Girişim sermayesi Yatırımları ve hukukumuz


Bu haftaki yazımızda, girişimcilik dünyasının olmazsa olmazı olan yatırımcılar ve özellikle, girişim sermayesi fonları (VC) hakkında kısaca bazı hususları değerlendireceğiz.



VC’ler, girişimcilere risk sermayesi yatırımını kurumsal olarak sağlarlar. 
Ülkemizde VC düzenlemesinin bir ayağı, SPK tarafından izlenmektedir ve mevzuata göre, Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı (GSYO) kurulması, aslında bakınca oldukça belirgin kurallara tabidir. İlgili VC’nin portfolyosunun kurumsal kimliği olan GSYO için asgari 5 Milyon TL fon hazırlanmış olması, SPK’nın yayımladığı tebliğ hükümlerine uyulması gibi esaslı sorumlulukları bulunur. Bu gibi keskin düzenlemeler nedeniyle ülkemizdeki kayıtlı GSYO’ların sayısı oldukça azdır, ve genellikle banka ya da sigorta şirketleri tarafından tercih edilmektedir.
Ancak VC için tek yol GSYO kurulması değildir. GSYO’nun getirmiş olduğu bazı mevzuattan kaynaklanan avantajlar ve dezavantajlar bulunmaktadır. Bu yola girmek istemeyenler, halihazırdaki bir anonim şirketi kullanarak da girişim sermayesi yatırımı gerçekleştirebilirler. Ancak GSYO’larda bulunan pay sahipleri sözleşmesi zorunluluğu (ki hukukumuzda ender olarak düzenlenen ancak uygulamada yaygın bir enstrümandır) alelade bir anonim şirkette bulunmamaktadır. Yönetimdeki ortakların gerçekten hissedar olup olmaması, vergisel avantajlar-dezavantajlar, SPK tebliğine tabi olma, asgari sermayenin birinde milyonlar diğerinde 50 Bin TL olması gibi değişkenler; bu iki tercihi birbirinden ayırmaktadır.
Ülkemizde son zamanlarda pek çok başarılı start-up yatırımları ve çıkışları olduğunu görüyoruz. Ekosistemin ve duyulan ilginin artışı gerçekten heyecan verici. Bu konuda regülasyonun, kanun koyucuların da yalnızca kredi desteği ve devlet teşviki gibi hususları ilerletmek dışında; dünyada bu konuda başarılı olmuş coğrafyaların düzenlemelerinden faydalanması gerektiğini düşünüyorum.
Nitekim girişimciliğin beşiği olan ABD’de, sayısı bini geçmiş aktif VC fonu bulunmakta. Türk yatırımcıların bazıları da, VC yatırımı konusunda kurumsal kimliği daha çok Hollanda, Lüksemburg, veya ABD’ye geçirip; bir Türk girişimine yatırım gerçekleştirecekse de bu yatırımları yurtdışındaki fonları aracılığı ile gerçekleştirmeyi tercih edebiliyorlar. Örneğin bugün ABD’de şirket kurmanın asgari sermaye sınırlaması bulunmuyor ve elektronik beyana dayalı olarak internet üzerinden gerçekleştirebiliyorsunuz. Zira, hayalleri olan bir Türk girişimci veya yatırımcının kendi ülkesinde şirket kurmasının, örneğin ABD’de bir şirket kurmasından daha zor olmaması gerektiğini düşünmekteyim.
VC yatırımcılığına yalnızca alelade bir nakdi yatırım gözüyle bakmamak gerekiyor (nitekim diğer yatırım türlerinde de keza aynı şekilde), bu yatırımcılar genelde girişimin bir mentörü olarak yer alıyorlar ve ölçeklenmesini de sağlıyorlar. İstisnaları olsa da hem nakdi, hem manevi, hem operasyonel destek sağlanıyor olması mühim.
Saygılarımla

Yorum Ekle