Salgın, psikolojimiz ve insan üzerine


Çok değil bundan birkaç hafta önce hayatım ne kadar farklıydı diye düşünüyor çoğumuz. Her daim bu böyle değil miydi? Elimizdekinin kıymetini kaybedince anlıyorduk.



Ne kadar insana dair bir özellik. Bundan sonra değişecek mi, birlikte yaşayıp göreceğiz. Yaşamı tehlikeye sokan gerçek bir riskle karşı karşıya kalırken yaşama güdümüzle beraber bir takım kaygı ve korkulara sahip olduk. Kaygı neydi sorusuna kaygı doğal bir duyguydu olarak cevap ermek isterim. Diğer olumlu ve olumsuz tüm duygular gibi yaşanması gereken ve diğer tüm duygular gibi dozunda yaşandığında hayat kalitemizi bozmayan hatta duruma uyum sağlamımızı kolaylaştıran bir duygu. Son yazımda yapıcı kaygıdan bahsetmiştim ve bunun iyi yönlerine değinmiştim. Düşünsenize içerisinde bulunduğumuz salgın hakkında hiç kaygı duymasaydık ne olurdu? Alınan önlemler alınmaz, evlerimizde durmak yerine günlük hayatımıza devam eder, sağlık sistemi çöktüğünde her şeyin bizim için geç olduğunu fark ederdik.

Bununla beraber her an dezenfektan kullanan, virüs nedeniyle değil yoğun panik ataklar nedeniyle nefes darlığı yaşayan, obsesif şikayetleri artan ve bunu evde beraber vakit geçirdiği çocuklarına yansıtan ebeveynlerle baş başayız. En kötü senaryoyu yazıp, zihninizde bunu içerisine kendi resminizi çizdiğinizde kaygılarınızın esiri olmanız kaçınılmazdır. Kendi cenaze senaryolarını kurgulayan, bu fikirlegünlerini geçiren hastalarımız var. Bu karamsar düşünceler ile uğraş halinde iken çocuğum çok sıkılıyor, evden çıkmasını engellemeye çalışıyorum, idare etmekte zorlanıyorum, çocuğumun kaygıları ile baş edemiyorum diyen ebeveynlerin kendi düşünce sistemleri ile baş edip edemedikleri merak konusudur.

Bizler durumu yönetemezsek çocuklarımız nasıl yönetecek? Tüm bunlara ek olarak sosyal bir varlık olan insan şu aralar sosyal değil. Halbuki biz sosyal olmalıyız, yaşamımızı sağlıklı devam ettirme yollarımızdan birisi de sosyalleşmek. Sanıyorum ki buradan yola çıkarak son zamanlarda sosyal medya kullanımına ağırlık verdik ve hatta canlı yayınlar yapıp, bu yayınlara katılmaya başladık. Bu sayede varlığımızı bir nebze olsun kanıtlıyor, sosyalleşemesek bile ben buradayım, bir yerlerdeyim diyoruz, bizim için ne kadar önemli bir konu, varolmak, varolabilmek. İnsanın yalnızlaştığı ve yabancılaştığı zamanlardaydık tam da. Bireysel olmaya yapılan atıfların içerisinde kolektif bakış açısından sıyrılarak bencilliği ön plana çıkardığımız, empati duygusundan uzaklaştığımız, aldırışın yerine umursamazlığın pirim yaptığı zamanlardaydık. Herkesin kendi narına yandığı, her koyunun kendi bacağından asıldığı fikrini sahiplenip, aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın sözünü yaşam mottosu bellediğimiz zamanların içerisine ateş gibi düştü virüs.

Artık her koyunun kendi bacağından asılmadığını anladık. Aldığımız bireysel önlemlerin nasıl hepimizi etkileyeceğini, geleceğimizi belirleyeceğini fark ettik. Sosyal olan insanın sadece zevki ve keyfi uğruna değil yaşamı insanca devam ettirebilmek uğruna nasıl da diğerlerine muhtaç olduğunu gördük. Bu dönemde özellikle sağlık çalışanlarının kıymetini bir kez daha anladık. Ocak aynın sonlarında hekime yönelik şiddetle ilgili bir yazı yazmıştım, yine bir hekim şiddete maruz kalmıştı. Bununla beraber sadece hekimler değil, tüm sağlık çalışanları maalesef toplumumuzda her dönem şiddet mağdurluğunu yaşıyorlar. Oysaki içerisinde bulunduğumuz günlerde geleceğe umutla bakmaya çalışıyorsak onlara borçluyuz. Onları alkışlamak yerine saygı ve sevgi ile sahip çıkalım.

Sadece ülkemizi değil tüm dünyayı etkileyen bu salgın, sağlık sistemi çöktüğünde insana ve kurduğu toplumlara ne olacağını bize gösterdi. Dolayısıyla bu günler bittiğinde sağlık çalışanlarımıza gösterdiğimiz saygı ve sevginin eksilmeyeceğini umuyorum. Tıpkı bir aileyi aile yapan değerler gibi… Aile demişken bir arada daha fazla zaman geçirdiğimiz ailelerimizin de kıymetini bu dönemde daha iyi anladık. Ait olduğumuz insanların yanında güvende olduğumuzu hissetme, ertelediğimiz eylemleri harekete geçirebilme, tutmadığımız sözleri tutabilme fırsatımız oldu bir yandan. Çaresizlik, umutsuzluk, yorgunluk, tükenmişlik, sinirlilik hissettiğiniz zamanlar olabilir. Bunları çevrenizle paylaşın. Doğru kaynaklardan bilgi almaya çalışın, sağlıkla kalın, değerlerinizi unutmayın.

Sevgiler…

Yorum Ekle