Tahteravalli


Canlı şahidiyim. Oldukça yüksek bir yaşam standardına sahip işadamı.



 Londra’da yaşıyor. Çok iyi bir muhitte evi var. Kraliçenin üye olduğu kulüplere üye. Bentley aracı ile bir sağlık merkezine gittik. Aracını 1 sterlin atarak 1 saat durulan bir park yerine bıraktık. Ancak işimiz bitmeyince indi ve aracının yerini değiştirmeye gitti. Cezası 100 sterlindi ve mesele para değildi. Sordum, “Bunca yolu gittin geldin, 15 dakika için mi?” Cevap, “Ama 15 dakika bir başkasının hakkına tecavüz edecektim. Başkası bana yapsa, kesinlikle şikayet ederdim.” “Ama Türkiye’ de bunu pek umursadığını görmedim” dedim. Cevap malum. “İsterdim ama orada kimse umursamıyor.”
Bir 20 sene geçmiştir bu hikayenin üzerinden. O zaman kendi kendime, “Acaba biz ne zaman böyle bir düşünce tarzını benimseriz?” diye düşünmüştüm. Hala düşünüyorum ve görüyorum ki daha 10 tane 20 sene geçse zor.
Genç bir işadamı iken Avrupa’dan 50 sene, Amerika’dan 100 sene gerideyiz derdik. Bu açığı kapatmak o kadar zor değil gibi gelirdi. Seneler geçtikçe ise sanki ara kapanmıyor, daha da açılıyormuş gibi gelmeye başladı.
Galiba bizim jenerasyon başarısız oldu.
Çok başarısız. Ben başarılıyım diyene sözüm yok.
Para kazanmayı becerdik ancak, bu parayı doğru kullanmayı beceremedik. Ülkemizin geleceğine, sistemin işlerliğine, eğitime, siyasetin insan odaklı olmasına, yaşam kalitesine, çevre bilincine, insana ve saygıya yatırım yapamadık.
Askerlik günlerim geldi aklıma. Manisa, Kırkağaç’ta yapmıştım. Aşırı birikmiş yedek subay adaylarına dönük, isteyenlerin 4 ay er olarak yapabilmelerini sağlayan kararın ilk gurubunda idim. Doktorlar, mühendisler, mimarlar vb. üniversite mezunu 8 bölük idik. Ampul değiştirmek için elektrik mühendisi, un taşımak için ziraat mühendisi çağırırlardı. İşte o dönemler alay komutanı bir proje yarışması yapmış, benim proje kazanmıştı. Jüri Soma Termik Santrali’ni yapan firmanın mühendisleri. Sonra da mülakata girdik. Konu alaya yapılacak sinema salonu idi. Uygulamayı da yaptırdılar. Akhisar, Kırkağaç, Soma dahil, çevrede yapılacak ilk sinema olacağını söylediler. 1980’li yıllarda, İzmir’e 80 km. mesafede, üç yüz binden fazla nüfusa sahip havzada İLK SİNEMA ve TİYATRO SALONU!! Ciddi bir kültür sorunumuz vardı.
O tarihlerde iş ya da tatil amaçlı, komünist ülkelere giderdik. Bulgaristan, Romanya, Doğu Almanya ve Polonya’yı görmüş ve gezmiştim. En çok dikkatimi çeken, haftada 1 kg. çürük elma için kuyruğa giren insanların yaşadığı, sadece şehirler değil, her belde de hatta köyler de, tiyatro, kütüphane, müzikholler vardı. Okuma oranları yüzde 99’larda en az lise mezunu ve en az bir lisan bilen insanlar yaşamakta idi. Şehirlerin Alt yapıları mükemmeldi. Bu yüzden kolayca Avrupa Birliğine girip, adapte olduklarını düşünüyorum.
Yıllar sonra Romanya’nın Braşov şehrine yolum düşmüştü. Drakula’nın (Kazıklı Voyvoda) şatosunu barındıran tarihi şehir. Taş binaların üzerindeki kurşun izlerini tamir etmemişlerdi. Cavuşesku’nun devrilmesi sırasında binalara isabet eden kurşun izlerini, Demokrasi abidesi diye muhafaza etmişler. Belki elma kuyruğunda değiller ancak her şey ateş pahası. Yine de tarihlerine, kültürlerine ve demokrasiye dört elle sarılmışlar.
Bunları yazarken aklıma geldi. Geçenlerde muhteşem mimari özelliklere sahip bir bina resmi gördüm. Altında Trabzon Opera Binası yazıyordu. 1912’de Rum’lar tarafından yapılan bina, 1958 yılında yol gerekçesi ile ve ani bir kararla 14 günde yıkılmış. İnsanın aklı almıyor.
Aynı Bursa’daki 16. Yüzyıl tarih abidesi, Mimar Sinan’ın Bursa’ya yaptığı tek eser olan Galle Han gibi. 1855 depreminde hasar gören bu eser, restore edilip kazandırılmak yerine, 1906’da ortasından yol geçirilerek yıkılmıştır. Sonradan 2012’lerde restorasyon çalışması yapılmış ise de Hanlar Bölgesinin önemli parçası olan eserin bir kısmı kazanılabilmiştir.
Kültür ve tarihimize sahip çıkılamadığı konusunda onlarca örnek sıralamak mümkün. Örneğin İZNİK desem. Hristiyanlığın ilk başkentlerinden, 2500 yıllık tarih abidesi. Tırmıklasan sikkeye çarpan topraklar. Değerini bilecek bir elde, darphane olurdu herhalde.
İmkanı olanlar, yılın 12 ayında milyonlarca turist ağırlayan Roma, Viyana, Londra, Prag, Münih vb. şehirleri görmeli. Haklarında yapılan pek çok da yayın var. Milletlerin kültürlerine ve tarihlerine sahip çıkmalarının önemini anlamak açısından önemlidir.
Ülkemize bakıyorum. Sürekli tezatlar, günlük kararlarla ne yaptığını çokta bilmeyen bir sistemsizlik içinde, istikrar ve güvenden yoksun yuvarlanıyoruz gibi geliyor. Çözümlere, hedeflere ulaşma umutları tükeniyor. Bir tahterevallinin iki ucunda bir aşağı, bir yukarı sallanıp duruyoruz. Görünür tek çare, sanki siyasetin kurallarının ve sisteminin yeni baştan yazılması. Bugünkü dejenere sistemle kim kazanırsa kazansın, milletin ve ülkenin kazanması mümkün görünmüyor.

Yorum Ekle