Hekimin tadı yok


Yeni bir güne başlıyoruz umutlarla, heyecanla. Yapılacak işler, görülecek insanlar, alınacak sorumluluklar, bir yerine dokunulacak, ucundan tutulmayıp sahiplenilecek hayatlar var karşımızda. Sonra bir bakıyoruz yine bir doktor şiddet mağduru olmuş.



Hatta bir haber okuyorum ve şiddete uğrayan doktorun görevine devam ettiğini, yardım almayı ameliyatı bittikten sonraya bıraktığını öğreniyorum. Şiddetin her türlüsüne şahit olduğumuz toplumumuzda geçmişte hekime yönelik şiddet vardı, bugünümüzde var, gelecek nasıl olacak acaba insan düşünmeden edemiyor. Üstelik yıllar ilerledikçe bu durum kötüye gidiyor sanki. Hekime yönelik şiddet moda olmuş durumda. Kazanılacak bir zafer mi, alınacak bir öç mü bu şiddeti doğuran yoksa yoğun yaşanan bir haklılık inancı, duyarlılık, saygı kaybı mı?

Oysaki hekim işini yapmak ister. Bunu yaparken de bir makine gibi değil, ne kadar profesyonel olursa olsun insanlığını, duygularını, vicdanını da bildiklerine katarak hareket eder. Kısacası hekimlik vicdan azabıdır. On beş saat süren hayati bir ameliyatın akşamından sabahına kadar saatler geçmek bilmez… Psikotik alevlenme geçiren bir hastanın yatışması için uygulanan tedavi sonrası hasta yakınlarının telaşına ortaktır. Doğum yaptırır, bir mucizeye tanık olur, aylarca bebeğini bekleyen, emek eden, sıkıntılar çeken anne babayı yavrusuna kavuşturur. Hastane kokusudur alıştığı, çoğu kişiye kötü gelen bu kokunun sahibi hekimin evidir gece gündüz, şikayet etmez.

Uygun tedaviyi önerdiğinde “bence bu yöntem doğru değil, ben internetten böyle okumadım…” cümleleri ile karşılaştığında verdiği mücadele yetersiz kalabilir. Antidepresanların bağımlılık yaptığı, karaciğeri, böbreği çürüttüğü iddiaları ile ilaç tedavisini reddeden pek çok hastamız olmuştur. Bunlara bıkmadan yanıt verdik, kimi hastayı ikna edebildik, kimisi ikna olmadı. Toplumumuz için yargılanma ve etiketlenme korkusu ile psikiyatriste başvurabilmek, ruh sağlığı ile ilgili yardım aldığını paylaşabilmek yeni yeni gündeme gelebilmiş ve kısmen de olsa kolaylaşmışken tedavi önerilerimizin geri çevrilmesi bizi üzüyor ve işimizi yapmamızı zorlaştırıyor. Damgalamanın kendisi başlı başına bir şiddet örneği olup daha hekime ulaşmadan insanlar şiddet mağduru oluyor. Kadın şiddet mağduru, hekim şiddet mağduru, insan şiddet mağduru, doğa şiddet mağduru, neden…?

Öfke doğal bir duygudur, diğer duygular gibi. Her öfkelendiğimizde sonucu şiddet olmuyor. Şiddetin ortaya çıktığı durumlarda cezalandırıcı bir zemin hâkim… Bu cezalandırıcı yan içimize henüz küçük yaşlarda iken ekiliyor bir tohum gibi. Yıllar içerisinde dallanıp budaklandığında bu yanı fark edemezseniz, bu yan hem öze yönelik hem de çevrenize yönelik çalışır. Ortaya çıktığında hatayı affetmez, acımasızca eleştirir, küçümseyip değersizleştirir ve aşağılayıcı tutum sergiler. Üstelik bu tutumunda haklı olduğunu düşünür. Değim yerindeyse insanın canına okur. Topluma baktığınızda yoğun bir cezalandırıcı zemin göreceksiniz. Bunu filmlerde ve dizilerde seyredebilir, hastası tarafından dayak yiyen bir hekimin haberini okurken fark edebilir, tecavüze uğrayan bir kadının “o saatte, falanca kıyafetle” dışarıda ne işi olduğunu düşünürken anlayabilirsiniz. Yani cezalandıran yan içimizde, her saniye…

Şiddetin her türlüsü normal değildir ve haklı bir açıklaması yoktur. Toplumumuzda o kadar çok şiddet mağduru var ki normal gibi görünüyor olabilir. Bugün bir hekim şiddete maruz kalıyor, yarın siz herhangi bir yerde, sıra beklerken, yemek yerken, otobüsteyken şiddete maruz kalabilirsiniz. Ses verelim o zaman, yok saymayalım yaşananları. Daha çok sevelim mesela, daha çok affedelim, anlayışlı olalım ve son yılların belki de karşımıza çıkan en önemli problemlerinden biridir sabırsızlık, sabrı öğrenelim. Özdenetimsiz hayatlar başarısız olmaya mahkumdur, sabredelim. Sevgiler…

 

 

 

Yorum Ekle