HER ŞEYİN AZI DEĞERLİDİR…


İnsanoğlu her şeye alışıyor tıpkı pandemide evde oturmaya alıştığımız gibi.



Pas tutmaya yüz tutmuşken karar verdim tekrar oraya buraya kaçmaya.
Klasik olacak ama güzel sözdür “hem ticaret, hem ziyaret”
Evet, pandemiden sonra ilk yurt dışı ziyaretim İtalya’ya oldu hem de bir ay içerisinde iki defa.
Bu vesile ile test yaptıranlar istatistiklerine iki defa dahil olmuş olduk.
İtalya’da üçüncü doz aşı daha uygulanmamış, ben dört defa aşı olduğumu söylerken şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar.
İtalya’ya girerken 72 saat öncesinden test yaptırmanız gerekiyor ve İtalya hükümeti asla ve asla turist kabul etmiyor.
Zaten Roma ve Venedik’e yaptığım iki uçuşta da uçaktaki yolcuların büyük çoğunluğu aktarmalı başka ülkelerin yolcularıydı.
Bu ziyaretimde, birçok otelin ve restoranın kapandığına şahit oldum ama İtalyan hükümeti turizmden etkilenen iş yerlerine yardımı hiç kesmemiş ve “önce sağlık, sonra iş yaparız” demişler.
Ayrıca İtalyanlar, fırsat bu fırsat diyerek her tarafta çok büyük restorasyon çalışmalarına başlamışlar.
Çok defa gittiğim İtalya’da bu kez İtalyan nüfusunun aslında az olduğuna da karar verdim, çünkü önceki seyahatlerim ile kıyasladığımda sakin olan sokakları turistlerin doldurduğuna kanaat getirdim.
Bu aralar ülkede sadece iç turist ve AB üyesi ülkelerinden hafta sonları, günübirliğine gezmeye gelen turist grupları ile öğrenciler var.
İtalyanlar bunlara sandviç turisti diyorlar çünkü yanlarında getirmiş oldukları soğuk yiyecekler ile yetinebiliyorlar.
Gece uyuyarak geldikleri trenlerle yine gece uyuyarak ülkelerine dönüyorlar.
Önce Roma’ya ve 15 gün sonra da Venedik’e gittik, kesinlikle her iki seyahatimiz de iş amaçlı idi ama iş dışında da elbette gezdim, günde ortalama 20 bin adım.
Toplam kaldığım süre içerisinde attığım her adımdan büyük keyif aldığımı söyleyebilirim.
Gittiğim her kafe ve restoranda eskisine oranla çok daha nazik karşılandık.
Ekonomide bir kural vardır, her şeyin azı değerlidir.
Bu yazımda size iki seyahatimden Venedik ve Padova’yı anlatacağım, çünkü Roma’yı daha önceki yazılarımda aktarmıştım.
Venedik, herkesin bildiği kanallar şehri ama aynı zamanda da çok büyük bir endüstri havzası. Padova, Verona, Bologna, İmola gibi şehirler sanayi ve endüstri bölgeleri aynı zamanda.
Öğrendiğime göre İtalya’da bizdeki gibi belirli sanayi bölgeleri yok zira sanayi ülke sathına yayılmış durumda.
Yerleşim dağlık olduğu için düzlük alanları ve tarım alanları kesinlikle sanayiye açılmamış ama her tarafta fabrika ve endüstri yapılarını görebilirsiniz.
Venedik de bunlardan bir tanesi, özellikle tersaneler bu bölgede. Gökdelenler gibi yüksek cruise gemileri üretiliyor, ayrıca yan sanayi de gelişim göstermiş.
Aynı zamanda Venedik cam ve camdan müteşekkil süs eşyalarının yapıldığı bölge.
Üç günlüğüne gittiğimiz İtalya’da işimiz bitmiş ama ülkedeki genel grev nedeniyle THY’den gelen şaka gibi mesaj uçuşumuzun iptal edildiğini söylüyordu.
İtalyan halkı grevcileri destekliyor ve biz de iki gün daha kalarak İtalyan ekonomisini desteklemiş olduk.
