MESUT YILMAZ Genel Başkanım, Başbakanım


Biliyorsunuz geçen hafta Anavatan Partisi Genel Başkanı ve Başbakanlarımızdan Mesut Yılmaz vefat etti, aramızdan ayrıldı, kendisini rahmetle anıyorum, huzur içinde uyuması için dua ediyorum.




Medyada kendisinin kişiliği, siyaset ve yönetim anlayışı hakkında çeşitli yorumlar yapıldı. Ben de bu hafta sizlere, onunla yaşadığım birkaç olayı aktaracağım ki bunlar onun olaylara bakış açısını bazı berrak görüntülerle önünüze serecek.
Biliyorsunuz ben başkanlığa soyunmadan önce, Marmara Bölgesi’nden sorumlu DSİ Bölge Müdürü idim. Çalışmalarımız içinde, nüfusu çok hızlı artmakta olan İstanbul’un uzun vadede içme-kullanma suyu ihtiyacını karşılayacak İçme Suyu Projesi de vardı.
1993 yılı sonbaharında, o günlerde ANAP İl Başkanı olan rahmetli İbrahim Yazıcı, kendisi Uludağ’dan dostumdu, her görüşmemizde benim Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olmamı istiyordu, ben de siyasetle ilişkim olmadığını vurgulayarak, kabul etmiyordum. Bir gün beni aradı ve Genel Başkanları Mesut Yılmaz’ın İstanbul İçme Suyu Projesi hakkında bilgi almak istediğini, kendisinin o hafta İstanbul’da olduğunu ve benimle görüşmek istediğini, bana iletti.
Beraber İstanbul’da Mesut beyin kaldığı otele gittik, yanına girdiğimizde ayağa kalktı, elimi sıktı ve ‘’Sen neden Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığını kabul etmiyorsun?’’ sorusunu sordu. Dondum, kaldım ama ağzımdan da, hiç düşünmeden şunlar döküldü, ‘’Sayın Genel Başkan, ben mühendisim, benim için 2×2 daima 4’tür, ama siyasette bu bazen 3,8 bazen 5,5 olur, onun için siyaset benim başaracağım bir alan değil’’ dedim, elimi bırakmadan, ‘’Kabul et, kazanırsan sana başkan sözü, 2×2 daima 4 olacaktır’’ dedi. O an nasıl olduysa, içimden gelen sese uyarak, ‘’Tamam’’ dedim.
Ve sonuçta, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığına, 1994-1999 dönemi için Anavatan Partisi’nin adayı, oldum. Seçim kampanyası benim için çok zor geçti, çünkü karşımdaki rakibim, o dönem Belediye Başkanı olan ve benim Bursa Erkek Lisesi’nden sınıf ve İTÜ’den dönem arkadaşım, kardeşim kadar yakın arkadaşım, Rahmetli Teoman Özalp idi. Siyaset arenasında karşılıklı mücadele ettik, kardeşliğimizi unuttuk, zaman zaman birbirimizi kırdık. Bu mücadele inanıyorum onun için de üzücüydü, benim için de üzücü geçti. Sonuçta kısmet benimmiş, başkan ben oldum.
Belediye Başkanlığı dönemim içinde, 16/3/1996-28/6/1996 ve 30/6/1997-11/12/1999 yılları arasında Mesut Yılmaz Başbakan idi. Şimdi size bana verdiği, daima 2×2=4 olacaktır, sözüne sadık kaldığını ve onun devlet anlayışını önümüze seren çok etkin bir örnek sunacağım;
Başbakan olduğu dönemde bir gün, bir telefon aldım, ‘’Ben Mesut beyin kardeşiyim, sizinle bir konuyu görüşmek için geleceğim’’ dedi, ben de, bekliyorum, dedim. Kendisi yanında bir yabancı kişiyle beraber geldi ve konuya şöyle girdi;
‘’Biz Karacabey yolu üzerinde VOLVO Fabrikasını kurmak üzere geldik, sizden saha ile ilgili gerekli plan değişikliğini talep ediyoruz’’ dedi. Biz de o günlerde 1/100.000 ölçekli plan üzerinde çalışıyorduk, sanayileşme nedeniyle kentimizin hızlı nüfus artışını frenlemek, tarım topraklarını korumak için çeşitli kurallar oluşturuyorduk. Bu kurallar içinde 3’üncü otomobil fabrikasına izin vermemizin kesinlikle mümkün olmadığını, kendisine çok kesin ifade ettim. Konuşmaları içinde, Sayın Başbakanın da bu teşebbüsümüzden haberi var, diye aba altında sopayı da gösterdi. Ayrıca araç imalatı için gerekli tüm parçaların Bursa’da üretildiğini de, vurguladı. Kendisine bu oluşuma kesinlikle izin vermeyeceğimizi, planladıkları fabrikayı, örneğin Bilecik’te kurabileceklerini, ihtiyaçları olan ve Bursa’da üretilen parçalar tırlara yüklendiğinde, Karacabey yolu yerine Bilecik’e gitmesinin büyük maliyet artışları getirmeyeceğini, anlattım. Asık yüzle yanımdan ayrıldı, ben de bir süre Sayın Başbakan’dan telefon bekledim, durdum, ama aramadı, verdiği 2×2=4 sözünü tuttu.
Bir başka örnek te Cargill fabrikasının kuruluşu idi. Fabrikanın kurulacağı alan, İznik gölüne yakın, DSİ’nin geliştirdiği sistemlerle sulanan çok değerli tarım alanlarının içinde bulunan ve fabrikanın ham maddesi olan mısırın hiç yetiştirilmediği bölgedeydi ve bu bölge Büyükşehir hudutları dışındaydı, izinlerini, ilgili Bakanlıktan almışlardı. Ben çok karşı çıktım, fabrikanın Bursa’da değil, örneğin Mersin’de limana yakın bir noktada kurulmasını, Adana ovasının ve çevredeki ovaların mısır yetiştirmeye çok uygun olduğu, savundum, ama etkili olamadım. Bir gün Mesut Yılmaz aradı beni, “Sen Cargill’e neden karşısın?” diye. Ben de kurulacağı bölgede mısır yetişmediğini, ihtiyaçları olan mısırı Anadolu’dan getireceklerini, ürettikleri ürünü de İstanbul’dan ihraç edeceklerini, oysa Mersine kurarlarsa çok yakınlarındaki ovalardan bol miktarda mısırı temin edeceklerini ve Mersin limanından ihraç edebileceklerini, anlatım. ‘’Bana böyle anlatmadılar’’ dedi, ben de siz “Yanlış insanlarla konuşmuşunuz” dedim.
İşte Mesut Yılmaz böyle bir devlet adamıydı…

Yorum Ekle