TrajiKOMEDYA (2)


TrajiKOMEDYA başlıklı yazımın ardından her kafadan bir ses çıktı.



Ortalık öylesine yalaka ve salaka dolu ki...

Haliyle sonradan olmaların içine sindirmesini beklemiyorum. Çünkü.. Hep derim..

Öküzün dünyası gördüğüyle sınırlı..

Ancak..Son şantaj olayından sonra trajedinin de ötesini yaşıyor sektör.

2 meslek örgütünün Bursa Gazeteciler Cemiyeti ve Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin açıklamalarına katılıyorum. Elbet..

Durum çok ironik. Ve tartışılacak o kadar çok şey var ki?

Sektörün bu hale gelmesinde siyasetin rolünden tutunda...

Yeni patronaj kültüründe ki yansımalara göz atın...

Düne kadar çık 12 sayfa, bul kaynak, dayan biraz, sonra al basın ilandan paranı bak rahatına gazeteciliği vardı.. Ortalık merdivenaltı gazete doldu.

Yada.. Çaycısı, simitçisi, inşaatçı, vs'si ortaya atıverdi bir beşlik.. İşlerine gelmeyen siyasetçinin, iş adamlarının, stk'ların isimleri çizilerek yasaklandığına tanık olduk.

Sorarsanız adları özgür basın oluverdi.

Kimin neyin özgürlüğü..Dalgamı geçiyorsunuz yada.....!

Kimi yandaş, kimi candaş, kimi ütülmüş, satılmış,

Yada bas bas bağır, sonra yanına ver satılık ilanlarını.

Buyuz..Niye kandırıyoruz kendimizi! Durum bundan ibarettir.

Ve bu manzara da açıkça şudur...

Koyunun olmadığı yerde tüm keçiler Abdullah Çelebi...

Ve gerçekten işi medya olmayanlar bu işleri yaptığı sürece herkes kıçını bir yere dayayıp ahkam kesmeye devam edecek...

Beklentilerini karşılayan 'yürü ya kulum' diyecek..

'aslanım, hizmet süper' diyecek..

Karşılamayansa...

'tu kaka'...

Asıl bu şantajcı tiplerin nasıl ürediğine bakalım...

Öyle çok kullanıldılar ki sipariş başlıklarla, köşelerle...

Haliyle kendilerini bulunmaz hint kumaşı sandılar...

Sonra da bir baktık ki, şantajla, tehditle para isteyip asayiş şubede çaput konumuna düşüverdiler.

Bunlar için ben 'sözde' gazeteci bile demem.

Sektörün yarını adına asıl bu işi yapanların..

Yani gerçekten patron olanların, olabileceklerin müdahalesi şart...

Bu müdahale de özgün içerikten yana olmalı..

Kurumlar hala kamu kurumlarının ilan reklamlarıyla döndüğü sürece de kimse özgün bir şey beklemesin... Sen hem patronun, hem kamu kurumlarının cebinden çıkıp gerçekten yayıncılık yaptığın anda sensin. İyi iş yap, bırak o seninle olmak için tercihini yapsın..

Geçmiş dönemlerde maaş süreçlerinde sevgili Celal Sönmez'den ilave para istediğimizde odasından bize 'şehri' gösterip ' bakın kaynak orada, asıl şehirden kazanacaksınız' dediğinde şimdi ne demek istediğini daha iyi anlayabiliyorum. Buda bir özeleştiridir.. Haaa şunu da ekleyeyim bizim o zamanlarımızda da öyle belediyelerden, odalardan, para almak, vs yapmak gibi bir abuk bir kültürde yoktu. Olabildiğince reklamlarla döndürmeye, topladığımız çek, nakitlerle de bir şekilde ödeme yapmaya çalışırdık. Burada da esas hem yayıncılığı hem işletme yönemini de doğru esaslarla, kriterlerle ayırıp sürdürebilmek önemlidir.

Sektörün sistemden beslenmeyen, siyasete angaje olmayan, doğruya doğru, eğriye eğri diyebilecek. kullandığı yazı ve anlatım dilinide etik kurallarla örtüştürebilen bakış açılarına ihtiyacı var...

Nasıl doğru patronaj, yönetim müdahalesi diyorsak, doğru çalışan yapısı da esastır...

Ve tekrar başta tüm resmi kurumlara, stk'lara, siyasilere sesleniyorum (bir çok bakana da birebir söylemişimdir)

İşi gerçekten gazetecilik-yayıncılık olanlar akredite edilsin...

Basın toplantılarına, açıklamalara bu özellikleri taşımayan insanları almayın...

Kabul etmeyin, aranıza sokmayın...

Aksi taktirde...

Cebimizde, meslekte 32 yılı geride bırakıp ömür boyu taşıdığımız sürekli sarı basın kartlarını resmen bir yerimize sokmamız lazım..

Temizleyin..

Fosilleride, sonradan olmaları da, ilik açıp düğme dikenleri de, iş takipçilerini de...

Yorum Ekle

Temsili Kullanıcı Fotoğrafı Ertarman 10 Eylül 2020 14:09 Erken kalkıp kahvaltılı basın toplantısına gidenler gazeteci oldu. Meslek ilkelerinden vazgeçmeyen bu işe ömürlerini verenler işsiz. Değneğin tutulacak hiç bir tarafı kalmamış velhasıl...