Bu vesileyle 26 yıl önce İtalya’ya ilk fuar ziyareti için gelmiş olduğum Padova’yı da tekrar ziyaret etme fırsatı bulduk.
Tren istasyonundan şehir merkezine yol alırken 26 yıl öncesi yürüdüğüm yollar, iş yerleri ve yağmurdan sığındığımız kafe aynen duruyordu.
Burada yaşam adeta dondurulmuş, sanki aynı masalar, aynı insanlar ve masalarda oturmuş gazete okuyan yaşlı İtalyanlar. Yerli halk kahveye gelen turistler ile tartışıyorlar çünkü pandemi dolayısı ile yeni yüzlere hasretler. İyi ki biz gitmişiz…!
İtalyanların bütün köyleri, kasabaları ve şehirleri geleneksel kültürlerini sürdürüyorlar. Yapılaşma konusunda mevcut tarihi doku, geleneksel mimari ve alt yapı yani caddesinden kaldırımına 26 yıl önce bırakmış olduğumuz gibi. Gezinirken gözüme çarpan bayındırlık ve yapılaşma insana huzur verecek düzeyde cümlesini kurduruyor bana.
Baştan aşağı gezdiğim ülkede kaldırım taşları ve sokalar doğal taşlardan, kesinlikle asfalt değil.
Bir tamir durumunda taşları tutup atmıyorlar, aksine aynı taşları kullanıyorlar.
Biz de aynı coğrafyada yaşıyoruz, aynı taşlar bizde de mevcut, neden bizde de olmasın diye hayıflanmıyor değilim.
Yani “bir taşla çok kuş vurmak” buna deniyor işte.
Yoksa atalarımız doğadaki kuşları vurmayı kastetmemiş yani.
Bu arada sokaklarda hep İtalyanlar var ve İtalyan nüfusunun yaşlı olduğunu gözlerinizle görebiliyorsunuz.
Bugüne kadar bize hep genç nüfussunuz deyip gaz verdiler lakin gelin görün ki şahsen hangi yaşlı nüfuslu ülkeye gittiysem zengin ve kalkınmış olduklarına şahit oldum.
Dünyanın en zengin ülkelerinin nüfusları hep yaşlı…!
Genç nüfuslu ülkeler ise maalesef fakir ve çok kalabalık, ben artık genç nüfus sözünün bir kandırmacadan ibaret olduğuna inanıyorum.
Bu arada, Padova’da tamamen Türk seramikleri satan bir iş yerini görünce bütün dünya ülkelerinin merkezlerinde neden olmasın, müthiş bir iş, incelenmesi gereken bir durum diye aklımdan geçirdim.
Çünkü dünyanın en iyi seramik ve cam süslemeleri yapan İtalya’da Türkiye markası ve Türk ismi ile bir dükkan iş yapıyorsa dünyanın her tarafında da yapar.
Bence devletin ticaret ve sanayi odaları vasıtasıyla iş insanlarına iş yeri açma ve yol gösterme birimi kurup, araştırıp bunu yapması gerekiyor.
Hem ülkemizde bu tür sanatı canlandıracak, üretim yapılacak hem ihracat yapılacak ve hem de ülke tanıtılacak.
Zira Çinliler bütün dünyaya ürünlerini bu şekilde tanıttılar, dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin büyük otellerin içinde hediyelik eşya satanlar kesinlikle Çinliler.
Hem ihracat hem de yurt dışında iş yapabilme fırsatı, biz neden yapmayalım diye düşünmüyor değilim.
Son olarak Venedik’te oturduğumuz restoranın duvarında kocaman bir Osmanlı turası çerçevelenip asılmış.
Görünce çektim ve sizler ile de paylaşacağım. Hani gazeteci kimliğim yok ama 20 yıla yaklaşan köşe yazarlığı hayatımda gördüklerimi paylaşmak, izlenimlerimi aktarmak gibi bir refleks gelişmiş ki her halde gazetecilik biraz da böyle bir şey.
Bakıyorum, görüyorum ve paylaşıyorum. O açıdan da mutluyum.

Yorum Ekle