Soykırım ve insanlığa karşı suçlar hukuku araştırma enstitüsü


Basın ve yayım organlarından, Yüksek Öğretim Kurulu’nun “Soykırım Ve İnsanlığa Karşı Suçlar Enstitüsü” nün kuruluş çalışmalarına başladığı haberini öğrenmiş bulunmaktayız.



Bir planın uygulanması suretiyle ve siyasal, felsefi, ırki veya dinsel saiklerle nüfusun sivil bir grubuna karşı, sürgün etme, esir haline getirme, kitle halinde ve sistematik olarak kişileri öldürme, insanların kaçırıldıktan sonra yok edilmeleri, işkence veya insanlık dışı işlemlere veya biyolojik deneylere tabi kılma, zorla hamile bırakma, zorla fuhşa sevk etme fiillerinin işlenmesi insanlığa karşı suç sayılmıştır (5237 s. TCK m.77). Söz konusu hareketler bir grubun, grup olarak imha edilmesi amacıyla işlenecek olursa soykırım suçuna dönüşür. (TCK m.77 Gerekçesi)
Yukarıda belirtilen soykırım ve insanlığa karşı suçları işlemek amacıyla, örgüt kuran veya yöneten kişiler de cezalandırılırlar (TCK m.78).
Dünyada pek çok ülkede ve iç hukukumuzda “soykırım” bir uluslararası suç olarak kabul edilmektedir (Bkz., TCK m.79). Sömürgecilik ise, akıl tutulması değil, bu yolda yürüyenlerin becerisi olsa gerek, bir uluslararası insanlık suçu olarak sayılmamaktadır.
Oysa sömürgecilik; bir ulusun, kendi sınırları dışında sahip olduğu, yönettiği, siyasi ve ekonomik çıkarlar sağladığı topraklarla ilgili kurulan bir sistemdir. Böylesi bir sistemde, ülke kaynakları sömürgecilere aktarılmakta, sömürülen ülkelerin yüz binlerce insanı ölüme gönderilmektedir. Örneğin; günümüzde Irak ve Suriye’de yaşanan olaylar gibi.
Bir ekmek hırsızına ceza verilen bir hukuk sisteminde, siyasal ve ekonomik çıkarlar sağlanan topraklarla ilgili kurulan bir sömürgecilik sisteminde, faillerin fiillerinin suç sayılmamasını haklı gösteren bir sebep görülmemektedir.
Sömürgecilik bir uluslararası insanlık suçudur ve mutlaka faillerinin cezalandırılması insanlık adına kaçınılmazdır.
Konu ile ilgili bilincin yeşermesi, kökleşmesi, yayılması ve hukuki boyutta çalışmaların gecikmeksizin gerçekleştirilmesi gerekir.
Ateşten sakınır gibi, sömürgecilikten de sakınmak için; bu konuların tartışılması, öğretide gelişmelerin izlenmesi ve uygulama boyutunda araç ve yöntemlerine ışık tutacak bilimsel çalışmaların yürütülmesi amacı ile uygun bir ortamın oluşturulması gerekmektedir.
“Soykırım ve insanlığa karşı suçlar” kapsamına, “ TCK’ nında, “Sömürgecilik suçu” nun da kabulü ile, “Soykırım Ve İnsanlığa Karşı Suçlar Hukuku”  ile ilgili ilmi eserlerin yayımlanması, sömürgecilik yöntemleri, “Soykırım Devletler Listesi” ve “Sömürgeci Devletler Listesi” hazırlanması, hem soykırım hem de sömürgeci devletlerle kurulacak ikili ya da çok taraflı anlaşmalarda özel hükümler öngörülmesi, bu konuda kamu oyunda bilincin oluşturulması ve güçlendirilmesini sağlayacak bir ortamın varlığı gerekmektedir.
Dünün sömürgeci ülkelerinin gözdesi,tropikal ürünler,zenci köleler ve yer altı kaynakları olmuştur. Bugünün sömürgeci ülkelerinin “sömürgeleştirme sistemi” ise, tek taraflı ticaret ve işletme tekel politikalarından örülmektedir.
William Shakespeare’nin “Venedik Taciri” eserinde dediği gibi, “Yalan dolanla dolu şu devrin büründüğü” sömürgecilik perdesinin kaldırılması zamanı gelmedi mi, hala kalpleri körleşmiş kimseler körleşmiş kimseler gibi karanlıkta yarasaları mı oynayalım?
Ülkemizde kurulacak, “Soykırım Ve İnsanlığa Karşı Suçlar Hukuku Araştırma Enstitüsü”nün insanlığa önemli çalışmalar yaparak, faaliyetleriyle hizmet edeceği inancındayız. 
Bu vesileyle; özellikle Yüksek Öğretim Kurulu Başkan ve Üyeleri ile diğer ilgili kurum - kuruluşların yetkililerini tebrik eder, en içten şükranlarımızı arz ederiz.
Yürekten esenlikler ve en içten 
saygılarımızı sunarız.

Yorum Ekle