İnsana hasret kalmak!


İnsan olmak? Aslında insan kalabilmek...



İnsan olmak kolaydır, zaten senin elinde olan birşey yok... 

Şu veya bu nedenle, bir gün oluyorsun, olmuşsun ki şu an yazıyı okuyorsun...

Evet, insan olmak büyük bir sorumluluk ister...

Vicdan, dürüstlük, güven, merhamet, sevgi ve saygı duymayı omuzlarımıza yükleyen büyük bir sorumluluktur. 

Herkes taşıyamaz ayrı konu...

Maalesef yaşadığımız çağ, insan olmanın da, insan kalmanın da her gün biraz daha zorladığını gösteriyor...

Çıkarlar, bencillikler, egosu tavan yapanlar ve dahası...

Giydiğin pahalı kıyafetle, bindiğin lüks arabayla, makam ve mevkiyle, koluna taktığın marka saat veya çantayla insan olunmuyor...

Çünkü hepsi geçici...

Ama çağımızdaki bazı insanların benimsediği tarz böyle... 

Özdemir Asaf'ın söylediği söz ne güzel anlatıyor günümüzü; "İnsanlar, insanların içinde, insana hasret yaşıyor"...

Peki ya, insan kalmak?

İşte bu tartışılır...

Büyüdükçe öğrenir, öğrendikçe küçülürsün demiş ünlü bir düşünür...

Öğrenmenin yaşı ve sınırı yoktur çünkü öğrenirsin, öğrendikçe bilgin artar, kimi bunu fırsata çevirmeye çalışır, kimi bilgiyi başkalarının felaketi haline getirir...

Aynı kimyasal madde, ilaç olarak çok faydalı bir formül; başka bir formül de, insanlığın sonunu getirebilecek kimyasal bir bomba olabilir...

Güç, ne kazandırdığı, nasıl kazandırdığı ile doğru orantılı olarak değer ifade eder...

Kimi para, kimi insan kazanmak, kimi de insan olabilmek için tüketir gücünü...

İşte böyle birşeydir; insan olmak ve insan kalmak arasındaki fark...

Biri yaşatmak, diğeri öldürmek için harcanan güç....  

Yine güzel bir söz ile son vermek istiyorum, Şems-i Tebrizi ne güzel söylemiş "Hayata daima insanlarla aynı mesafeden bak, o zaman insanların hem yüzünü, hem kalbini görürsün. Mühim olan yükseklere çıkıp hayata tepeden bakmak değildir. Mühim olan herşeye eşit mesafeden bakabilmektir. Hayatta herşey olabilirsin; fakat mühim olan hayatın içinde "İNSAN" olabilmektir!.. 

