Sındı hikayesi…


Çocukluğunuzda öğrendiğiniz kelimeler bırakmaz peşinizi, yeni ortamlara, sosyal bir çevreye girseniz de öyle kolay değildir geçmişinizi unutmak…



7 yaşında gelmiştim Türkiye’ye malum o büyük 89 göçü ile.
Yıllar geçmişti tabi, üniversite sınavlarına hazırlanıyordum. Dershaneye başlamıştım. Tarih dersini pek sevmezdim aslında, ezber yapmak bana göre değildi.
Dershanemde ki Kemal Öğretmenim ise farklı bir anlatım yapardı, yorum katmayı öğretmişti bize.
Tarihsel konuları değerlendirmeyi, yorumlamayı, bulunulan duruma ve şartlara göre değerlendirmeyi… Bir nevi stratejiye giriş gibi bir ders olmuştu tarih benim için.
Yine bir dersteyiz ve konumuz Sırpsındığı Savaşı…
Kemal öğretmenim;
-Sındı ne demek bilen var mı? diye başladı derse.
İşte o çocukluğumdan kalan öğrenimlerim, rahmetli nenemin;
- Şu sındıyı versene gızanım deyişleri…
Evet… sındı demek, makas demekti benim için. Ama konu ile ne alakası olabilirdi ki? Parmak kaldırsam mı yoksa kaldırmasam mı? Cevabım çok saçma olabilirdi, tüm sınıf belki de gülebilirdi bana.
O an saniyeler içinde bunları düşünürken, Kemal hocam tereddüt ettiğimi anlamıştı. Elim yarım kalkar gibi sonra da vazgeçer gibi refleksler veriyordu sanki. Kemal hocama bana bakarak;
- Söyle Erdoğan dedi.
Ben yine tereddütlü bir şekilde, sanki tahmin yapar gibi davranarak; kendi içimde sındı kelimesinin makas demek olduğundan emin olmama rağmen,
-Makas mı hocam? Diye, soru sorarak cevap vermiştim.
Evet, sındı makas demekti. Kemal hoca aslında bu savaşta kullanılan makas taktiğinden dolayı bu savaşa bu ismin konulduğunu söylemişti. Hilal taktiği gibi bir savaş taktiğiydi makas taktiği.
Kemal hocam bana, Konyalı mısın yoksa Bulgaristan göçmeni misin? diye sordu. Ve dersten sonra neden nereli olduğumu merak ettiğini sormuştum. İşte o cevabın ardından; tarihimi, Osmanlının iskan politikasını, Karamanoğullarının sürgün edilişini araştırmaya başlamıştım. Balkanlara ilgim Kemal hocam ile başlamıştı. Ardından, Bursa’da düzenlene bir balkan panayırı ve burada bir kitap standında tanıştığım Mehmet Türker ve kitabı ‘’Zulmün Ateş Çemberi Belene’’ …
Yıllar sonrasında, Kemal hocamın bir soru sorması, Balkan panayırını organize eden sevgili Yusuf Sabahyıldızı ve o panayırda kitabını bir solukta okuduğum Mehmet Türker ile bu konuyu konuşmam inanılmaz güzeldi. Onlar, yapmış oldukları bir eylem ile benim içimde ki ‘’Balkan sevdamı’’ ortaya çıkarmışlardı.
Yapılan her şeyin yıllar sonrasında da olsa etkisini görüyoruz. Yaptıklarımızın, yazdıklarımızın bir kişinin hayatına etkisini görüyoruz. O nedenle, güzel şeyler yapmaktan vazgeçmemeliyiz.
***
Y Kuşağı göçmenler…

Geçen hafta sonu güzel bir etkinlik planlamıştım. Bizim camiada gençlere pek önem verilmez maalesef. Sosyal medyada yüzbinlerce takipçisi olan, izlenen, beğenilen;
Sosyal medya fenomeni Belma Karaköse,
Radyo Bu program yapımcısı Ayhan Bahar, namı değer Hopsa Ayhan,
Sosyal medya içerik üreticisi Ömer Gürbüz, namı değer Koca Macır ve
Göçmense Türkiye sayfasının yöneticisi Hikmet Korkmaz’ı bir araya getirerek bir canlı yayın ile onların düşüncelerini almak istemiştim.
Teknik bir sıkıntı yaşadık ve benden kaynaklıydı maalesef. Ama biz güzel bir sohbet gerçekleştirdik.
Ve hepsinin ortak bir görüşü olmuştu;
-Abi, bizler birbirimize destek olmak zorundayız!
Bizlerin yıllarca yapamadığı destek olma olgusunu onlar bizden daha iyi başaracak gibi. Ve görüşmemiz esnasında hepsi o kadar samimiydi ki… kendilerine karşı özgüvenleri var ve yaptıkları işten keyif alıyorlar ve kendileri gibi olmaktan çok mutlular… Ve en önemlisi, bu yönlerini paylaşmaktan çekinmiyorlar.
Belma Karaköse ve Ömer Gürbüz, bu kelimeleri skeçlerine katıyor ve bizden olan karakterler yaratıyorlar. Hopsa Ayhan, birbirinden uzakta olan insanlarımız arasında köprü oluyor mesajlarını aktarıyor, sanki bizi balkanlara götürüyor. Hikmet Korkmaz, bizlerle alakalı haber ve ilginç noktaları paylaşıyor, öğrenmemizi sağlıyor…
Kitlelere ulaşmak anlamında hepimizden çok ama çok etkililer.
En çok yine kendi insanımız tarafından eleştirilmiş olsalar bile Z kuşağının da örnek aldığı kişiler onlar.
Z kuşağına bu yazıda hiç girmeyeyim. Onlar bambaşka geliyor!
Bu programdan sonra şunu düşündüm;
Her ne kadar Y kuşağı içerisinde olsam da, tipik X kuşağı belirtileri gösteriyorum. Kemal hocamın sorusuna kendimden çok emin olarak cevap vermeyişim, tereddütte kalmışlığım X kuşağı ve Y kuşağı arasında sıkıştığımın bir göstergesiydi aslında.
Ama dedim ya bu programdan sonra, bu genç arkadaşlarımı tanıyınca kesinlikle onların bir Y kuşağı gençliği olduğunu anladım.
Onlar, o soruya hiç çekinmeden cevap verebilirlerdi. Hatta cevap yanlış olsa bile, bildikleri doğruyu öğretmenleri ile tartışabilirler, hayır!
- Sındı, makas demek diyebilirlerdi.

Yorum Ekle

Temsili Kullanıcı Fotoğrafı Kocamacır 30 Haziran 2020 15:27 Saygılarımla Değerli Abim