PARİS SÖZLEŞMESİ Beşinci Yıldönümünde (2)


Şimdi gelin elektrikli araca, elektrikli traktöre dönüşümün ve Paris Sözleşmesinin perde arkasına göz atalım;



150 ülkenin liderlerinin bir araya gelmesi öncesi, müzakerelerin ana iskeletini belirlemek amacıyla Fransız İklim Elçisi Laurence Tubiana bir avuç iklim uzmanıyla, sözleşmenin dikkatli dilini oluşturmak için çalıştılar, ortaya çıkardıkları sözleşme metni hem iddialı, hem de hassastı, ülkeleri küresel sıcaklık artışını 2 C derecenin altında tutma hedefine ulaşmak için, atmosfere bıraktıkları karbon emisyonlarını azaltma yolunda çok etkin önlemler almaya çağırıyordu, kullanılan dil zorlama içermiyordu, tehlikenin farkına vararak top yekun desteğe davet ediyordu. 12 Aralık’taki sözleşmenin beşinci yıl dönümünde konuşan İklim Elçisi, Paris Sözleşmesinin son beş yılda tüm ülkelerce sindirildiğini ve herkesin nereye gideceğini belirleyen bir kurallar demetinin oluşturulduğunu, gezegenin geleceğini ve onun üzerindeki insan yaşamını yüzyıllar boyu düzenleyecek kuralların işler hale girdiğini, vurguladı.
1980’lerde ülkelerin sözlüğüne girdiği andan itibaren, İklim Değişikliği dünyanın en büyük toplu eylem sorunu olma potansiyeline sahip oldu. Her ülke ekonomik büyümesini güçlendirmek için fosil yakıtlara güveniyordu. Gelişmekte olan ülkeler, zengin ülkeler gibi fosil yakıt kullanımında yoğunlaşmayı hedef almışlardı. Ancak fosil yakıt kullanımındaki bu yoğunlaşmanın, küresel ısınmayı tetiklemesi göz ardı edilemiyordu. Bu ikilem ülkeleri masa etrafında toplanmaya zorlasa da, 1997 küresel iklim anlaşmasını içeren Kyoto Protokolü ve 2009’daki Kopenhag küresel ısınma görüşmeleri, bir sonuca bağlanmadan dağıldı.
İşte bu başarısızlıkları dikkate alan Tubiana 2015’teki Paris görüşmeleri öncesi, ülkeleri emisyonları azaltmayı zorunlu kılma yerine, kendi gönüllü taahhütlerini üstlenebilecekleri eylemleri öne çekerek küresel ısınmayı, ilk adımda 1 C derecede tutacakları kuralları masaya yatırdı. Bu kurallar içinde zorlama mekanizması yok, cezalandırma yok, ülkelerin birlikte çalışması var, her beş yılda bir yeni ve iyileştirilmiş bir iklim taahhüdünü uygulayacak inanmış insanlar var.
İşte bu inançla, dünya korona virüs salgınıyla mücadele ederken bile, büyük ekonomiler emisyonları azaltmada küresel ivme kazandılar. Japonya ve AB ülkeleri karbon ayak izlerini 2050’ye kadar, Çin 2060’a kadar kaldırmayı taahhüt ettiler. Ülkelerin attıkları bu adımlar üzerinde yapılan analizler, ilerlemenin başarılı olduğunu, ısınmayı 2100 yılına kadar 2 C derecede tutabileceklerini göstermektedir.
Ancak bu hedefe bilimsel açıdan bakıldığında, bu 2 C derecelik ısınmanın da, iklim değişikliğini tetikleyeceğinin işareti olarak görülmektedir. Öyleyse bu iddialı hedefler bile yetersiz kalırsa, sonra ne olur???
Bu sorunun cevabı, ülkelerin daha da iddialı hedefler koymak zorunda kalacaklarını işaret etmektedir. Paris anlaşması küresel ekonominin işleyişine girmeğe devam ettikçe, tüm ülkelerin başka seçenekleri kalmayacak, zira Paris Sözleşmesi sadece bir çevre beraberliği değil, tüm ekonomik unsurları da kucaklayan bir kurallar demetini içerir, ekonomiyi karbondan arındırmak için bir mucize yok, her ülkenin Yeşil Kuralları sahiplenmesi gerekli…

Yorum Ekle