Dünya Fikri Mülkiyet Günü ve acı gerçekler


Dünya Fikri Mülkiyet Günü, WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü) tarafından 2000 yılında başlatılan ve yenilikçi fikirleri teşvik etme, toplumdaki fikri mülkiyet farkındalığını artırma amacı taşıyan bir gündür.



Her yıl WIPO’nun kuruluşu olan 26 Nisan’da kutlanan bu günün 2022 teması ise “Fikri Mülkiyet ve Gençlik: Daha İyi Bir Gelecek İçin İnovasyon” olarak belirlendi.

Dünya olarak pandemi, savaşlar, çevre sorunları ve ekonomik darboğazlarla boğuştuğumuz bu günlerde bu temanın alt metni bence büyük önem taşıyor.

Burada verilmek istenen mesaj şu ya da ben öyle algılamak istiyorum, evet inovasyon yapalım ama daha iyi bir geleceğe katkıda bulunması şartıyla.

Çoğumuzun malumu olduğu üzere inovasyon hayata geçirildiğinde dış dünyaya bir fayda sağlayan yenilikçi fikirlerdir.

Bu fayda teknik, sosyal ya da idari bir fayda olabilir.

Diğer bir deyişle inovasyon deyince sadece bir cihazda yapılan bir geliştirmenin algılanmaması gerekir.

Topluma fayda sağlayan yenilikçi bir sosyal sorumluluk projesi de içerisinde bir inovasyon barındırabilir.

Bu noktada, ne yazık ki günümüzde inovasyon yapanların çok büyük bir kısmı dünyamıza ve/veya insanlığa zarar verip vermeme konusunu çok da düşünmeden sadece kendilerinin elde edeceği faydaya, güce odaklanıyor.

Ama sadece daha çok kar ve güç olunca, insanların zayıf yönlerini, doğayı ve hatta birçok temel insani değeri sömürmekten de kimse çekinmiyor.

Bu niyetle yapılan inovasyonlar ne kadar yenilikçi olursa olsun, ne kadar yüksek teknoloji içerirse içersin, literatürde belirtilen adıyla “yıkıcı inovasyon” değil bana göre “yok edici inovasyonlardır”.

Bugün dünyamızda çevre felaketleri yaşanıyorsa, doğal gıda bulamaz hale geldiysek, insanlar sürekli faydasız ve yozlaştırıcı içeriklere maruz kalıyorsa, çoğumuzun sağlığı yerinde değilse, savunma bütçeleri almış başını gitmişse, eğitim sistemi ciddi şekilde tökezliyorsa, inanın arka planda çoğunlukla bencilce tasarlanmış, sadece yapana fayda sağlayan ve hatta onun dışındakilere de zarar veren zehirli inovatif çözümler vardır.

Bunları masumlaştırıp inovasyon maskesi altında göstermek bu işin gerçeğini değiştirmez.

O yüzden sadece yapana getiri sağlamakla yetinmeyip insanlığı, doğayı, hayatı iyileştirici “etkisi” de olan inovasyonlara ihtiyacımız var.

GDO’lu tarım ürünleri, yapay etler, ekranından kopamadığımız telefonlar, alın teri dökmeden büyük kazançlar vaat eden kripto paralar, merkezi sistemleri devre dışı bırakan ama bir taraftan belki de çoğu kişinin bilmediği inanılmaz bir enerji tüketimine sebep olan blok zincir sistemi ya da sunduğu fırsatlar kadar ciddi tehditleri de bünyesinde barındıran metaverse, tüm bunlar gençler ya da yaşadıkları dünya için ne oranda iyileştirici bir etkiye sahip, bu konuda tüketiciler olarak çok ciddi kafa yormamız ve bu gelen sele karşı akılcı bir duruş sergilememiz gerekiyor.

 Ama denge kanunları gereği bir yerde negatifler ne kadar artıyorsa pozitifler de aynı oranda artıyordur.

Etrafımızda nice gençler ya da yetişkinler var ki bu olanların farkında ve kendilerinden önce başkalarının ya da yaşadıkları dünyanın faydasını ön plana alıyorlar.

Özetle, gençlerimize, çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakmak için yok edici değil iyileştirici inovasyonlara imza atmalıyız ve tüketiciler olarak da böyle şirketleri desteklemeliyiz diyerek yazımı burada sonlandırıyorum.

Bu vesileyle tüm EKOHABER okuyucularına sağlıklı ve de huzurlu günler diliyorum.

Yorum Ekle