YENİ İTİCİ GÜÇ LİTYUM


Türkiye’de dış siyasete müdahil olmak isteyen fakat eğriyi doğruyu henüz sindiremeyen bir zümre var.



“Yeni milli ve yerli otomobilimiz TOGG” üzerinden anlatacaklarım sanırım Libya’da ne işimiz olduğu konusuna da başka bir pencere açacak.

Doğu Akdeniz’de neredeyse yedi düvele karşı verilen doğalgaz ve petrol mücadelesinin yanı sıra bir yer altı zenginliği daha var:

“Lityum” (Li)

Günümüzde tek full dolum şarj ile 500 KM gidebilen elektrikli bir otomobilin batarya maliyeti 10 bin usd seviyelerinde.

Nedeni ise,elektriği depolama amacıyla kullanılan lityumunişlenme maliyetinin yüksekliği.

Çevreyi zararlı gazlardan da koruma amaçlı tasarlanan günümüz teknolojisinin ortaya koyduğu bu son donanımlı aracın ve benzerlerinin olmazsa olmazı bir aparatı var.

İşte, her şey onun üzerine kurulu.

Tesla, bu konuda adımlarını hızlandırdı.

Model 3’ün ilk teslimatını dahi yaptı.

(TeslaMotors 2003’de kurulmuş elektrikli araç ve elektrikli motor parçalarını tasarlayan, üreten ve satan bir Amerikan şirketidir)

Fabrikasını China/Şanghay’a kurdu bile.

Yer olarak orasını seçme nedeni ise, Çin’in dünya lityum rezervlerine herkesten önce çökmesi.

Geçen yıl Şili ve Kongo’da önemli anlaşmalara imza atan Çin’li enerji depolama şirketleri, bugün dünyada lityum iyon pil üretim kapasitesinin yaklaşık % 60’ını kontrol ediyor.

Bizim, bu madene bakış açımızla ilgili geçmişte gelişen bir olayı ise anlatmadan geçmek mümkün değil.

Yıllar önce, eski dışişleri bakanı ve M.T.A heyeti Afganistan’a davet ediliyorlar. Afganlı yöneticiler,Afganistan’daki Lityum madenlerinin çıkarılması ve işletilmesi konusunda Türklerin bir girişiminin olup olmayacağı konusunda üstü kapalı bir teklifte bulunuyor. Bunun üzerine dışişleri ve beraberindeki M.T.A heyeti bölgeye hareket edip, yerinde inceleme başlatıyorlar. Kabil’de araştırmalar yapan heyet nihai bir sonuca ulaşıyor ve diyor ki; Afganistan’da ki Lityum arama çalışmalarımız zaman kaybından öteyegitmemiştir. İtibar edilir bir veri söz konusu değildir.

Rapor bu şekilde yazılıp imzalanıyor ve dosyabir daha açılmamak üzere kapanıyor.

Aradan geçen kısa bir zaman nihayetinde, Çin’li şirketler bölgeye ayak basıyorlar ve hâli hazırda ki Lityum madenlerinin işletme hakkını da alarak çalışmalara başlıyorlar.

Müspet sonuç, daha sonra pişmanlık olarak bize geri dönse de, üzerinde fazla durulmuyor.

Sonradan anlaşılıyor ki; Afganistan’ın lityum rezervleri Dünyanın en büyüğü Bolivya’dan sonra ikinci sırada.

Acınası durumumuz bundan ibaret.

Geçmişin örnek! biryönetim anlayışından bölümler dinlediniz.

Bilinen bazıglobal firmalar Türkiye’yi çöplük olarak gördüklerinden,teknolojisi geçmiş otomobil üretim hatlarını 60 yıldan beri Türkiye’ye kakaladı.

Renault’un elektrikli otomobili FluenceZE’nin üretim hattı 10 yıl önce Avrupa ile aynı anda Türkiye’ye kurdurulmuştu.

Ancak yeterli satış olmayınca Renault bu hattı söküp Güney Kore’ye götürdü.

Otomobilin niye satılmadığı ise şöyle değerlendirildi:

Konya Valiliği Renault’un ürettiği elektrikli otomobillerden 12 adet almış. Ancak, şoförlerin şikâyeti üzerine araçlar Renault’a iade edilmiş. 

Şoförlerin niçin istemediği araştırılınca korkunç bir gerçekle karşılaşılmış.

Araçlar gece şarj için valilikte kalınca şoförlerde evlerine dolmuşla dönmek zorunda kalıyormuş. Dolayısıyla devletin otomobillerini mesai sonrası kullanamıyorlarmış.

“İstemezük” deme sebepleri de buymuş.

Sultan Abdülhamid Han’ın da 123 yıl önce Avrupa’dan elektrikli otomobil getirtip bizzat test ettiğini de hatırlamakta fayda var.

İşlenme maliyetleri en düşük seviyelerde olduğu için savaşların bir türlü eksilmediği Ortadoğu coğrafyasında 50-60 yıllık petrol rezervinin kaldığını düşünecek olursak, 20-30 yıl sonra benzinli ve dizel araçlar neredeyse tedavülden kalkmış olacak.

Şimdi, Sultan Abdülhamid Han’ın 123 yıl önceki ileri görüşlülüğünü ve Erdoğan’ın Libya’da verdiği mücadeleyi yeniden anımsayalım.

Diğer yanda da Afganistan’ın lityum kaynakları için gereksizdir raporu veren ya da üç kuruşluk menfaat için elektrikli otomobile hayır diyen çapsızlığı.

725 kişiye 1 ithal otomobilin düştüğü Türkiye’de yerli otomobile komiklik diyerek burun kıvıranlar, bugün yine çaresiz çırpınışlarıyla salya sümük ağlamaya başladılar.

Yıllar önce 1956’da Necmettin Erbakan “Gümüş Motor” fabrikasını kurduğunda 30’lu yaşlarda genç bir mühendisti.

Askeri darbeyle Demokrat Parti’yi deviren, Başbakan Menderes’i astıran mâlum güçlerin ilk işi “gümüş motor” ismini ve fabrikanın yönetimini değiştirmek oldu.

Erbakan’ın “Gümüşhanevi Tekkesine” bağlılığından dolayı bu ismi kullandığını düşünenmâlum yönetim ve darbeciler “Gümüş Motor” yerine “Pancar Motor” ismini kullanarak itibarsızlaştırma girişiminde bulunsalar da, küllerinden yeniden doğmak diye bir deyimin var olduğunu sanırım unutmuşa benziyorlar.

Genç mühendis Erbakan’ın yarım asırlık “Gümüş Motor’undan” geriye son genel müdürünün şu tarihi sözleri kaldı; “Türk sanayisi için kaçmış bir fırsattır. Tekrar oluşturmak için 56 yıl, kaybetmek için ise sadece birkaç yıl yeterlidir. Devrim otomobilleri Türkiye için kocaman, tarihi ve ulusal bir fırsattı” diyerek içindeki sızıyı dile getirmişti.

Şeftali ve saman üretelim. Ne işimiz var sanayicilikle motorla, tankla, tüfekle, otomobille” diyenler dün bunu maalesef ki başardılar.

Gümüş Motoru yediler ama;Bursa/Gemlik’liTOGG’u yemelerine izin vermeyeceğiz.

Yazın bunu bir kenara.

Bu yazıyı da kesip saklayın.

Türkler yola çıktı, dört teker elektrik hızıyla geliyor.

Yorum Ekle