıca konuşulması bekleniyor.
Hükümetten gelen “ayak direyecek zaman değil” mesajına, askerden gelen, “sorumluluktan asla kaçmayız” yanıtı, görüş ayrılıklarının stratejik konularda olduğunun, harekete geçileceği an bunların ortadan kalkacağının göstergesi. 

Askerin Suriye ile ilgili atılacak adımlara yönelik “yazılı emir” verilmesi talebinin Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından karşılanması ve ardından karşılıklı verilen mesajlarla gelişen süreç,Ankara’da havanın biraz daha değiştiğini, siyasetin ve bürokrasinin artık hangi adımların atılabileceğine yönelik seçeneklere odaklandığını gösteriyor.

Hükümet ve güvenlik bürokrasisi, aslında uzun süredir Suriye’deki hangi gelişmeye göre hangi adımın atılması gerektiği konusunda çalışmalar yapıyor.Dosyalar, farklı senaryolara karşı yapılmış olası operasyon planlamaları ile dolu.


Ancak Türkiye’nin baştan bu yana “tehdit” olarak nitelediği PYD’nin Tel Abyad’tan IŞİD’i çıkartarak Suriye’nin kuzeyindeki Kobani ve Cizire kantonlarını birleştirmesi, bir yandan IŞİD’in kalbi Rakka’ya yönelirken diğer yandan da denetimi altındaki Afrin kantonu ile Kobani arasındaki Cerablus’u almayı hedeflemesi dosyalardaki bütün planların yeniden masaya getirilmesine yol açtı.

PYD’nin Cerablus’ta kontrolü sağlaması durumunda Suriye’nin kuzeyine bütünüyle hakim olacağı, Cizire, Kobani ve Afrin kantonlarının birleşmesiyle devletleşmeye doğru adım atacağı masadaki notlardan altı çizili olanı.

Bu durum, hem Ankara’nın Suriye’deki sorunun çözümü için ortaya attığı “Suriye’nin bütünlüğünün sağlanması için kuzeyinde güvenli bölge oluşturulması” tezini boşa çıkartıyor hem de “terörist” olarak nitelenen bir yapının kurduğu devletin Türkiye sınırını kontrolü altına alması sonucunu doğuruyor.

Masadaki bir diğer başlık, Cerablus’ta yaşanacak şiddetli çatışmalar sonrası başlayacak göç dalgasının nasıl önlenebileceği.
Halep’ten yaşanacak göçten çekinen Ankara, Cerablus’a yönelik hamlelerin göç dalgasını tetikleyebileceğini düşünüyor.
Ankara’nın masasındaki diğer bir not ise yabancı savaşçılar ve IŞİD konusunda gelen uluslararası eleştiriler.
Ankara, Cerablus’a yönelik bir hamlenin sadece PYD’ye yönelik algılanmaması gerektiğini, bu hamlenin aynı zamanda IŞİD’e karşı geliştirilen bir hamle olacağını da uluslararası kamuoyuna anlatabileceğini düşünüyor.
MGK’da bu başlıklarla birlikte, askeri olarak atılabilecek adımlar konusunun da tartışılması bekleniyor.

Genelkurmay Başkanlığı, askeri planlamalarını çok yönlü yapıyor.
Türkiye’nin tek başına Kobani ve Afrin arasında güvenli bölge oluşturmasından, sınırın Türkiye tarafından bölgeye müdahale edebileceği önlemleri almaya kadar uzanan bir dizi seçenek var.

Seçeneklerden bir bölümü şöyle sıralanabilir:
 Afrin ve Kobani arasındaki Cerablus’un Türkiye ile yaklaşık 110 km.’lik sınırı bulunuyor. Olası bir güvenli bölgenin bu hattın tamamını kapsaması, güvenlik riskinin ortadan kaldırılabilmesi için de 10 km. derinlikte olması düşünülüyor. 10 km.’lik güvenli bölge oluşturabilmek için yapılacak bir operasyonun da yaklaşık 30 km. derinliğinde bir alanı kapsayacağı hesaplanıyor. Bu seçeneğe özellikle askerin olumsuz yaklaştığı belirtiliyor. Buna rağmen, çok yönlü planlamalardan birinin sınır dışında güvenli bölge olduğu belirtiliyor.


 Cerablus’ta sadece IŞİD kontrolü yok. Tel Abyad’dan çıkan IŞİD’in bölgenin bütününde hakimiyeti sağlamayı tasarladığı, Mare hattını alarak Öncüpınar ve Cilvegözü kapılarına kadar uzanan bölgeyi kontrol altına almaya çalıştığı değerlendiriliyor. Özgür Suriye Ordusu’nun denetimindeki bu hat stratejik önemde. Hem rejimin hem de IŞİD’in bu bölgeye yönelik hakimiyet arayışı var. Ankara ise Özgür Suriye Ordusu’nun Mare hattından ilerleyerek Cerablus’u alması durumunda, hem önemli bir mevzi kazanacağını, hem IŞİD’in hem de rejimin nefes yollarını kesebileceğini düşünüyor. Bu nedenle Ankara, Türkiye’ye geçiş noktası olan iki sınır kapısının karşısında terörist unsurların varlığına karşı müdahale hakkının olduğunu düşünüyor. Bu amaçla, kapıların karşısındaki alanı kontrol edebilecek ölçüde bir harekat planı izlenebileceği belirtiliyor.
 

Sınır ötesine yerleşmeden, sınırda konuşlanacak 40 kilometre menzilli toplar, kara ve havadaki ateş gücüyle bölgenin kontrol edilmesi, buna karşılık verilmesi ihtimaline karşı sınırın Türkiye tarafından daha geniş bir askeri alan oluşturulması, böylece Özgür Suriye Ordusu’na hareket alanı kazandırılması da masadaki bir diğer seçenek.


Ankara’nın, bu seçeneklerden hangisini yaşama geçirirse geçirsin ABD, Rusya ve İran başta olmak üzere bölgeyle ilgili bütün ülkelerle diplomasi yürütme zorunluluğu da açıkça görülüyor.

Bu ülkelerin tamamının sınır ötesi bir harekâta sıcak bakmayacağı söylenebilir.

Ancak özellikle ABD’nin IŞİD’i hedef alacak bir harekata, ezber bozacak beklenmedik tepkiler geliştirebileceği de unutulmamalı. Sınırda henüz askeri bir hareketlilik yok.

Yorum Ekle

İlgili Haberler