İçimizdeki sıla


Yoldan mı çıktık, yola mı girdik bilinmez.



Köpeğini gezdiren kadın duraksadı, ben de. Kim kime yol verecek derken, birimiz geçti parka doğru. Her ne kadar köpek bana doğru meyletse de, geçici beraberliklerin yeri ne de olsa parklar. İnsan yollarının kesiştiği yerde pek de oyalanmamalı. Yoksa bakmışsın, nezaket olmuş eziyet.

Bir karınca gördüm, suyun yanında sudan ayrı. Yüzüyor mu desem, uçuyor mu? Çakıl taşlarının üzerinde öylesine kıvrak. Üç beş kat büyük oysa hepsi. Büyüklük yol vermekte mi acaba dedim, kendimi düşündüm koca kayalar arasında. Böyle hızlı ilerleyebilir miydim? İlerleyebiliyor muyum? Suç engellerde mi yoksa bende mi? Suçlu diye bir şey yok mu yoksa?

Bir buğday tanesi, gözü yaşlı. Ah dedi, cömert olabilsem, bana can veren gibi. Özüm kadar hafif, karıncanın sırtında.

Karanlık bir tünel gördüm, ucunda kara elmas. Lifleri cam olmuş asırlık çınarların. Ayakları zincirli köylüler gördüm, kör katırların hayaletleri geçti gözümün önünden.

Yol verdim tarihe, dedim oyalanma, tekerrüre yer yok hayatımda.

Güneşi gördüm sonra. Yeşil başlı ördek. Suda kaymakta selam vere vere. Oyalanmadan.

Sonra bir kıpırtı. Bakınca görüyor insan. İki olduk birden. Sudan hafif. Buluttan da.

Sevgiyle kalın.

Yorum Ekle