Yorum Ekle

Temsili Kullanıcı Fotoğrafı Zeki BAŞTÜRK 28 Ocak 2021 20:30 "Nerede bir can ölse, Oralı olur yüreğim. Olmalı zaten. Olmazsa, insan olmaz yüreğim..." Ahmed Arif Ne zaman bir yıkım olsa, ne zaman evsiz barksız birini görsem içim acır, yüreğim yanar. Nerede acılı bir yürek görsem, benim de yanar yüreğim. Depremde yıkılan bir ev , yanan bir konut, şiddet gören bir kadın , beni derinden yaralar. Acı çeken bir anne, çaresiz bir baba, umutsuz bir gençle birlikte ben de acı çekerim. Benim de yanar yüreğim. Benim de canım var. Ben de insanım. Bilinen ve beklenen bir deprem yaşandı Güzel İzmir'de. Evler yıkıldı, dalgalar her yanı kapladı. Yıkılan evler, yükselen dalgalar canlar aldı. Yıkıntıların altından sağ çıkanların canı yandı. Kurtulanlar, enkaz altında kalanlara üzüldü. Arama Kurtarma ekipleri, belediye çalışanları, maden ocaklarında çalışan işçiler, emekçiler, gönüllüler hemen yardıma koştular. Bir can kurtarmanın onurunu, mutluluğunu yaşadılar. Çünkü insandılar. İnsanca yaşamanın değerini, insan olmanın erdemini biliyorlardı. İnsan olmak, insanlık bunu gerektirirdi. İnsan olmak, insanlık ,insanın doğasını oluşturan, özelliğini kuran ve insanı insan yapan niteliklerin tümünü içinde barındırmaktır. Zor durumda kalan birinin yardımına koşmaktır. Hastaya bir tas çorba, yoksula bir kap yemek götürmektir. Elini uzatmaktır aç ve açıkta olana. Düştüğü kuyudan çıkarmaktır onu. Deprem yangın, sel gibi felaketlerde işini gücünü bırakıp yardıma koşmaktır. Evsiz kalanlara evini açmak, bir lokma ekmeğini bölüşmektir onunla. Böyle davranan, gerçek insanlara çokça rastladık böyle zamanlarda. Adını koyamadığım, yaratıklara da rastladık bu depremlerde. Adını koyamadım bir türlü. Çünkü arama kurtarma çalışmalarında köpekler de etkin görevler aldı. Ekiplere yardımcı oldu. Adını koyamadığım birileri paylaşımlarda bulundular. Depremin nedeni zinaymış. Tanrı , İzmir'i ve İzmirli'leri cezalandırmak istemiş. Oysa beşbin yıl önce yaşamış Sümerler bile depremlerin fay (kırıklar) nedeniyle oluştuğunu yazarken insanlıktan nasibini almamış olanlar, zinaya bağlıyorlar depremi. Bu denli bilgiden, bilimden , yaşadığı dönemden uzak bu yaratıklar. Demek ki taş devrinde yaşıyorlar hâlâ. Deprem, Tanrının insanları sınaması değil, bir mühendislik sınavıdır. Mühendislerin ve yüklenicilerin bu sınavı başarmaları gerekir. Deprem olduğu için, insanlar öidüğü için üzülecekleri yerde sevinçten bayram yapıyorlar adeta. Benzer tutum ve davranışları Marmara depreminde de görmüş ve yaşamıştık. "7,4 Yetmedi mi?" diye pankartlar açmışlardı. Şimdi de depremi, İzmir'in gavurluğuna , dekolteye, kadınların, kızların açık giyinmesine ve zinaya bağladılar. Gavur dedikleri İzmir'liler, insanlık dersi verdiler kara düşüncelilere. Yaralılar için kan bağışı yapıldı. Ulaşım için okul servisçileri sorumluluk aldı. Evleri sağlam olanlar, kazazedelere evlerini açtı. Art niyetliler, kara düşünceliler, siz neredesiniz? Depremler, insanlara , yönetenlere sürekli mesajlar, dersler veriyor. Bu doğru. Ama sizin anladığınız ya da hiç anlayamadığınız türden mesajlar değil bunlar. Bir takım olayların nedenini, niçini sorgulamanızı istiyor bilim insanları: Neden kimi binalar ayaktayken kimileri yıkılıyor? Tanrı, sizlere, siz kafasızlara sorgulayın diyor. Neden, ovalara, sulak yerlere inşaat izni verdiniz? diyor. Neden deniz kumu kullandınız ?diyor. Kaçak binalara neden imar affı çıkardınız? Çürük binaları neden boşaltmadınız ? Temeli bile olmayan yapılara neden oturma izni verdiniz ?diyor. Depremlerde yoksullar ölüyor hep. Nedenini hiç sorguladınız mı? Sordunuz mu hiç deprem vergilerine ne oldu? diye. Sormayı, sorgulamayı bilmezsiniz. Salt kara çalar, çamur atarsınız. Şimdi de bilim insanları uyarıyor; önerilerde bulunuyorlar: Kanal İstanbul'dan vaz geçin .Olası bir deprem için toplanma alanları yapın. Rant için değil bilgili ve bilinçli biçimde kentsel dönüşüm yapın. Bina kolonlarını kesmeyin. Malzemeden çalmayın. Diyorlar da diyorlar. Onlar yani bilim insanları boğazları yırtılırcasına uyarıyorlar, bilgilendiriyorlar , önerilerde bulunuyorlar da siz ne yapıyorsunuz? Depreme alkış tutuyor, bayram sevinci yaşıyorsunuz. Binlerce yıl önceki insanlardan bile daha geride bilgi ve bilinç düzeyiniz. İnsan olmak, bilgili olmayı, düşünmeyi, sorgulamayı gerektirir. İşinin gereği gibi yapmayandan, malzemeden çalandan hesap sorulması gerekirken çağının gerisinde kalmış olan sizler , ölenleri suçluyorsunuz. Ölümlere seviniyorsunuz. Yazıklar olsun size, sizin gibi düşünenlere. Sizlere arkadaşım, meslektaşım Kemal İMER' in dizeleriyle sesleneyim: İnsanlar yerine koy benliğini, Sev doğayı, insanı alabildiğine, Öylesine içten, öylesine... İnsan olmak, öpözge şeydir...  

Temsili Kullanıcı Fotoğrafı Mustafa Sevdar 28 Ocak 2021 20:14 Tebrik ediyorum

Temsili Kullanıcı Fotoğrafı Bilge Fırat 28 Ocak 2021 19:44 Kaleminize yüreğinize sağlık

Temsili Kullanıcı Fotoğrafı İhsan Sak 01 Şubat 2021 08:05 Doğarken ne kadar eşit doğar insan? Hele yaşarken... ölürken dahi... İnsanlık sadece kişinin eline mi bırakılır? Düzenin, diğerlerinin dahli ne kadardır? Çok can alıcı bir konu, tebrikler, kalemine sağlık.

Temsili Kullanıcı Fotoğrafı Mutlu öz 29 Ocak 2021 11:30 Ne güzel anlatmışsınız

Temsili Kullanıcı Fotoğrafı TARIK 28 Ocak 2021 22:51 İnsan kalmak zor

Temsili Kullanıcı Fotoğrafı Erkan 28 Ocak 2021 19:54 Günümüz ülke yaşam şartlarında, bu değerlerden ne kadar uzaklaşırdı. Kimse kimseye güvenemiyor. Kalemine sağlık.

Temsili Kullanıcı Fotoğrafı Taner KORKMAZ 28 Ocak 2021 18:28 En derin saygı ve selamlarımı sunuyorum.